Mevlevîlerden Bir Yeşil Hatıra: DEDE BAHÇESİ

Haftalardır gelip geçerken dikkatimi çekiyordu; Devasa inşaat araçları girip, çıkıyor, damperliler tekne tekne taş çekiyor, kum boşaltıyorlardı. Önceki günlerin meşguliyetinden fırsat bulup da, çok merak ettiğim halde, girip de, olup-bitenleri yerinde görememiştim. Bu haftaki mutat cumartesi kültür gezimi, oraya ayırdım.

Yanılmamışım; Dede Bahçesi ve çevresi, geniş bir şantiye alanına dönüşmüştü. Daha önce gördüğümüz meselâ lokanta, galeri, çaybahçesi gibi yerler yok olmuş, yeni binalar yapılmış. Labirenti andıran su, kanalizasyon, elektrik alt yapı faaliyetleri hızla yürütülüyor. Çeşitli düzenlemeler göze çarpıyor. Ustalar, ameleler hızla çalışıyorlar.. Benim gözüm ve gönlüm, “Dede Bahçesi”nde idi; faaliyetler o kadar yoğundu ki, inanın gözü kapalı gittiğimiz tarihî bahçeye beni ulaştıracak yolu bile bulamadım..Yaklaşan bir görevliye, Dede Bahçesi’ne nasıl gidebileceğimi sorduğum zaman, yüzünün acı ve teessürlü hal alışından eski bir Konyalı olduğunu anladığım şahıs bana: “Ne Dede Bahçesi? Öyle bahçe mi kaldı? Yerine şimdi buz paten pisti yapılıyor” cevabını, ağzının içinde acıklı bir mırıltı halinde söyledi, gitti. Merakım artmıştı; el terazi göz mizan, olabileceğini tahmin ettiğim yöne, ağaçlıklara doğru, her basışımda dünya kadar kalkan tozun kunduramı, takım elbisemi tozlar içerisinde bırakmasına aldırmayarak yürümeye başladım. Bir iki hendek, kanal atladıktan, tahta köprücüklerden geçtikten sonra karşımda beliren yeşillikler arasında, çocukluğumuzdan beri göz aşinalığımız olan havuzu görünce, buldum diye sevinmekten kendimi alamadım. Yaklaştım; İki usta, eski kayalık geçidi serpme sıva ile kaplamakla meşguldü. Tarihî köşkün yerine yeni bir köşkün inşasına başlanılmış. Çocukluğumuzun tek su birikintisi olan, o yaşlarda iken yüzenleri, sandalla gezenleri seyrettiğimiz; gençliğimizde ise, kenarındaki masalarda doyulmaz çaylar, kahveler yudumladığımız, gül yarışmaları takip ettiğimiz, musıkî dinlediğimiz havuz, şimdi tehi idi. Çevresindeki kaplama taşları yer yer kalkmış, mahzun bir manzara hakim olmuştu. Bu ilk müşahedelerimden sonra hemen gözlerimle, tarihî palamut ağaçlarını aramaya başladım. Evet yerlerinde duruyorlardı. Ama, hoyrat bir baltanın veya kepçenin hışmından korktukları için olacak, eskiden aleminden kaidesine kadar kandillerle donatılarak kaftan giydirilen minareler gibi, etrafındaki asmaların, gilamaçların, yeşil yaprak ve dalların tülleri arasına sığınarak, büzülüp kalmışlar gibi geldi bana. Masumlar ne bilsinler ki, “Anıt Ağaç” idiler ve koruma altına alınmışlardı.. Şaire, “Öyle bir mevsim-i hazanın geldik ki âlemin / Bülbül hâmûş, havuz tehî, gülistan harap” mısralarını terennüme zorlayan manzara da böyle idi galiba?.. Vaktiyle, gezenlerin göz ve gönüllerini yeşile garkeden tarihî Dede Bahçesi’nin bu hal-i pür-melâlini görünce şair olsaydım ben neler mırıldanırdım acaba, diye düşünmekten kendimi alamadım. Şair terennüm etmiş, yükünden kurtulmuş, biraz da olsa rahatlamıştır. Ama ben, şair olmadığım, terennüm edemediğim için, üzüntüm, kederim içimde kaldı, rahatlayamadım. Şöyle biraz daha etrafa göz gezdirdikten sonra, karman-çorman inşaat sahasından, gözlerimi nemlendiren, gönlümü dolduran mahzun, mükedder duygularla hemen uzaklaştım. Çocukluğumuzun ve gençliğimizin hatıra mekânlarından biri hattâ birincisi olan Dede Bahçesi’nin bu hali beni çok etkilemişti. Ama, artık bu tür düzenlemelerin, iki usta ile beş amelenin insafına bırakılmadığını; ilgili birimler tarafından hazırlanan ciddî plân ve projelere uygun, büyük bir hassasiyetle yapılacak uygulamalarla yürütüldüğüne, çok kısa zaman sonra, bu tarihî çevrenin de, kendine yakışır, Konyalılara yaraşır şekliyle, yeni çehresiyle istifadeye sunulacağına olan ümidim, beni biraz da olsa teselli etti.

