Meryemin Hikâyesi

Kızım düşünerek ve üzülerek anlattı, Ben de hayretle ve bazen dehşete kapılarak dinledim. Hikâyeyi dinledikten sonra yazıp yazmamakta tereddüt ettim. Sonra da ibret alınır, insafa gelinir ve merhamet edilir düşüncesiyle yazmaya karar verdim.

Kızımın acıyarak anlattığına göre; Romanyalı üç kız arkadaş Antalya’ya gezmeye gelmişler. İçlerinden biri kaldıkları otelde güvenlik görevlisi olarak çalışan bir Türk genci ile tanışmış. Ülkesine döndükten sonra da haberleşme ve aşk mesajları devam etmiş.

Kız, bu sıcak yazışmalardan sonra tekrar Antalya’ya gelmiş. Zamanla iki genç birbirini sevmiş ve evlenmeye karar vermişler. Gencin, yabancılık sebebiyle, anne ve babasının rızası olmamasına rağmen evlenmişler. Kız, kısa zaman sonra hiçbir baskı ve zorlama olmadan zaten hazır olduğu şekilde Müslüman olmuş ve Meryem adını almış. Gelinleri isteyerek Müslüman olmasına rağmen erkek tarafında bir yumuşama ve yaklaşma olmamış. Yabancı bir kızla evlendiği için oğullarını, kovarcasına, acımadan evden çıkartmışlar ve sokağa atıvermişler.

Allah’ın hikmetinden sual olunmaz: Meryem’e, Müslüman olmayı nasip ediyor da, gencin ailesine, heyecanla ve hevesle, yeni Müslüman olmuş bir gelini sevmeyi nasip etmiyor.

Meryem’le evlenen gencin, rahat yaşamalarını sağlayacak tatminkâr bir geliri de maalesef yokmuş. Antalya’nın kenar mahallelerinden bir yerde bir gecekondu kiralayıp oraya yerleşmişler. Kadın erkeğe, erkek kadına hiçbir zaman bu iş senin yüzünden başımıza geldi dememişler, birbirlerini suçlamamışlar, hallerinden şikâyetçi olmamışlar ve sevginin sıcaklığında her şeyi sineye çekerek sabretmişler.

Kiraladıkları gecekondunun yakınında bir Kur’an kursu varmış. Meryem, Kur’an-ı Kerim okumasını biraz biliyormuş, ama ilerletmek için o kursa kaydını yaptırmış ve devam etmeye başlamış. Kızımla Kur’an kursunda tanışmışlar ve birbirlerini sevmişler.

Meryem, sabahları Kur’an kursuna erken gelip sobanın yakınına oturuyormuş. Kurs hocası Meryem’e: “Neye bu kadar erken geliyorsun?” diye sormuş. Meryem: “Ne yapayım, evimiz soğuk, ısınacak bir şeyimiz yok. Onun için erken geliyorum.” demiş.

Meryem’in cevabı yanlış anlaşılmasın. Meryem, Kur’an kursuna ısınmak için gitmiyor, samimi olarak Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve dinî bilgilerini artırmak için gidiyor.

Evlendikten sonra Meryem’in eşi bir mermer atölyesinde asgari ücretle çalışmaya başlamış. Aldığı ücret evin kirasını ve masraflarını ancak karşılıyormuş. Oturdukları ev sağlıksız, çatısız, rutubetli (güverçile) imiş. Müstakil banyosu ve mutfağı yokmuş. Bu arada bir erkek çocukları olmuş. Ev rutubetli olduğu için anne Meryem, çocuğunu düşünmeye ve geleceğinden endişe etmeye başlamış. Çocuk yürüyecek hale gelince, pencerenin önüne oğlunun zaman zaman çıkıp hava alması ve güneşten faydalanması için üçbeş tuğladan balkonumsu bir yer yapmış. Karşı komşuların uygunsuz davranışlarından rahatsız oldukları için oraya da çıkamaz olmuşlar. Eşinin ailesinin ihtiyaçtan fazla evleri varmış, ama yukarda da işaret ettiğim gibi, oğlumuz yabancı bir kızla evlendi diye vermiyorlarmış. Kızımın aracılığı ve komşuların yardımıyla eve biraz eşya temin edilmiş.

Bu halinden ve hayat şartlarından hiç rahatsız ve şikâyetçi olmayan Meryem, lüks dairelerde ve çift banyolu evlerde yaşayan kimselerden daha mutlu ve huzurlu olarak yaşamını sürdürüyor. Meryem, Kur’an kursunu bitirmiş, İslâmî konuları öğrenmek ve dinî bilgisini geliştirmek için durmadan kitap okuyormuş. Müslümanlığı öğrendikçe ve öğrendikleriyle amel ettikçe rutubetli, müstakil mutfağı ve banyosu olmayan toprak evde oturmasına rağmen Meryem’in mutluluğu ve gönül ferahlığı daha da artıyormuş.

Meryem’in asıl derdi yetersiz kiralık bir evde oturması değil. Romanya’da yaşayan babası ile kardeşini (annesi ölmüş) Türkiye’ye getirip nasıl Müslüman yapabileceği meselesidir. Hıristiyan olarak ölmüş annesine, bir Müslüman olarak yardımının dokunup dokunmayacağını düşünmekte ve öğrenmek istemektedir. İşte Meryem’in kısaltılmış hikâyesi. Bu ibretli hikâye, bu zamana kadar çevresini pek fazla ilgilendirmemiş, ama belki sizi ilgilendirir.

Biz Müslüman bir toplum olarak, bu gibi konularda neye duyarlı ve aktif olamıyoruz acaba? Zengin Müslümanlar, zekâtlarını kime veya kimlere veriyorlar –Eğer veriyorlarsa- acaba? Sormak ve merak etmek hakkımız değil mi?

Meryem’in, Müslümanlığı seçerken inanın dünyevi bir ihtirası ve art niyeti yoktur. Günde beş vakit namazını kılıyor, zamanı gelince orucunu tutuyor, örtünüyor, tam bir hanımefendi olarak yaşıyor. Allah aşkı, Peygamber sevgisi Meryem’in ruhunu besliyor, yolunu aydınlatıyor ve hayata ahiret hazırlığı yaparak samimiyet ve ciddiyetle sarılmasını sağlıyor. Yine söylüyorum, Müslüman bir toplumun, en seçkin misafirleri sayılabilecek bu tarz insanlara böyle mi davranması ve onları bu hallerde mi bırakması gerekir?

Meryem’in ailesinin kimseden bir şey beklediği ve istediği yok. Minarelerinden günde beş defa ezan okunan hür bir ülkede inandığı gibi yaşaması ona yetip artıyor bile. O, kendi üzerine düşeni fazlasıyla yapan örnek bir Müslüman olarak yaşıyor. Böyle durumlarda biz de üzerimize düşeni yapmalıyız, evimizde tok dururken aç insanların da olabileceğini dikkate almalıyız.

Biz neye böyle olduk acaba hiç düşündünüz mü?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi