Namazda Diriliş ve Prof. Mim Kemal Öke!

Hilâl TV’de yayınlanan “Namazda diriliş” programını beğenerek seyrediyorum. Ahmet Bulut ve Abdullah Yıldız’ın birlikte düzenledikleri programda her hafta değişik konuklarla, günde 5 vakit farz olan namazı konuşuyorlar. “Namazda diriliş” i televizyon programı olmaktan da öteye götüren Bulut ve Yıldız’ın, davet edildikleri Çumra, Bozkır ve Seydişehir’de toplantıların da büyük ilgi göreceğine inanıyorum. Bu vesile ile “Müslümanın alâmeti namazdır”, “Namaz, mü’minin miracıdır” ve “Mahşer günü ilk önce namazdan suale çekileceksiniz” gerçeğinden hareketle akademisyen Prof. Dr. Mim Kemal Öke’nin, namaz konusundaki görüşlerini sütunuma almayı uygun gördüm. Sanırım ilginizi çekecek. Buyurun, okuyun:
“İmanı ibadetle tamamlamak gençlik yıllarıma nasip oldu. Bu eşiği geçişim, gurbette eğitimim sırasında, kendimle yüzleşme ile başladı gibime geliyor. Avrupa’da Pazar günü Hıristiyanların ibadet günüdür. Kilise çanlarıyla başlayan Pazar günleri Hıristiyanlar en temiz elbiselerini giyerek, ailece kiliselere gider, o gün spor müsabakaları, bazı yerlerde barlar ve restoranlar bile kapalıdır. İşte böyle bir ortamda 7 yıl yaşadım.
Pazarları dinlenme günümdü. Bir meşgale bulamaz; kendimi yalnız hisseder, galiba biraz da Hıristiyanlara imrenir, onların o günü ulvî bir atmosfer içinde geçirmelerini kıskanırdım. O zaman kendime ‘Sen nesin’ diye sormaya başladım.
Dinin kişinin kimliğinde temel taşı olmasını kavramıştım çok şükür. Ama ya ben? Evet, ailem daha küçükken bazı sûre ve ayetleri ezberletmiş, şehirli uygarlık içinde evlâtlarını adeta ‘Protestanlandırılmış bir din telâkkisi’ içinde ‘modern’ Müslüman olarak görmeyi arzuladıkları için olacak, ‘kabahat de ibadet de gizlidir’ zihniyetiyle, Allah’a gecenin ıssızlığında el açmamın uygun düştüğünü belletmişlerdi.
Benim okulum dünyanın en saygın üniversitesiydi. Her biri bir Hıristiyan azizin ismini taşıyan bu kolejlerde ‘Chapel’ denilen kilisecikler bulunurdu. Kolej yetkilileriyle öğrencilerin tanışma çaylarından birinde kolejin papazı yanıma gelerek, ‘Siz kimsiniz? Biz sizinle chapel’de hiç karşılaşmadık’ dedi. Endişelendim. Olur ya, papaz ‘bu üniversitede kiliseye devam etmeyenleri dışlarız’ derse ne yapardım? Papaza biraz da mahcup bir tavırla ‘Affedersiniz, ben Türk ve Müslümanım’ cevabını verdim. Birkaç hafta geçti, bir arkadaşım beni görünce ‘Papaz seni çağırıyor’ demez mi? İçimden ‘korktuğum başıma geldi’ diye geçirdim. Fakat papaz beni güler yüzle karşılayıp, ‘Siz Müslümansınız, bu ülkede sizin de ibadet etmeye hakkınız var. O nedenle ben üniversite yetkilileriyle görüştüm. Müslüman öğrencilerin ibadetlerini aksatmamaları için bir oda tahsis etmeye karar verdik’ dedi.
Şaşırmıştım. Aziz Rasmus’un gösterdiği oda mescide çevrildi ve imamlık görevi namaz kılma alışkanlığı olmayan benim üzerimde kalmıştı. Neredeyse bütün derslerimi bırakıp, Türk-İslâm Literatürünün bol olduğu üniversite kütüphanesine girerek, ‘İlmihâl’ i karıştırmaya başladım. ‘İyi ki Müslümanım’ dediğimi hatırlıyorum. Taklid-i imandan, tahkik-i imana o safhada geçip, topladığım bilgilerle hem kendi namazlarımı kılıyor, hem de öğleleri üniversitenin Müslüman asıllı öğrencilerini, duvarlara yapıştırdığım ilânlarla mescide çağırıyordum.
Bir gün ibadet için yatak odama çekilip, kapıyı da kilitlemiştim. Aynı suiti paylaştığım İngiliz arkadaşım kapıyı vuruyordu. Açılmayınca balondan girmeye çalışıyor, görüyorlar ve yedek anahtarla kapıyı açıyorlar ki, beni namaz kılarken görüyorlar. Özür dilediler, ama arkadaşım kapıyı kilitlediğim için sitem ederek, ‘Ben seni rahat mı edecektim? Kınayacak mıydım? Sana bir şey oldu zannedip, telâşlandım’ dedi. O gün ibadetten utanılmaması gerektiğini öğrendim.
Noel tatilinde Türkiye’ye geldim. Aileme kavuşmak güzeldi. İlk gün namazımı aksatmamak için odama çekilip, bu kez kapıyı kilitlemedim. Namaz sırasında annem bir şey söylemek için odama girdi. Duraklayıp, çıktı ve babamla fısır fısır konuştuklarını duydum. Ses etmediler, sorgulamadılar. Birkaç gün geçti. Annem devamlı kılıp kılmayacağımı sordu. Başımı ‘Evet’ anlamında salladım. Üstünde durmayacaklarını sandım. Ancak, ertesi gün benimle ciddi bir mesele konuşmak ister gibi karşıma dikildiler. Bu kez babam sordu:
‘Evlâdım, sakın ola ki, İngiltere’de bu aşırı İslâmcı gruplara filan takılmış olmayasın? Bu değişiklik niye?’
Anlatmaya çalıştım onlara. Dinlediler. Ne onay, ne itiraz. Bir gün namaz kılarken onların yine odama girdiklerini anladım. Selam verdim, arkamda durmuş beni seyrediyorlardı. Annemin başındaki örtüsünü fark ettim. Bir anlık sessizlikten sonra, ‘Sana bir şey söylemek istiyoruz. Bize de namaz kılmayı öğretsene’ dedi. İşte o günden sonra namazlarını hep kıldılar”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi