Memiş Efendinin Vefatındaki Hikmet!

Bu mübarek şehrin mâneviyât önderlerinden Hacıveyis zâde Mustafa Kurucu hocaefendi “Konya, yerin altından idare edilir” derdi. Yüzölçümü itibariyle Avrupa’nın bazı devletlerinden bile büyük toprağa sahip bulunan Konya; Mevlânâ Celaleddin Rûmi, Sadreddin Konevî, Şems-i Tebrizî ve daha pek çok Allah dostu ile âdeta özdeşleşmiş bulunuyor. Seydişehir’in Çavuş beldesinde medfun olan, halk arasında “Memiş Efendi” lâkabıyla anılan ve miladî 1784 tarihinde Bozkır’ın Aliçerçi köyünde dünyaya geldiği için Muhammed Kudsî Bozkırî lâkabıyla tanınan Muhammed bin Mustafa bin İsâ da bunlardan birisidir. Hocası Hasen-i Kudsî Efendi’ye nisbetle “Kudsî” denildiği bildiriliyor. 1852 senesi Muharrem ayının onüçüncü Salı günü o zamanlar köy olan Çavuş’ta vefat ederek, aynı yerde defnedilen Memiş Efendi’nin ebedî âleme göçüşü eşine ender rastlanan bir şekilde tecelli etti.

Tahsil için küçük yaşta Bozkır’ın Karacahisar köyüne giden Muhammed Kudsî Efendi, orada Ebû Saîd Hâdimî hazretlerinin talebesi olan akrabası İbrahim Efendi’nin terbiyesi altında büyüdü. Onun vefatı üzerine oğlu Muhammed Efendi’den, daha sonra da Hadim, Kayseri, İstanbul, Trakya ve Antalya’da tahsiline devam ederek her ilimde söz sahibi hâle geldi. Karacahisar’a yerleşerek evlenip, ilim öğretmekle meşgûl oldu. Bu sırada Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri, halifelerinden Ödemişli Hasen Kudsî Efendi’yi Konya’ya göndermişti. Hasen Kudsî Efendi, Konya havalisini dolaştıktan ve Hadimi ziyaret ettikten sonra Karacahisar’a gelmişti. Muhammed Kudsî Efendi, Hasen Kudsî Hz’nin kendi taraflarına gelmekte olduğunu öğrenince, talebeleriyle birlikte karşılamaya çıkarak, o mübarek zatı birkaç gün misafir edip, ilim ve feyzinden hisseyab oldu.

Muhammed Kudsî Efendi, dersleri ve talebelerini bırakarak hayran kaldığı Hasen Kudsî Efendi’nin peşinden Seydişehir’e gitti. Seydişehir’e varınca Hasen Efendi, “Muhammed Efendi, senin hatırın için Seydişehir’de on gün kalıp, talim ve terbiyen ile meşgûl olacağım. Sonra geri dön. Meclis ve taleben dağılmasın, dersler kesildiği zaman Konya’ya gel” buyurdu. On gün Seydişehir’de kalıp, talebelerinin başına döndü ve dersler kesilince de Konya’ya giderek beş ay Hasen Efendi’nin sohbetinde bulundu, evliyâlığın yüksek derecelerine kavuştu, kalbinden Allah sevgisinden başka her şeyi attı. Bin yıl düşünse, Allah sevgisinden ve Allah rızasından başka bir şey aklına gelmezdi. Kemâl bulup, icâzet alarak aldığı ilim ve feyzi yaymak, Allah’ın kullarına doğru yolu göstermek için Karacahisar’a döndü.

Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmekle meşgûl olurken, Mevlânâ Hâlid’i görüp, sohbetine kavuşmak arzusu dayanılmaz bir hâl aldı. Her şeyi bırakıp, Şam’a doğru yola çıktı. Yolculukta çok sıkıntı çekip, birçok mânevî nimete kavuştu. Şam’a vararak Mevlânâ Hâlid hazretlerinin sohbetleri ile şereflenip, kırk gün kaldı, feyzlere mazhar oldu ve icâzet aldıktan sonra hemşehrilerini Hakk’ın rızasına kavuşturmak görevi ile memleketine döndü. İnsanların kendisine çok alâka göstermesi bazı kimselerin hasedine sebep oldu. Hatta kendisini öldürmeye bile kalktılar. Bu sebeple Karacahisar’da duramaz oldu ve Üçpınar kasabasına hicret etti. Burada onyedi sene kalıp, ilim ve feyz saçtı, fakat orada da fitne ve fesat ateşi körüklendi, bazı cahil kimselerin muhalefetine maruz kalınca bu defa da Seydişehir’e gitti. Seyyid Harun Velî hazretlerinin şehri Seydişehir’de çevresine feyz saçarken bile hased görüp, üzüldüyse de onların affı ve hidâyete kavuşmaları için dua etti.

Muhammed Kudsî Efendi, kıymetini takdir ve tasdik eden Çavuş köyüne döndü. Bu sırada hatalarını anlayan Üçpınarlılar, içlerinden beşyüz kişiyi seçerek özür dileyip, Kudsî Efendi’yi tekrar köylerine davet etmek üzere göndermişlerdi. Ancak, Çavuş köyü halkı, onun Üçpınar’a gitmesine rıza göstermediler. İki taraf da sızlayıp, inleyerek gece yarıları kadar yalvardılar. Hangi tarafa meyil etse öteki taraf kırılacağı için zor durumda kalan Muhammed Kudsî Efendi, Teheccüd namazı kılarak el açıp, dua etti. Allahü teâlânın rızası için kendisini dav et eden bu Müslümanları kırmak istemiyordu. Zorluktan kurtulmanın en kısa yolunun bu dünyadan göçmek olduğunu gördü. “Biliniz ki, Allah’ın evliyası için azâb korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur” meâlindeki Yunus sûresi 62. âyetini okuyup, gözlerini yumdu. Kuşluk vaktine kadar “Allah” diyerek, ruhunu Rahmâna teslim edip, bu sıkıntılı dünyadan ebedî güzellikler âlemine göçüp gitti. Ne Çavuş, ne de Üçpınar köylüleri de kırılmamış, vefatında böylece bir hikmet tecelli etmişti.

Cenaze namazı Çavuş köyünde kılınarak oraya defnedildi. Kabri, büyüklüğünü bilenler tarafından ziyaretle, feyzinden istifade edilmektedir. Vefatından sonra talebeleri Anadolu’nun pekçok yerine dağılarak, hocalarından aldıkları feyzleri her tarafa yaydılar. Oğullarından Muhammed Bahâeddîn Efendi tarafından tercüme edilen “Şems-üş şümûs” adlı kitabında Muhammed Kudsî Efendi’nin hayatı ve dîn-i İslâma hizmetleri tafsilâtlı olarak anlatılmaktadır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi