Mânevî Riayetsizlik Nelere Yol Açıyor!
“Ey Peygamber, kalpleri iman etmediği hâlde, ağızlarıyla inandık diyenlerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin” (el-Mâide 5/41)
“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar” (el-En’âm 6/125)
“Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra da ‘Bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın’ diyecektir” (Buhârî, “Îmân” 15; Müslim, “Îmân”, 82)
Görüldüğü gibi imanın esası, inanılan şeyleri kalbin tasdik etmesidir. Bir kimsenin diliyle inandığını söylese bile kalbiyle tasdik etmediği takdirde mümin olamayacağı belirtilerek, “Bu sebeple kalpte bulunan inancın dil ile ifade edilmesi, imanın bir parçası değil, âdeta onun dünyevî şartıdır” deniliyor ve şunlar ekleniyor: “İnsanın kalbinde nasıl bir duygunun gizli olduğunu ancak Allah bilir. Bir kimsenin iman ettiği, ya kendisinin söylemesiyle ya da cemaatle namaz kılmak gibi mümin olduğunu gösteren belli ibadetleri yapmasıyla anlaşılır. Böyle bir kimse mümin olarak tanınır, Müslüman muamelesi görür, ölünce cenaze namazı kılınır ve Müslüman mezarlığına defnedilir. Eğer bir kimse inancını diliyle ikrar etmezse ona, Müslümana ait bu tür hükümler uygulanmaz”
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde; “Kalbinde buğday, arpa ve zerre-i (Çok küçük miktar) miktar iman bulunduğu hâlde Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun elsisidir diyen herkes cehennemden çıkar” buyuruyor.
Dil ile ikrar bu kadar önemli olduğu için imanın tanımı genellikle, “Kalp ile tasdik ve dil ile ikrar” şeklinde tanımlanıyor. Bu konuda bir âyet-i kerîme de şöyledir: “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ derler” (el-Bakara 2/8)
Kur’an-ı Kerim’de, Allah katındaki dinin İslâm olduğu (Âl-i İmrân 3/19) belirtiliyor. Bazı insanlar “Ben de Müslüman’ım” dediği hâlde, bu cümlenin anlamından ne yazık ki habersizdir. Çünkü, böyle diyen bir Müslüman’ın dininin emir ve yasaklarına kesinlikle uyması gerekir. Ancak, uymak bir yana gereğine inanmayan, daha doğrusu aldırış etmeyenlerin giderek arttığı görülüyor. Ülkemizde her 4 kişiden birisinin ekonomik kriz nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu, bu nedenle de içinde bulunduğu mânevî boşluk sebebiyle değerlerin alt üst olması yüzünden sorunların büyük birer yumak hâline geldiği ifade ediliyor. Oysa, mânevî yönü kuvvetli olan ve sâdece Allah’a tevekkül eden (güvenen) bir Müslüman asla ümidini kaybetmez, ruh sağlığı bozulmaz, cinayet, hırsızlık, soygun gibi yollara tevessül etmez. Allah’ın men ettiği, Resûlullah’ın sakınılmasını istediği şeylere yönelmek mânevîyat zayıflığından, daha doğrusu bilgi eksikliğinden ileri gelir. Bir kısım insanların dinî konulara ilgisinin az oluşu bir gerçektir. Dünya işlerine daha fazla meyilli olan böyleleri karşılaştığı en küçük sorunda bile çok çabuk karamsarlık yaşayabilir.
KKTC. eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, boynuna haç takan bir Müslüman kıza bunun sebebini sorduğunda aldığı cevap karşısında, “Maalesef Kıbrıs’ta dinî ihmâl ettik, gençlere yeterli İslâmî bilgi veremedik” dediğini hatırlayanlar vardır. Sâdece Kıbrıs’ta değil, ülkemizde de haç taşımakta bir mahzur görmeyenlere ekranlarda rastlamak mümkün. Günümüzde gençlerin büyük bölümünün dinî yönü sevindirici olsa da bir kısmının davranış ve yaşantı biçimi açısından İslâmiyet’le uzak yakın ilgisinin bulunmadığına şâhit olmak insanı son derece üzüyor. Buna evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış bir kısım genç kadın ve erkekleri de dahil edebilirsiniz. Çorlu’da gayrimeşru ilişkisini gizlemek için öz evlâdını öldürebilen, Konya’da komşu çocuğunu öldürerek yakacak kadar acıma duygusundan uzak olan ve bir şekilde peydahladığı bîgünah yavrusunu sokağa bırakarak ölüme terk edecek kadar cehalet içinde olan gencecik anaları düşünün.
Bunlara çocuk yaşta okullarda, kurslarda ya da aile fertleri tarafından gereken dinî bilgi verilebilse, Allah’ın rızasına uygun evliliğin, analık ve babalık duygusunun, iffet sahibi olmanın önemi öğretilse tüyler ürperten hadiseler yaşanmaz. Her türlü ihtiyaç insanoğlu içindir. Bunların başında da mânevî ihtiyaç gelir. İçinde Allah korkusu olmayanlar her fenalığı yapabilir. Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu? Beşikten mezara kadar Allah’ın murakabesi altında olduğumuzu unutmamamız gerekir.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.