Kur'an-ı Kerim ve Ramazan
Yayınlanma:
Ramazan ayı kutsiyetini, feyiz ve bereketini, faziletini, güzelliğini, gücünü, üstünlüğünü, rahmet ve nimet zenginliğini Kur’an-ı Kerimden almaktadır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’den ayrı bir Ramazan-ı şerif yaşamak ve düşünmek mümkün değildir.
Dünya ve Ahiretle ilgili dinî hizmet ve inançları Kur’an-ı Kerim plân ve programa bağladığı gibi, Ramazan ayını da en mükemmel şekilde plân ve programa bağlamıştır...
Ramazan ayının Kur’an-ı Kerim’le tanışıklığı, vahye kucak açması ve mutlu bir tesadüf zaman ölçüsünde ev sahipliği yapması ile başlar. Ya değilse Ramazan, on bir ayın sultanı nasıl olurdu?
Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, yeryüzüne Ramazan ayında indirilmiş veya indirilmeye başlanmıştır. Kur’an-ı Kerim’in inzal buyrulduğu bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, Ramazan ayının içerisinde gizlenmiş ve tek gecelerden birisi olabileceği üzerinde durulmuştur.
Kur’an-ı Kerimin inzal buyrulduğu gecenin, Ramazanın hangi anı olduğu kesin olarak bilinmediği için, mü’minlerin bu rahmet ve bereket ayını, sanki her günü bir Kadir Gecesiymiş gibi geçirmeleri Cenab-ı Hakkın affına ve lütfuna kavuşma şanslarını artırır. Sevgili Peygamberimiz Ramazan hakkında: “Bu öyle bir ay ki; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem azâbından kurtulmaktır. Her kim bu ayda hizmetçisinin yükünü hafifletirse, Allah da onu yarlıgar ve ateşten azat eder.” buyurur.
Çok şükür Ramazan ayında, diğer aylarda yaptığımız ibâdetlere ilâveten oruç tutmaya ve Teravih namazı kılmaya devam ediyoruz. Bu minval üzere rahmet günlerinin de neredeyse sonuna geliyoruz. Rahmet günlerinden sonra mağfiret günlerine kavuşmuş ve Cehennem ateşinden azat olmuş olacağız. Bu ümitle yaşıyoruz. Tabii ki bu müjdeler ve mükâfatlar güzel şeyler. Ramazanda zaman ilerledikçe dereceler yükseliyor ve mükâfatlar artıyor. Biz aslında dereceyi yükseltmek ve mükâfat elde etmek için ibâdet etmiyoruz. Bizim dışımızda cereyan eden o ilâhî mekanizma bizi fazla ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren Allah’ın rızası, ihlâsla kulluk görevini yerine getirebilme çabasıdır.
Oruç tutan bir kimsenin, bizi Kadir Gecesiyle buluşturacak Ramazan ayında birçok güzel amelin yanında hizmetçinin yükünü hafifletmek de aklına gelebilmelidir. Oruç bu anlayışı, insaf ve merhameti, sevgi ve şefkati sağlamalı ve acıma duygusunu geliştirmelidir. Sabahtan akşama kadar aç ve susuz beklemenin ötesinde insanlara acımak, sorumluluğumuz altında olanlara merhamet etmek, canlılara diğer aylardan farklı sevgi ile yaklaşmak, Allah’ın verdiği sayısız nimete şükretmek, Ramazan-ı şerif içerisinde bin ay ibâdet etmiş gibi sevap kazanmamıza vesile olacak bir gece yaşamayı belki bize nasip eder.
Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında nazil olmuş.Tamam anladık ve bütün kalbimizle inandık. Oruç ibâdetiyle ve Teravih namazıyla dikkati bu önemli nokta üzerine çekilmek istenen insanoğlu, buradan nasıl bir ders çıkarmalı? Ramazan ayında Kur’an-ı Kerimin nazil olması, derûni bir açlığın ifadesi olan orucun farz kılınması ve bunlara her gece uzun bir namazın eklenmesi ne ifade ediyor? Olayların yüceliğinin ağırlık derecesine uygun zihnimizi patlatırcasına düşünmemiz gereken noktalardan birisi de burası.
Bu inanç sistemi ve ibâdetler manzumesi bizi bir noktaya teksif ediyor, o da ilk vahyin gelişi. Yeryüzünü aydınlatan, insanlığı cehaletten ve karanlıktan kurtaran, okumaya ve yazmaya dâvet eden, Resulullahı heyecanlandıran ilk nâzil olan ayetlerin mealleri: “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten odur. İnsana bilmediğini o öğretti.” (Alak suresi ayet; 1-5 )
Ramazan ayında Kur’an-ı Kerimi çok okumalıyız ve düşünmeliyiz. Düşünmeye bu noktadan, yani ilk nâzil olan ayetlerin üzerinde durduğu noktadan başlamalıyız. Hele hele bu günlerde oruç sebebiyle aç kalan midemizin yakın dostu beynimizin bu hususu daha çok düşünmesi icâbeder.
Pek çok meseleye çözüm getiren, insanlığın dünya ve ahiret yolunu aydınlatan Kur’an-ı Kerim söze oku emriyle başlıyor. İlimsiz hiçbir problemin ve düğümün çözülemeyeceğini ve dinin de anlaşılamayacağını çok iyi tespit ve tayin eden Kur’an-ı Kerim, okumayı ve araştırmayı tavsiye etmektedir. Hem de ısrarla ve önemle. Demek ki başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere önce inancımıza yarayacak, sonra bilgi ve görgümüzü artıracak kitapları çok okumalıyız. Okumadan Ramazan ayını anlamamız, orucun farz kılınışındaki hikmeti kavramamız ve hikmetine uygun yaşamamız da mümkün değildir.
Dünya ve Ahiretle ilgili dinî hizmet ve inançları Kur’an-ı Kerim plân ve programa bağladığı gibi, Ramazan ayını da en mükemmel şekilde plân ve programa bağlamıştır...
Ramazan ayının Kur’an-ı Kerim’le tanışıklığı, vahye kucak açması ve mutlu bir tesadüf zaman ölçüsünde ev sahipliği yapması ile başlar. Ya değilse Ramazan, on bir ayın sultanı nasıl olurdu?
Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, yeryüzüne Ramazan ayında indirilmiş veya indirilmeye başlanmıştır. Kur’an-ı Kerim’in inzal buyrulduğu bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, Ramazan ayının içerisinde gizlenmiş ve tek gecelerden birisi olabileceği üzerinde durulmuştur.
Kur’an-ı Kerimin inzal buyrulduğu gecenin, Ramazanın hangi anı olduğu kesin olarak bilinmediği için, mü’minlerin bu rahmet ve bereket ayını, sanki her günü bir Kadir Gecesiymiş gibi geçirmeleri Cenab-ı Hakkın affına ve lütfuna kavuşma şanslarını artırır. Sevgili Peygamberimiz Ramazan hakkında: “Bu öyle bir ay ki; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem azâbından kurtulmaktır. Her kim bu ayda hizmetçisinin yükünü hafifletirse, Allah da onu yarlıgar ve ateşten azat eder.” buyurur.
Çok şükür Ramazan ayında, diğer aylarda yaptığımız ibâdetlere ilâveten oruç tutmaya ve Teravih namazı kılmaya devam ediyoruz. Bu minval üzere rahmet günlerinin de neredeyse sonuna geliyoruz. Rahmet günlerinden sonra mağfiret günlerine kavuşmuş ve Cehennem ateşinden azat olmuş olacağız. Bu ümitle yaşıyoruz. Tabii ki bu müjdeler ve mükâfatlar güzel şeyler. Ramazanda zaman ilerledikçe dereceler yükseliyor ve mükâfatlar artıyor. Biz aslında dereceyi yükseltmek ve mükâfat elde etmek için ibâdet etmiyoruz. Bizim dışımızda cereyan eden o ilâhî mekanizma bizi fazla ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren Allah’ın rızası, ihlâsla kulluk görevini yerine getirebilme çabasıdır.
Oruç tutan bir kimsenin, bizi Kadir Gecesiyle buluşturacak Ramazan ayında birçok güzel amelin yanında hizmetçinin yükünü hafifletmek de aklına gelebilmelidir. Oruç bu anlayışı, insaf ve merhameti, sevgi ve şefkati sağlamalı ve acıma duygusunu geliştirmelidir. Sabahtan akşama kadar aç ve susuz beklemenin ötesinde insanlara acımak, sorumluluğumuz altında olanlara merhamet etmek, canlılara diğer aylardan farklı sevgi ile yaklaşmak, Allah’ın verdiği sayısız nimete şükretmek, Ramazan-ı şerif içerisinde bin ay ibâdet etmiş gibi sevap kazanmamıza vesile olacak bir gece yaşamayı belki bize nasip eder.
Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında nazil olmuş.Tamam anladık ve bütün kalbimizle inandık. Oruç ibâdetiyle ve Teravih namazıyla dikkati bu önemli nokta üzerine çekilmek istenen insanoğlu, buradan nasıl bir ders çıkarmalı? Ramazan ayında Kur’an-ı Kerimin nazil olması, derûni bir açlığın ifadesi olan orucun farz kılınması ve bunlara her gece uzun bir namazın eklenmesi ne ifade ediyor? Olayların yüceliğinin ağırlık derecesine uygun zihnimizi patlatırcasına düşünmemiz gereken noktalardan birisi de burası.
Bu inanç sistemi ve ibâdetler manzumesi bizi bir noktaya teksif ediyor, o da ilk vahyin gelişi. Yeryüzünü aydınlatan, insanlığı cehaletten ve karanlıktan kurtaran, okumaya ve yazmaya dâvet eden, Resulullahı heyecanlandıran ilk nâzil olan ayetlerin mealleri: “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten odur. İnsana bilmediğini o öğretti.” (Alak suresi ayet; 1-5 )
Ramazan ayında Kur’an-ı Kerimi çok okumalıyız ve düşünmeliyiz. Düşünmeye bu noktadan, yani ilk nâzil olan ayetlerin üzerinde durduğu noktadan başlamalıyız. Hele hele bu günlerde oruç sebebiyle aç kalan midemizin yakın dostu beynimizin bu hususu daha çok düşünmesi icâbeder.
Pek çok meseleye çözüm getiren, insanlığın dünya ve ahiret yolunu aydınlatan Kur’an-ı Kerim söze oku emriyle başlıyor. İlimsiz hiçbir problemin ve düğümün çözülemeyeceğini ve dinin de anlaşılamayacağını çok iyi tespit ve tayin eden Kur’an-ı Kerim, okumayı ve araştırmayı tavsiye etmektedir. Hem de ısrarla ve önemle. Demek ki başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere önce inancımıza yarayacak, sonra bilgi ve görgümüzü artıracak kitapları çok okumalıyız. Okumadan Ramazan ayını anlamamız, orucun farz kılınışındaki hikmeti kavramamız ve hikmetine uygun yaşamamız da mümkün değildir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.