Nazargâh-i ilâhi, Makâm-ı Mustafa!

Mekke’de toplanmış olan milyonlarca Müslüman bugün Vakfe için Arafa’ta çıkacak. Hergün artan büyük bir iştiyakla Suudî Arabistan Krallığı’nın 1. kanalından yapılan yayınları takip ediyorum. Kâbe’nin içi ve çevresi sanki mahşer yeri gibi. Allah’ın evinde yalnız O’nun için başlarını secdeye koyarak tavaf yapan, af ve mağfiret için ellerini açan onca mü’min, hac farîzasını yerine getirecek olmanın heyecanı içinde. Önce gidenler Medine-i Münevvere’ye uğrayıp, hem Peygamberimize (sav) olan hasretlerini giderdi, hem de kırk vakit namaz kıldı. Ravza’sını uzaktan görünce başlayan kalplerdeki rikkat huzur-ı Resûl’de ilâhî bir aşka dönüşürken, insan Osmanlı döneminin velî şairi Nâbî’nin “Sakın terk-i edebden, kûyi mahbûb-i Hudâ’dır bu/Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafa’dır bu” mısraları ile başlayıp;
“Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîlet de,
Tefevvuk-kerde-i arş-ı cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil,
İmâdın açdı mevcûdat dü çeşmin tûtiyâdır bu.
Felekde mâh-ı nev Bâb’üs-Selâmın sîne-çâkidir,
Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu.
Mürââ-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Mutâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu” diye devam eden manâ yüklü ünlü Na’tını düşünmeden edemiyor. Asıl ismi Yusuf olan, miladî 1642’de Urfa’da dünyaya gelen ve 1712 senesi Rebî’ül-evvelinde Üsküdar’da vefat edip, Karacaahmet mezarlığına defnedilen Nâbî’nin, Resûl-i Kibriya’nın ziyaretini nasıl yapmamız gerektiğini bildiren Na’tının türkçe açıklaması şöyle yapılıyor:
Edebi terketmekten sakın. Zîra burası Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamber efendimizin (sav) bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i Ekrem’in makamıdır. Burası cenâb-ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse, Allahü teâlânın arşının en üstündedir. Bu mübarek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlığı sona erdi. Yaradılmışlar, gözünü körlükten açtı. Zîra burası kör gözlere şifa veren sürmedir. Gökyüzündeki yeni ay, O’nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır. Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir. Zîra burası büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir.
Çocukluğunda Arapça ve Farsçayı kaynağından öğrenen Nâbî, daha sonra Yakub Halife isimli bir Kâdirî şeyhine talebe oldu. Şeyh, Nâbî’yi kuzusunun gütmekle vazifelendirdi. Kısa süre sonra çobanlıktan usanan Nâbî, “Hakk’ı bulmamda rehber olması için başvurduğum hocam bana ders verip, zikir yaptıracağı yerde kuzusunu otlattırıyor” diye düşündüğü sırada hocası onu çağırıp, feyz saçan gözlerini gözlerine dikerek “Senin eğitilmeye ihtiyacı yok, ilimden nasîbini doğuştan almışsın. Çobanlık yaptırıp, seni denemek istedim” dedi ve o anda ilmin birçok mertebelerini aşan Nâbî’yi İstanbul’a gönderdi. Önceleri aradığını bulamayan Nâbî, vezir Muhasip Mustafa Paşa’ya, takdim ettiği “Bir garibim cenâbına geldim/ Bin ümid ile bâbına geldim/Kereminden zamâne sîr oldu/Fakr devrinde bir fakîr oldu” mısralarıyla dikkati çekince Dîvân kâtipliğine tayin edildi.
Nâbî, miladî 1678’de izin alarak hacca gitmek için yola çıktı. Medine’ye yaklaştıkları bir gece kafiledeki bir devlet büyüğünün ayaklarını kıbleye doğru uzatmış olarak uyuduğunu görünce, o zâtı uyandırmak için “Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu/Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafa’dır bu” diye başlayan Na’tını söyledi. O mısraların manâsını anlayan devlet büyüğü hemen ayaklarını toplayıp, “Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?” diye sordu. Nâbî, “Sizi uzanmış görünce söylemeye başladım. Başka duyan yok” cevabını verdi. Kafile yoluna devam ederek Mescid-i Nebî’ye varınca müezzinlerin minarelerden o Na’tı okudukları duyuldu. Nâbî ve yüksek devlet büyüğü hayretten dona kaldılar. Müezzinler ezanı da okuyup, minareden inince Nâbî, bir müezzine “Allah aşkına, Peygamber aşkına söyle! Ezandan önce okuduğun Na’tı kimden öğrendin” diye sorunca Müezzin şu cevabı verdi: “Resûl-i Ekrem (sav) bu gece Mescid-i Nebî’deki bütün müezzinlerin rüyasına gelerek ‘Ümmetimden Nâbî beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı herşeyin üstündedir. Bu sabah ezanından önce benim için söylediği bu şiiri okuyarak Medîne’ye girişini kutlayın’ buyurarak, talim ettirdi. Biz de Resûlullah’ın emrini yerine getirdik”
Nâbî gözyaşları içinde defalarca “Sahi ümmetimden Nâbî mi dedi” diye sorarak, “Evet” cevabını alınca sevincinden kendinden geçti.
Allahü teâlâ, inşallah milyonlarca hacı adayını ve cümle ümmet-i müslümanı kulluğuna, Resûlullah da ümmetliğe kabul etmiştir. Bu vesile ile Kurban Bayramını tebrik, İslâm âlemine hayırlara vesîle olmasını temenni ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi