Bazı kırılmalar sessiz olur. Ne bir ses duyulur ne de bir parça yere düşer. Ama insan bilir… İçinde bir şeyin çatladığını, eski haline asla dönmeyeceğini hisseder. İşte kalp kırılması tam olarak böyledir; görünmez ama derindir, sessiz ama sarsıcıdır.
Kırılan bir kalbe dokunmak, sandığımız kadar kolay değildir. Güzel sözler söylemek, teselli etmeye çalışmak çoğu zaman yetmez. Çünkü kırılan kalp, söylenenlerden çok hissedileni duyar. Samimiyeti tartar, niyeti ölçer. Bu yüzden bazen en doğru dokunuş, bir cümle bile kurmadan yanında durabilmektir.
İnsanlar genelde kırılan kalpleri onarmaya çalışır. Oysa her kalp onarılmak istemez. Bazıları sadece anlaşılmak ister. “Ben buradayım” diyen bir bakış, “anlıyorum” diyen bir sessizlik… İşte en güçlü merhem çoğu zaman budur.
Kırılan kalbe dokunmak, sabır ister. Aceleye gelmez. Çünkü kırılan yer hassastır; yanlış bir söz, iyi niyetli bile olsa, yarayı daha da derinleştirebilir. Bu yüzden dokunmadan önce hissetmek gerekir. Dinlemek gerekir. Yargılamadan, düzeltmeye çalışmadan, sadece var olmak gerekir.
Ve belki de en önemlisi şu: Herkes bir gün birinin kalbini kırar. İstemeden, fark etmeden, bazen de çaresizlikten… Ama aynı şekilde herkes bir gün bir kalbe dokunma fırsatı da bulur. İşte o an, insanın gerçek sınavıdır. Çünkü kalbe dokunmak, sadece bir başkasını değil, kendi insanlığını da iyileştirmektir.
Unutmayalım; kırık bir kalp, doğru bir dokunuşla yeniden atmayı öğrenebilir. Ama o dokunuş, kelimelerden önce yürekten gelmelidir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.