Muhsin Yazıcıoğluna Rahmet Dilerim
Gazeteci diğer rakiplerinden önce haber vermek için de ayrı bir yarışın içindedir. Haberi atlayabilir, atlatabilir. Haber atlamak veya atlatmak saniyelerle ölçülür.
Gazeteci sadece rakibini atlatmaz, ağabey-kardeş ise onlardan bir birlerini atlatmaya çalışırlar. Hatta bir evde bir ailede eşler de gazeteciyse onlar da bir birini atlatmak yarışındadırlar. “Eş” ayrı “İş” ayrıdır.
Ortada gazete vardır, gazetecilik vardır.
Bunları bir kenara bırakalım da asıl yazmak istediğim konuya dönelim:
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu ben 12 Eylül 1980 tarihinden önce tanırım. Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduktan sonra sık sık Konya’ya gelir ülkücü arkadaşlarla birlikte olurduk. Eğer bu gelişleri Ramazan ayına rastgelmiş ise orucumuzu birlikte açar, iftarımızı birlikte yapardık.
Muhsin Yazıcıoğlu Anadolu’nun ortasında Sivas’ın Şarkışla ilçesinde dünyaya gelmiş mert bir kişiydi. Sivas için “Havası sert insanları mert” derler. İşte Muhsin Yazıcıoğlu da aynen böyle idi. Mert bir insandı. Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğü gibi ol” sözünü sanki Muhsin Yazıcıoğlu için söylemişti. Muhsin Yazıcıoğlu olduğu gibi görünen, göründüğü gibi de olan bir karakter yapısına sahipti.
Aşık Veysel’in hemşehrisi idi. Veysel, sazına şöyle seslenir: “Senin aslın dut ağacıdır, sen aslını ben aslımı unutmayalım.” Der. Bunun gibi Muhsin Yazıcıoğlu da Aşık Veysel gibi hiçbir zaman Sivas’ı Sivaslı hemşehrilerini unutmadı. Dnlar da Yazıcıoğlu’nu unutmadılar.
Muhsin Yazıcıoğlu, Erciyes dağı gibi, Ağrı dağı gibi, Alpler gibi, Everest tepesi gibi “heybetli” idi. Uzaktan baktığımız zaman aynı heybeti görürdünüz, yanına yaklaştığınızda ise temiz pırıl pırıl sevecen, kalbi gönlü insan sevgisiyle dolu olduğunu görür, hisseder ve yanından bir daha ayrılmamaya özen gösterirdiniz.
Muhsin Yazıcıoğlu, yardım etmeyi, paylaşmayı yarım ekmeği varsa yarısını vermeyi bilirdi.
Muhsin Yazıcıoğlu, dava adamı idi. Davasına her zaman ne şartlarda olursa olsun sahip çıkmıştı ve çıkmaya da devam etmekte idi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra 2.5 yıl hücrede olmak üzere 7,5 yıl hapiste yattı. Attığı her adımın en ufak ayrıntısına kadar hesabını verdi. Genç yaşında ve en verimli çağında geçirdiği bu günler onun davasına sımsıkı sarılması, yılmaması için adeta bir imtihandı. Çileli geçen o dört duvar arasındaki günlerinde imtihanını vermiş bir çok sevinci ile yüzü ak, alnı tertemiz bir şekilde salıverildi.
Muhsin Yazıcıoğlu, “Nerede kalmıştık” dedi ve davasına devam etti. Yorulmadan, bıkmadan, usanmadan düşüncelerinden, inancından hiçbir zaman taviz vermedi. İnandığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi inandı. Muhsin Yazıcıoğlu, her başından geçen olaydan sonra “Bu da gelir, bu da geçer” diyerek yürümek yerine koşmayı ve kitleleri de arkasından koşturmayı bildi.
“Söz uçar gider. Yazı kalır” diye bir söz vardır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakın dava arkadaşları, yaptığı konuşmaları, beyanatları bir kitap haline getirmeyi düşündüklerinin de inancı içindeyim.
Elim bir kaza sonunda kaybettiğimiz dava adamı Muhsin Yazıcıoğlu ve bu kazada canlarını kaybedenleri Cenab-ı Allah’tan rahmet diler, arkadaşlarına, yakınlarına ve Türk Milleti’ne başsağlığı dilerim.
Muhsin Yazıcıoğlu makamın cennet, ruhun şadolsun.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.