Dede Bahçesi, Mevlevîliğin, yeşil ve gül kokulu hatıra mekânlarındandır. Bakmayın siz şimdilerdeki kırpıla kırpıla bir kuşa çevrilmiş haline. Yaşı ellinin üstünde olanlardan bilenleriniz çoktur; Burası bir zamanlar cennetten bir köşe idi.. Mazisi, Selçuklu Konyası’na kadar uzanır. Odak noktası, hemen yakınında yer alan türbede ebedî uykusunda bulunan Selçuklu sarayı ricalinden Tâc-vezîr Ahmed (Mahmud) tarafından 743/1239 yılında inşa ettirilen ve asırlar boyunca ilim, fikir hayatımıza hizmet edip, daha sonra hanikâh haline getirilen medresesidir. Aradan geçen uzun asırlar sebebiyle bize kadar ulaşamamıştır. Müdavim hoca, öğrenci ve misafirlerinin istirahat etmesini, yorulan zihinlerini dinlendirmelerini, tabiatla baş başa kalmalarını sağlamak amacıyla, geniş bir bahçe olarak düzenlenilerek, vakfedilmiştir. 17. yüzyılın ortalarında, Konya Nakîbü’l-eşrafı Şeyh Hasan Efendi, bu geniş bahçeyi yeni baştan ele alarak, tekrar düzenlemiş, büyük havuzu yaptırmıştır. Havuzun kenarında yer alan iki palamut ağacı, o günlerin hatıralarındandır. Can dostu olan mevlevî şeyhi II. Bostan Çelebi zamanında, dergâhtaki derviş ve dedelere sayfiye, gezi ve teneffüs yeri haline getirmiştir. Hasan Efendi’nin vefatından sonra burası, Dergâh’ın mülki olmuş, Celâliye Evkafı arasında yer almıştır. Dergâh postnişîni Abdülvâhid Çelebi (1858–1907) döneminde, tarihî havuza nâzır bir köşk inşa ettirilmiş çevresindeki düzlükte de, sema törenleri icra edilmiştir. İşte bahçenin “Dede Bahçesi” diye anılması bundan dolayıdır. Cumhuriyet döneminde saymanlığa, sonra da belediyeye geçen bahçe, yapılan tenis kortları ile spora hizmet etmiş, fidanlık, hayvanat bahçesi halinde kullanılmıştır. Çevresi 1970 yılında “Kültür Park”, “Fuar Alanı” haline getirilmiş ve bu günlere kadar gelinmiştir.

Dede Bahçesi, günümüzde yeniden çehre ve çevre değiştiriyor. Yakın zamanda yeni mahiyetiyle ortaya çıkacak ve insanlarımıza hizmet vermeye devam edecektir. Dede bahçesi bizim için, Mevlevî tabiriyle bir “berg-i sebz”dir. İnşaallah solmayacaktır. Tarihî vasıflarını kaybetmemesini, hatıraları devam ettirmesini gönülden arzu etmekteyiz. Yapanların, bu günün dedeleri olarak kendilerini, torunlarına mahcup edecek bir uygulamaya imza atmamalarını diliyor, inanıyor ve bekliyoruz. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi