Muhsin Yazıcıoğlunu da Kaybettik

BBP Genel Başkanı ve büyük dava adamı, dost ve yiğit insan Muhsin Yazıcıoğlu’nu, dağlarda parçalanan elim bir helikopter kazasında kaybettik. Ölümüyle bütün Türkiye’yi yasa boğan Muhsin Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter, Göksun’dan Yerköy’e giderken Döngel köyü yakınlarında dağa çarparak parçalandı. Dağlık bir arazide helikopterin düştüğü anlaşıldıktan sonra, çetin hava şartları sebebiyle, resmi ve sivil bütün gayretlere rağmen olay mahalline bir türlü ulaşılamadı. Dört günlük hummalı bir aramadan sonra dağın zirvesinde Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının cansız bedenlerine ulaşıldı. Kara haber bütün acılığıyla duyulunca ümitle bekleyiş, yerini yasa bıraktı. Vatan ve millete hizmet yolunda hapislere düşen, zindanlarda korkunç işkencelere maruz kalan, bütün bunlara rağmen yılmadan ve korkmadan vatan ve milletine hizmete azimle devam eden Muhsin Yazıcıoğlu’nu beklenmedik bir anda kaybettik. Bu durumu kabullenmekten ve kadere rıza göstermekten başka çaremiz yoktu.

Gençliğinde ülkücü görüşü benimseyen ve bu görüşün liderliğini de yapan Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili çok güzel yazılar, gazete sayfalarında yer aldı. Bunların hepsini kaçırmadan zevkle ve heyecanla okuduk. Sevenleri, dostları, yol ve dava arkadaşları güzel konuşmalar ve açıklamalar yaptılar. Davanın bir neferi olmayı şeref sayan ve bunu gönlüne sindiren Muhsin Başkan, şehâdet şerbetini içerken de ve ebedî yolculuğuna çıkanken de büyüdü. O’nun büyüklüğünün ve Allah’ın sevgili kulu oluşunun en güzel işareti; tabutunun etrafında kümelenen yüz binler idi. Devletin zirvesi oradaydı. Bütün parti temsilcileri oradaydı. Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri oradaydı. Genel Kurmay Başkanı olmak üzere askeri erkân oradaydı. Medya bütün temsilcileriyle ve imkânlarıyla oradaydı. Köylü-kentli, sivil-resmi, yaşlı-genç, kadın-erkek millet, oradaydı. Türk cumhuriyetlerinden gelen bayraklar ve temsilciler, oradaydı. Olayın oluş anından bitiş anına kadar millet gözyaşlarıyla ayaktaydı. Göz yaşları sel olmuş Kocatepe Camiine doğru akıyordu. Dağın tepelerinde çok zor şartlarda enkaz aramaya köylüleri kimse icbar etmiyordu. Onlar içlerinden gelerek, çetin hava şartlarıyla savaşmayı göze alarak, iki metreye yakın kar yığınlarıyla boğuşmayı göze alarak, bu yolda ölmeye hazırız diyerek dağın yamaçlarında enkaz arıyorlardı. Yollarını aydınlatan azim ve cesaretleri, gönüllerini ısıtan ve onları donmaktan koruyan içlerine akan sıcak göz yaşları ve kayalıklara onları tırmandıran Muhsin Yazıcıoğlu sevgisi idi.

Ankara Kocatepe Camii ibadete açıldıktan bu yana, ilk defa böylesine muhteşem bir cemaate ev sahipliği yapmanın onurunu yaşıyordu. Minarelerden yükselen ve Ankara semalarında yankılanan, ölenlere ve yaşayanlara Allah’ın rahmetini müjdeleyen ezan sesleri, tekbirler ve dualar ve cemaatten yükselen amin sesleri bunun işareti idi. Tabutu omuzlarına alıp Tâceddin Dergâhına doğru yola çıkmak için bekleyen iman ve sevgi seli, omuzlarda taşınan al bayraklı tabutun içinde yatan insanın belki partisini bile bilmiyorlardı. Bilmeleri de gerekmiyordu. Çünkü onlar omuzlarında taşıdıkları insanın nasıl, bir yiğit ve alperen olduğunu biliyorlardı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun üstün şahsiyeti, örnek ahlâkı, davası yolunda azim ve cesareti, kulluk aşkı her şeyin üzerinde idi. O Mamak cezaevindeki 2,5 metrelik hücreyi, Kur’an-ı Kerim nuruyla aydınlatmış, insan sevgisiyle genişletmiş, Haktan gelene rıza göstermekle ruhunu ferahlatmış ve düşüncesini yükseltmiş, her şeye rağmen milletine ve vatanına hizmet ve niyetini değiştirmemişti.

Benim hislerimi ifade etmeye çalıştığım konularda çok güzel şeyler yazıldı, çizildi ve konuşuldu. Kaynak müsait, mümbit ve zengin olunca neler çıkmıyor ki ortaya, İnanın rahmetliye gösterilen büyük ilgi ve sevgi, göz yaşlarına dönüşen heyecan onun ölümünün oluş şeklini bize unutturdu. İnsanın içinden; sana böyle bir ölüm ve böyle bir uğurlayış yakışırdı diyesi geliyor. O da kalabalığın arasında bizimle beraber olayı takip eder ve heyecanı paylaşır gibiydi. Sevenlerini sanki yalnız bırakmıyordu. Sanki ölmemişti. Tabutunun arkasında yürüyenler ve yürekten amin diyenler sanki rahmetliyi tabutun içinde değil de yanlarında gibi hissediyorlardı. Bu büyük merasim tamamlandıktan sonra Muhsin Yazıcıoğlu yine meydanlara çıkıverecek, Kosava’dan, Bosna-Hersek’ten, Dağlık Karabağ’dan, Batı Trakya’dan, Kırımdan, Çeçenistan’dan, Kıbrıs’tan, Doğu Türkistan’dan haber getiriverecek gibiydi.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, gönlünden geçirdiklerine sağlığında ulaşamamış olsa bile, ölümüyle ulaşan ve ahirete bu rahatlıkla giden kimse idi. Onun yüce mefkuresi, olayın başlangıcından sonuna kadar en muhteşem şekilde dile getirildi, adeta haykırıldı ve Türk gençliğine emanet edildi. Sanki cansız bedeninin, karlar arasında kayalarla komşuluk yaparak bulunmasının uzamasında da, bir takım hikmetler ve mesajlar gizli gibi idi. Cenazesinin Tâceddin Dergâhına defnedilmiş olması, sağlığında yaptığı ziyaretlerin, hizmetlerin ve dergâha bağlılığının bir mükafatı idi. Mekke’den, Medine’den, Türk cumhuriyetlerinden ve çok sevdiği vatanının her bir köşesinden getirilen toprakların aynı kabirde onunla birlikte gömülmüş olması niyetinin ve idealizminin kucaklayıcılığını göstermesi bakımından önemlidir.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlunu sağlığında tanımış ve yüz yüze görüşmüş olmanın şerefine erenlerdenim. Ankara’da görevim sebebiyle bulunduğum yıllarda sık sık Diyanet İşleri Başkanlığına gelir, benim odama kadar da zahmet buyurur ve görüşürdük. Diyanet İşleri Başkanlığının hizmetlerine yakından ilgi duyar, taşradaki bazı işleri takip etmekten, görevlilerin ihtiyaçlarını ve problemlerini ilgililere duyurmaktan büyük keyif alırdı. Diyanet İşleri Başkanlığının dâvetlerine mutlaka icâbet eder, T. Diyanet Vakfı tarafından organize edilen kitap fuarlarının açılışlarına katılırdı. Yakın arkadaşlarının da ifade ettikleri gibi bu ziyaretlerinin partisine ne kazandıracağının veya kaybettireceğinin hesabını katiyen yapmaz, dinî ve millî kültürümüze hizmet amacı taşıyan her türlü çalışmanın yanında olurdu. T. Diyanet Vakfı tarafından yürütülen kültür ve yayın hizmetlerine gönül vermiş ve katkıda bulunmuş kitap dostu bir kimse idi. Bu durumu yakından bilen ve yaşayanlardan birisiyim.

Kendisini Rahmet-i Rahman’a yolcu etmenin sıcaklığını halen hissettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu hakkında, daha çok şey yazılacak ve güzel şeyler söylenecek, tatlı hatıralar dile getirilecek. Hizmetleriyle ve davasıyla ilgili bir enstitü kurma müjdesi de sevindirici. Kaybımız ve tasamız büyük. Daha çok kendisini sevenlerin bizi teselli edecek noktalara yönelmeleri gerekiyor. Allah rahmet eylesin. Geride kalanlara sabırlar versin ve milletimizin başı sağ olsun. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi