Kırk Gün Olmuş
Yayınlanma:
On beş gündür, zaman zaman yer yüzünün ve gök yüzünün birbirlerine gürültüyle çok yaklaştıkları Antalya'dayım. Güzellikler hârikası Antalya'ya gelişim; ticaret değil ziyaret, tatil değil merhamet ve muhabbet. Ticaret değil ziyaret, sözüm doğru. Tatil değil dediğime tam inanmayın. Çünkü: deniz dahil tabiatı seyretmekten ve yeşilliğin her türü ile iç içe olmaktan çok hoşlanırım. Başka zaman düşünemediklerimi düşünme ve takdir edemediklerimi takdir etme fırsatı bulurum. Tatili; tabiatın hârika güzellikleri ile ruhun, bedenin ve zevkin insan fıtratına yakışan hallerinin anlaşması, birleşmesi ve kaynaşması şeklinde düşünürüm.
Misafir olarak kaldığımız evin balkonundan; (imara açılsın mı açılmasın mı?) diye tartışıldığı söylenen geniş bir yeşil alanı seyrediyorum. Hava alanına kadar uzanan ve yer yer binaların bulunduğu bu alan da imara açılırsa Antalya'da herhalde denizden başka düz yer kalmayacak. Bu durumu da biz düşünürsek Antalyalılar ne yapacaklar ve ne düşünecekler, onu da onlar düşünsünler. İşte bu düşünceyle ve hafiften esen rüzgârın serinliğinde, nemli havanın buğulu boşluğunda o yeşil alanı seyrederken telefonum çaldı:
Arayan değerli arkadaşım ve kardeşim Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı. Kırk gün önce kaybettiğimiz sınıf arkadaşlarımızdan Av. Nazır Zügül'ün ağabeyi Hacı Nazmi Zügül tarafından, köyünde verilecek yemeğe dâvet edildiğimizi haber veriyordu. Şehir dışında olduğum için katılamayacağımı üzülerek söyledim ve zahmetinden dolayı teşekkür ettim. Demek ki ölümünün üzerinden kırk gün geçmişti.
Başhüyüklü (Karaçaylı) merhum Nazir Zügül, Konya İmam-Hatip Okulundan sınıf arkadaşımızdı ve beraber mezun olmuştuk. Sene kaybetmeden okulunu başarı ile bitirenlerdendi. Bazılarımıza göre çok küçük yaşta gelmişti Konya İmam-Hatip Okuluna. Yakışıklı ve sevimli bir hali vardı. Köyden gelmişti, ama köy çocuğuna benzemiyordu. O yıllarda (1951-1957) İmam-Hatip Okuluna sempati kazandıracak ve ilginin artmasını sağlayacak bir grup öğrenci seçilseydi mutlaka aralarında yer alırdı. İmam-Hatip Okulunu bitirdikten sonra Yd. Sb. Olarak askerliğini yaparak farklı derslerden girdiği imtihanla aldığı lise diploması ile İstanbul Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştı. Güzel bir tesadüf İstanbul'da uzun bir süre beraber olduk. Ben Beyoğlu Müftülüğünde vaizdim, O da İstanbul Müftülüğünde şef olarak çalışıyordu.
Müftülük personelinin çok sevdiklerinin önde gelenlerindendi. O arada avukatlık stajını da yapmış ve İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olmuştu. Meslek değiştirmiş olmasına rağmen imam hatip kökenli arkadaşlarına çok bağlı ve saygılı idi. Kimdi bu arkadaşlar: O yıllarda İstanbul'da bulunan meslektaşı Mehmet Kabakçı, merhum Mustafa Pektut, Mehmet Doğru, Haki Demir, Av. M. Ali Aldur, Av. H. İbrahim Gültekin, İbrahim Altunel, Talip Arışahin, Kâmil Yaylalı, Duran Kömürcü ve bendeniz. Çevresi çok genişlemiş ve yeni yeni dostlar edinmiş olmasına rağmen İmam-Hatip Okulu mezunu olmanın onurunu taşıyor ve eski arkadaşlarından katiyen kopmuyor ve onlarla beraber olmak için daima fırsatlar arıyordu.
Merhum Zügül, Bakırköy’de otururdu. Yukarıda isimlerini yazdığım arkadaşlarımız, İstanbul'un değişik semtlerinde otururlardı. İçimizden birisinin işaretiyle arkadaşlarımız eksiksiz olarak Nazir Zügül'ün evinde toplanırlardı, hem de yemekten önce. Eşi Altın Hanım suratını asmadan ve kaşını çatmadan bizim zahmetimize katlanırdı. Bu toplantı ve ikram faslı zaman zaman içimizden birinin evinde yine eksiksiz olarak tekrarlanırdı. Bu sebeple ve samimi bir hava içerisinde merhum Nazir Zügül'ün yemeğini sağ olduğu günlerde çok yedik. Altın Hanımın sevgili kızları ve biricik oğluyla kulakları çınlasın ve tekrar başları sağ olsun. Bizim kahrımızı çok çekti ve kendilerine has yemeklerden bol bol ikramlarda bulundu. Köyünde, baba yurdunda ağabeyi Hacı Nazmi tarafından verilecek yemeğe de katılmayı çok isterdim ve çok iyi olacaktı, ama nasip değilmiş. Biz yine eski günleri hatırlayarak ruhuna bol bol fatihalar okur ve rahmet-i ilâhiyenin ruhuyla beraber olması için dualar ederiz. Allah rahmet eylesin ve ruhu şâd olsun!
Uzun süredir rahatsızdı. Birkaç ameliyat geçirdi. Yalova' da sevgili kızı Müjgan'ın yanında vefat etti. Rahatsızlığı sebebiyle Konya'ya gelemediği için çok üzülüyordu. Vefatından önce vasiyet etti: (Cenazemi köyüme götüreceksiniz ve annemin babamın yanına defnedeceksiniz. Arkadaşlarım teker teker aranacak ve kendilerine ölümüm haber verilecek.) Vasiyeti aynen yerine getirildi. İstanbul'un bütün güzelliklerini yaşayarak ve tarihi dokusunu zevkle seyrederek, muhteşem kubbelerin ve göklere uzanan minarelerin manevi havasına sığınarak bu beldede çok güzel vakit geçirdi. Ama o yine de köyünü ve köyünün mezarlığını istedi.
Cenazesi İstanbul'dan mütevazı bir tabutun içerisinde getirildi. Köyün camisinde okunan hatimlerden, yapılan dualardan ve kılınan cenaze namazından sonra arkadaşlarının, akrabalarının, köylülerinin ve sevenlerinin omuzlarında taşındı. Köy mezarlığında toprağa verildi.
Allah'ın rahmetine tevdi ettiğimiz mezarlık, İstanbul'a ve ömrünü tükettiği yerlere çok uzak, ama sevenlerine yakın. Doğup büyüdüğü toprakların tanıdık kucağında. İnşallah Cennete de yakın olur.
Misafir olarak kaldığımız evin balkonundan; (imara açılsın mı açılmasın mı?) diye tartışıldığı söylenen geniş bir yeşil alanı seyrediyorum. Hava alanına kadar uzanan ve yer yer binaların bulunduğu bu alan da imara açılırsa Antalya'da herhalde denizden başka düz yer kalmayacak. Bu durumu da biz düşünürsek Antalyalılar ne yapacaklar ve ne düşünecekler, onu da onlar düşünsünler. İşte bu düşünceyle ve hafiften esen rüzgârın serinliğinde, nemli havanın buğulu boşluğunda o yeşil alanı seyrederken telefonum çaldı:
Arayan değerli arkadaşım ve kardeşim Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı. Kırk gün önce kaybettiğimiz sınıf arkadaşlarımızdan Av. Nazır Zügül'ün ağabeyi Hacı Nazmi Zügül tarafından, köyünde verilecek yemeğe dâvet edildiğimizi haber veriyordu. Şehir dışında olduğum için katılamayacağımı üzülerek söyledim ve zahmetinden dolayı teşekkür ettim. Demek ki ölümünün üzerinden kırk gün geçmişti.
Başhüyüklü (Karaçaylı) merhum Nazir Zügül, Konya İmam-Hatip Okulundan sınıf arkadaşımızdı ve beraber mezun olmuştuk. Sene kaybetmeden okulunu başarı ile bitirenlerdendi. Bazılarımıza göre çok küçük yaşta gelmişti Konya İmam-Hatip Okuluna. Yakışıklı ve sevimli bir hali vardı. Köyden gelmişti, ama köy çocuğuna benzemiyordu. O yıllarda (1951-1957) İmam-Hatip Okuluna sempati kazandıracak ve ilginin artmasını sağlayacak bir grup öğrenci seçilseydi mutlaka aralarında yer alırdı. İmam-Hatip Okulunu bitirdikten sonra Yd. Sb. Olarak askerliğini yaparak farklı derslerden girdiği imtihanla aldığı lise diploması ile İstanbul Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştı. Güzel bir tesadüf İstanbul'da uzun bir süre beraber olduk. Ben Beyoğlu Müftülüğünde vaizdim, O da İstanbul Müftülüğünde şef olarak çalışıyordu.
Müftülük personelinin çok sevdiklerinin önde gelenlerindendi. O arada avukatlık stajını da yapmış ve İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olmuştu. Meslek değiştirmiş olmasına rağmen imam hatip kökenli arkadaşlarına çok bağlı ve saygılı idi. Kimdi bu arkadaşlar: O yıllarda İstanbul'da bulunan meslektaşı Mehmet Kabakçı, merhum Mustafa Pektut, Mehmet Doğru, Haki Demir, Av. M. Ali Aldur, Av. H. İbrahim Gültekin, İbrahim Altunel, Talip Arışahin, Kâmil Yaylalı, Duran Kömürcü ve bendeniz. Çevresi çok genişlemiş ve yeni yeni dostlar edinmiş olmasına rağmen İmam-Hatip Okulu mezunu olmanın onurunu taşıyor ve eski arkadaşlarından katiyen kopmuyor ve onlarla beraber olmak için daima fırsatlar arıyordu.
Merhum Zügül, Bakırköy’de otururdu. Yukarıda isimlerini yazdığım arkadaşlarımız, İstanbul'un değişik semtlerinde otururlardı. İçimizden birisinin işaretiyle arkadaşlarımız eksiksiz olarak Nazir Zügül'ün evinde toplanırlardı, hem de yemekten önce. Eşi Altın Hanım suratını asmadan ve kaşını çatmadan bizim zahmetimize katlanırdı. Bu toplantı ve ikram faslı zaman zaman içimizden birinin evinde yine eksiksiz olarak tekrarlanırdı. Bu sebeple ve samimi bir hava içerisinde merhum Nazir Zügül'ün yemeğini sağ olduğu günlerde çok yedik. Altın Hanımın sevgili kızları ve biricik oğluyla kulakları çınlasın ve tekrar başları sağ olsun. Bizim kahrımızı çok çekti ve kendilerine has yemeklerden bol bol ikramlarda bulundu. Köyünde, baba yurdunda ağabeyi Hacı Nazmi tarafından verilecek yemeğe de katılmayı çok isterdim ve çok iyi olacaktı, ama nasip değilmiş. Biz yine eski günleri hatırlayarak ruhuna bol bol fatihalar okur ve rahmet-i ilâhiyenin ruhuyla beraber olması için dualar ederiz. Allah rahmet eylesin ve ruhu şâd olsun!
Uzun süredir rahatsızdı. Birkaç ameliyat geçirdi. Yalova' da sevgili kızı Müjgan'ın yanında vefat etti. Rahatsızlığı sebebiyle Konya'ya gelemediği için çok üzülüyordu. Vefatından önce vasiyet etti: (Cenazemi köyüme götüreceksiniz ve annemin babamın yanına defnedeceksiniz. Arkadaşlarım teker teker aranacak ve kendilerine ölümüm haber verilecek.) Vasiyeti aynen yerine getirildi. İstanbul'un bütün güzelliklerini yaşayarak ve tarihi dokusunu zevkle seyrederek, muhteşem kubbelerin ve göklere uzanan minarelerin manevi havasına sığınarak bu beldede çok güzel vakit geçirdi. Ama o yine de köyünü ve köyünün mezarlığını istedi.
Cenazesi İstanbul'dan mütevazı bir tabutun içerisinde getirildi. Köyün camisinde okunan hatimlerden, yapılan dualardan ve kılınan cenaze namazından sonra arkadaşlarının, akrabalarının, köylülerinin ve sevenlerinin omuzlarında taşındı. Köy mezarlığında toprağa verildi.
Allah'ın rahmetine tevdi ettiğimiz mezarlık, İstanbul'a ve ömrünü tükettiği yerlere çok uzak, ama sevenlerine yakın. Doğup büyüdüğü toprakların tanıdık kucağında. İnşallah Cennete de yakın olur.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.