Nesrin Ercan
Ne Kaldı?
Yeşil, aynı yeşil. Mavi, aynı mavi. Beyaz, aynı beyaz.
Durağan her şey durmakta. Canlı her şey hareketli. Uçması gerekenler yürümüyor. Yürümesi gerekenler, uçmaya çalışmıyor. Bozuk saat de üstüne düşeni yapıyor, kovanın da uyuyan arı da...
Zaman su gibi, su zaman gibi akıp gidiyor. Beklemeden, takılmadan, danışmadan...
Pazartesi’den sonra, Salı geliyor yine. Kalem okunmayı, fikirler anlaşılmayı bekliyor.
Dünya dönüyor acele etmeden. Diğer gezegenleri selamlıyor her dönüşünde; eşref- i mahlukata mesken olduğuna büyüklenmeden. Kainatta ona verilen yere razı olup, sakin sakin yürüyor öylece. Diğer gezegenlerde ışıklar kapalı. Sorgulayan da yok, itiraz eden de...
Dünya’ya bakıp, iç geçirmiyorlar. Hırslanmıyorlar. Kimse yerine yabancılaşmıyor. Başkasının yerini yadırgamıyor. Yıldızlar aynı gökyüzünü paylaşabiliyor. Tek başına parlamanın faydasız olduğunu çoktan idrak etmişler bile. Gökyüzünün usul usul ışıksızlığa bürünmesini bekliyorlar her gün sabırla, vakarla. Gökyüzü bir açıyor, bir kapıyor gözlerini. Açıyor, kapıyor. Biliyor ki; ona tayin edilen görev bu. Güneş; ‘bugünde ay ısıtsın. ‘ demiyor. Ay; ‘ yıldızlar varken, bana ne gerek var. ‘diye sitem etmiyor. Kiraz dalından elma, gül tomurcuğundan lale çıkmıyor. Yağmur taneleri rekabet etmiyor, toprağa ilk düşen olmak için. Tırtıl, kelebeğe dönüşmeden önce de mutlu olmayı unutmuyor. Vaktinden evvel kanat çırpmanın beyhude bir çırpınış olduğunun farkında. Deniz dalgalanıyor ancak dalgalarda acelesiz. Sakin, tenha, huzurlu. Anlaşılarak, anlam katarak.
Karınca deveye, balık kuşa, kaplumbağa tavşana, siyah beyaza, beyaz siyaha benzemeye çalışmıyor. Bunun için çaba sarfetmiyor. Varlık anlamını israf etmiyor. Binlerce varlık aleminde, kimse ‘kimse’ gibi olmak istemiyor. Kendisi gibi görünmek belki de tek amaçları...
Sadece bir varlık dışında...
Çünkü biliyorlar ki; kusursuz yaratılan bu kainatta, her şey yerli yerinde. Her şey zıttı ile tam. Olması gerektiği gibi, olması gerektiği yerde. Endişe yok, korku yok, sabırsızlık yok. Koşturmaca – kovalamaca, oldurmaya çalışmak yok. Sonuca odaklanıp, sürecin güzelliğini kaçırmak yok. Sonsuz bir beklenti, kusursuza ulaşma çıkmazı yok. Sükûnet, kabul etme ve teslimiyet var. Uçsuz bucaksız alem – i misalde muazzam bir sakinlik, derin bir huzur, manalı bir akış hali var.
Sadece bir varlık dışında.
Çünkü o varlık, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Her şeyi tamam etmeye, kontrol etmeye, her şeye hakim olmaya çalışıyor. Beklentisi de sonsuz, sabırsızlığı da.
İradesi zayıf, düşünceleri kısıtlı, düşündürdükleri çoğu zaman karmaşık ve belirsiz. Kendisi dışında, her şeyin farkında olan bir varlık bu. Aynı anda dünde, bugünde, yarında yaşamaya çalışan. Beş saniyesinin daha olup olmadığının bilinmezliğiyle, beş yıl sonrası için plan yapan bir varlık. Durmadan koşan, koştukça daha çok uzaklaşan ve aslında tam olarak ne için koştuğunu hiç bir zaman bilmeyecek – bilemeyecek olan bir varlık. Tüketen, sürekli tüketen, çokça tüketen bir varlık. Maddi – manevi her şeyi, durmadan – duraksamadan; neyi ne için yaptığını bilmeden, bilmediğini de bilmeden, yalnızca sınırsız tüketen bir varlık. Zamanı, sağlığı, kazanılanı, bağları, duyguları, samimiyeti, hayatı anlamlı kılan her şeyi koşulsuz ve çok çabuk tüketen bir varlık. Sahi ne kaldı?
Tanıdık geldi değil mi?
Çünkü kendisi ile her gün karşılaşıyoruz aynada.
Bakıyoruz öylesine, yalnızca görülene. Kaybettik sanki bir şeyleri.
Her şeye bulduğumuz zaman, hiçbir şeye yetmeyen vakit.
Özlediğimiz geçmiş, sonsuza dek unutmaya çalıştığımız dün.
Korktuğumuz gelecek, ardımıza bakmadan koştuğumuz yarın.
Yeryüzü sakin, gökyüzü sakin. Bütün varlık alemi dingin.
İnsan, hep aceleci.
İnsan, hep unutkan.
İnsan, hiç değişmez.
Oysaki dünya, hep en sonun düşünüldüğü ama asla sonuna ulaşılamayan yerdir. Hayat, düzenli bir karmaşıklık sadece. İnsan ise kainatın özüdür. Her şey ona benzer. Her şey onda başlar, onda son bulur. İnsan ise, en son kendini bulur. Ya da bulamadan kaybolur.
İnsan.
Kainatın en evvelden yolcusu. Maksadı unutan, hizmetine yaratılanlara hizmetkar olan, ömrü umarsızca harcayan, pişmanlık ummanının en kuytu yerlerinde dolaşan garip bir yolcu işte...





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.