Kent Meydanı ve Kuruyan Ağaçlar!

Ülkemizde batı hayranlığı aldı başını gidiyor. Batılı birisi gelmiş olsa “Burası neresi?” diye soracak hâle geldi. Önce kültür yozlaşması başladı. Uzmanların 70 bin kelimeyi bulduğu belirtilen Türkçe, ne yazık ki 4 bin kelime ile konuşulur duruma gelmiş. Bu gidişle güzel Türkçemiz yabancı dil kabul edilecek olursa şaşmamak lâzım. 5 yıldızlı otel isimleri, işyeri levhaları, alet edavat markaları, çeşitli terimler, tişörtler, diğer giyim eşyaları, gıda maddelerinin isimleri yabancılaştı. Saymakla bitecek gibi değil. Hâl ve gidiş böyle olunca birçok il, hatta ilçeye girişte şehir merkezini gösteren levhalar “Centrum” a dönüştü. Avrupa’da şehir merkezleri yüzyıllar önce bu tarife uygun, yâni “Centrum” demeye yakışır şekilde düzenlenmiş.

Konya’nın ana giriş noktalarına da “Şehir merkezi” diye yazılı levhalar konulmuş. Ancak, neresi olduğunu bilen var mı? Daha doğrusu böyle isimlendirilecek meydanımız var mı? Hükümet Alanı, ya da mitinglerin yapıldığı Vakıf İşhanı önündeki eskiden taksi meydanı olan alan desek bu tarife uygun düşmez. Merhaba’nın yazı işleri müdürü Çetin Oranlı’nın bir yazısında öne sürdüğüne göre, Başbakan Erdoğan Konya’ya bir gelişinde Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’ten bir şehir merkezi oluşturmasını istemiş. Akyürek de Karatay Medresesi ile Zindankale arasında yer alan ve Ahmet Hilmi Nalçacı’nın başkanlığı döneminde “Konya Fuarı” na dönüştürülen “Dede Bahçesi” ve çevresini bu iş için uygun görmüş. “Kent Meydanı” oluşturmak amacıyla hazırlanan proje aylar önce uygulamaya konularak, ortada çocukluğumuzun bu tarihî bahçesinden hiçbir eser bırakılmadı, ancak kararlaştırılan tarihe yetiştirilemedi. Süre 2 ay uzatıldığı hâlde bitecek gibi de görünmüyor.

1950’li yıllara kadar sık ağaçların, ortasındaki havuzlu çay bahçesini gölgeleyen 3 tane ulu çınarın, 2 tane tenis kortunun yer aldığı, yıllarca belediye fidanlığı ve çiçek bahçesi olarak hizmet veren “Dede Bahçesi” nin yeri 17. yüzyılda Şeyh Hasan Efendi isimli bir zât tarafından satın alınarak düzenlenip, Mevlevî Dergâhı Şeyhi İkinci Bostan Çelebi’ye hediye edilmiş. Mevlevîlerin sıcak yaz günlerinde burada yeşillikler içerisinde âyin yaptıkları bahçeye Poştnişin Abdülvahit Çelebi de ahşap bir köşk ile havuz yaptırmış. Mevlevî Dergâhı’nda pişirilen yemeklerden bir kısmı Dede Bahçesi’nde ikâmet eden çelebilere gönderilirdi. Cumhuriyet’in ilânından sonra 1926’da tekke ve zâviyelerin kapatılması üzerine Dede Bahçesi önce hazineye devredilmiş, daha sonra da belediyenin mülkiyetine geçmişti. 55 yıl öncesine kadar havuzun kenarında duran zârif köşk ne yazık ki yıktırılırken, çay bahçesinin müsteciri Eyüp Mutlutürk, hafta sonları gündüz çocukları para karşılığı havuzda yüzdürür, içindeki kayığı 25 kuruşa kiralardı. Yaz geceleri ise, Konya’nın sosyal hayatında önemli bir yeri bulunan çay bahçesini dolduran aileler çınarların altında havuz kenarında serinleyip, caz eşliğinde dans ederek eğlenir, bazı düğünler ve sünnet toplantıları da burada yapılırdı.

Resmi davet ve toplantıları da düzenleyip, ses yayın cihazlarını kuran Eyüp Mutlutürk’ün büyük bir titizlikle işlettiği “Dede Bahçesi”, 1970’li yıllarda fuar hâline getirilmesi için büyük bir değişikliğe uğrarken, tarihî özelliklerini de kaybetti. Ağustos aylarında açılan fuarın faaliyetinin sona erdirilmesi üzerine buradaki bahçelerde canlılık kaybolmuş, yosun tutan havuzu temizlenemez, burasını mesken tutan başıboş kimseler ve tinerciler yüzünden geceleri içinden geçilemez hâle gelmiş, hatta cinayet bile işlenmişti. Özetle, 300 yıllık tarihî Dede Bahçesi’nin “Kent Merkezi” uğruna tüm yeşillikleri kaybolarak, âdeta taşlık alan hâline getirildi. Otobüs durakları yapılması için yol genişletilirken 40-50 yıllık ağaçların kesilmesinden sonra, gelip geçenler sulanmayan mevcut ağaçların da birer ikişer kurumaya başlamasına rağmen, hiçbir önlem alınmadığına üzüntüyle şâhit olmuyor.

Bilindiği gibi, yıkılarak Kent Merkezi olarak düzenlenecek alana dahil edilen Adliye Sarayı’nın yeri asfaltlanıp, belediye otobüslerine garaj yapıldı. Ne hikmetse, otobüsleri yıkamak için bacak kalınlığı vanalardan akşama kadar su akıtılırken, bitişikteki taş ekmek fırını, Belediye Gıda Bankası, Süt Tekkesi ve tramvay hattı arasında kalan yeşil alanın sulandığı vanaların ve oradaki çeşmenin suyu tasarruf amacıyla olsa gerek Koski tarafından kesildi. Oysa fırın işçileri kendileri paraları ile satın aldıkları hortumla buradaki çimlenmiş yeşil örtüyü ve ağaçları sulayıp, kurulamalarını önlüyorlardı. Suyu kesenlerin gözü aydın! Sulanamayan ilk ağaç ve çimler kuruduğu için yeşilin yerini boz bir örtü alınca burası âdeta “Kerbelâ” ya döndü. Daha önce Yazarlar Birliği’nin yanından da 4 ağaç kesilmişti. Muhammed Hadimî hazretlerinin meşhur sözüdür: “Kâmil odur ki bıraka dünyada bir eser/Eseri olmayanın yerinde yeller eser”. Unutulmasın ki, oldum olası şehir idaresi konusunda yetki üstlenmiş olanlar gün gelecek mutlaka yaptıklarıyla hatırlanacaklar. Benden hatırlatması!

-------------

NOT: Zihnî yorgunluğumu gidermek üzere bir süre dinlenmek için izninizle. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi