Kâzım Karabekirin Siyasi Hayatı
Yayınlanma:
Kars, Ardahan, Artvin, Erzincan ve Erzurum’u düşman işgâlinden kurtararak “Şark fatihi” ünvanını kazanan İstiklâl Harbinin ünlü “Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa” nın kaleme aldığı hatıraları Türkiye Yayınevi tarafından 1960’da “İstiklâl Harbimiz” adlı altında yayınlanmış bulunuyor. İstiklâl Harbi’nin hüküm sürdüğü 1918-1920 yılları arasında gelişen olayları belgeleri ve bütün yönleriyle gözler önüne seren bu kitabın yayıncısı Tahsin Demiray, Karabekir’in tek cepheli bir askeri kahraman olmadığını, aynı zamanda Edirne Milletvekili olarak İstiklâl Savaşı sürecinde siyasi yönden de hizmette bulunduğunu ifade ediyor. İstiklâl Harbi zaferinden sonra milletvekili sıfatıyla aynı zamanda merkezi Ankara’da bulunan 1. Ordu müfettişliğine tayin olan, 2. seçim devresinde de Meclise İstanbul Meb’usu olarak katılan ve gerçek bir demokrasi hayranı olan Kâzım Karabekir’in hatıralarını ve dökümanları çok defa günü gününe, hatta saati saatine tesbit ederek, vefatından yıllarca önce neşredilmek üzere hazır hâle getirdiğini belirten Tahsin Demiray, şöyle devam ediyor:
“Bu itibarla vesikalar arasındaki fikir ve notlarını zamanın şartları içinde mütalâa etmek icabeder. Hem unutmayalım kibu hatıraların sahibi olan zat bu zaferin âmillerinden ve tarihi yapanlardan birisi olarak çoktan tarihe malolmuştur. Bize düşen vazife hem onu ve hem diğer tarihe malolan devlet ve millet adamlarının söyleyip, yazıp bıraktıklarını dikkatlice, ibretle ve basiretle okumaktır”
Karabekir Paşa ile 1923’de neşrettiği haftalık mecmua için yazı yardımı yapması münasebetiyle tanıştığını
bildirerek, dostluklarının 1948 yılında vefatına kadar devam ettiğini kaydederek “Mânevî karâbetimiz (yakınlığımız) bir vazife ortaya çıkardı. Bu vazife hatıralarını millete ve orduya maletmek vazifesi idi. Refikası merhume İclâl Karabekir hayatta iken bu vazifenin yerine gelmemiş olmasından ızdırap duyuyorum. Bu ızdırabımı hayrülhalef üç kızı Hayat Feyzioğlu, Emel Özerengin ve Timsal Ayasbeyoğlu dindiriyorlar” diyen Demiray, şunları yazıyor:
“Karabekir, millî murakabenin temel şartlarından biri olarak da ciddî ve şuurlu bir muhalefet partisinin vücuduna inanmaktadır. Bu düşünceyle 1924 yılı sonlarında Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar ve arkadaşlarıyla birlikte cumhuriyet devrinin ilk muhalefet partisini ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ nı kurmuşlar, kendisi de bu partinin liderliğine seçilmiştir. Fakat çok geçmeden Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir’de suikast tertipleyenlerle irtibatı bulunduğu iddiası ile Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, vs. Terakkiperver Partisi ileri gelenleriyle birlikte İzmir İstiklâl Mahkemesi’ne verilmiştir.
İnsan hayatına her şeyden fazla kıymet veren suikastları menfur birer teşebbüs olarak karşılayan tertemiz bir iman ve karaktere sahip olan Karabekir’in, en aziz arkadaşı Atatürk’e yapılmak istenen bir suikasttan hiçbir surette haberdar olmadığı muhakkaktı. Haberi olsaydı, onlara ilk mani olacakların başında da yine Karabekir bulunurdu. Nasıl ki, şarkta 15 inci kolordu kumandanı ve şarklıların sevgilisi ve hâkimi durumunda bulunduğu sırada Mustafa Kemal paşa’yı tevkif edip, derhâl İstanbul’a göndertmesi emrini veren saltanat hükümetine karşı da Gazi’yi şiddetle müdafaa eden ve hayatını ortaya koyarak bu tevkif emrini nefretle reddeden yine Karabekir olmuştur.
Nitekim İzmir İstiklâl Mahkemesi de Karabekir’in suikastla en ufak bir ilgisini görememiş ve beraatine karar vermiştir. Fakat buna rağmen Kâzım Karabekir, 5 kanunuevvel (Aralık) 1927’de henüz 45 yaşında muzaffer ve muvaffak bir kumandan iken, diğer asker arkadaşlarıyla birlikte tekaüde (emekliye) sevkolunmuş ve hayatının en cevval, en verimli çağında 1938 yılı sonbaharına kadar süren 12 senelik bir inziva hayatına çekilmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Karabekir’in asla küçümsenmeyecek bir büyüklüğü de bu inziva hayatını, bir feragat hayatına çevirmesinde görülür. Zira, isteseydi ardından gelecek muazzam bir kitle mevcutken, O millî birlik ve bütünlük, vatan selâmeti ve millî menfaat uğrunda kendi sahsî istikbalini hiç düşünmemiştir. O, bu büyük feragati ile şüphesiz kaybetmemiş, kazanmıştır.
1938 yılından sonra Kâzım Karabekir’i tekrar Büyük Millet Meclisi’nde İstanbul meb’usu olarak görüyoruz. 1946 yılında Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na seçilen Kâzım Karabekir; 26 Ocak 1948 tarihinde âni bir kalp krizi neticesinde Ankara’da Büyük Millet Meclisi Reisi iken ebediyete intikâl etmiştir. Kabri Ankara’da şehitliktedir”
Kâzım Karabekir Paşa’nın millî mücadelenin başından sonuna kadar olan tutumunun, tam bir feragat ve işbirliği zihniyetinin müstesna birer numunesi hâlinde geliştiğini kaydeden Tahsin Demiray, “Bunun en beliğ (açık) misali, her türlü askerî sıfat ve selâhiyetlerinden tecerrüt (hiçbir şeyle ilgisi kalmama) etmiş bir vaziyette olan Mustafa Kemal Paşa’yı tevkif edip İstanbul’a göndertmek emrine Kâzım Karabekir’in uymayışı ve sivil Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına geçip, ‘Kolordumla emrinizdeyim. Bütün emirleriniz eskiden olduğu gibi harfiyen ve derhâl yerine getirilecektir’ demesinde görülür” şeklindeki sözlerini doğrulayan bu tarihî olayın tek şahidi olan Rauf Orbay’ın mektubu “İstiklâl Harbimiz” adlı kitabın sonunda vesikalar kısmında yer almaktadır.
“Bu itibarla vesikalar arasındaki fikir ve notlarını zamanın şartları içinde mütalâa etmek icabeder. Hem unutmayalım kibu hatıraların sahibi olan zat bu zaferin âmillerinden ve tarihi yapanlardan birisi olarak çoktan tarihe malolmuştur. Bize düşen vazife hem onu ve hem diğer tarihe malolan devlet ve millet adamlarının söyleyip, yazıp bıraktıklarını dikkatlice, ibretle ve basiretle okumaktır”
Karabekir Paşa ile 1923’de neşrettiği haftalık mecmua için yazı yardımı yapması münasebetiyle tanıştığını
bildirerek, dostluklarının 1948 yılında vefatına kadar devam ettiğini kaydederek “Mânevî karâbetimiz (yakınlığımız) bir vazife ortaya çıkardı. Bu vazife hatıralarını millete ve orduya maletmek vazifesi idi. Refikası merhume İclâl Karabekir hayatta iken bu vazifenin yerine gelmemiş olmasından ızdırap duyuyorum. Bu ızdırabımı hayrülhalef üç kızı Hayat Feyzioğlu, Emel Özerengin ve Timsal Ayasbeyoğlu dindiriyorlar” diyen Demiray, şunları yazıyor:
“Karabekir, millî murakabenin temel şartlarından biri olarak da ciddî ve şuurlu bir muhalefet partisinin vücuduna inanmaktadır. Bu düşünceyle 1924 yılı sonlarında Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar ve arkadaşlarıyla birlikte cumhuriyet devrinin ilk muhalefet partisini ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ nı kurmuşlar, kendisi de bu partinin liderliğine seçilmiştir. Fakat çok geçmeden Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir’de suikast tertipleyenlerle irtibatı bulunduğu iddiası ile Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, vs. Terakkiperver Partisi ileri gelenleriyle birlikte İzmir İstiklâl Mahkemesi’ne verilmiştir.
İnsan hayatına her şeyden fazla kıymet veren suikastları menfur birer teşebbüs olarak karşılayan tertemiz bir iman ve karaktere sahip olan Karabekir’in, en aziz arkadaşı Atatürk’e yapılmak istenen bir suikasttan hiçbir surette haberdar olmadığı muhakkaktı. Haberi olsaydı, onlara ilk mani olacakların başında da yine Karabekir bulunurdu. Nasıl ki, şarkta 15 inci kolordu kumandanı ve şarklıların sevgilisi ve hâkimi durumunda bulunduğu sırada Mustafa Kemal paşa’yı tevkif edip, derhâl İstanbul’a göndertmesi emrini veren saltanat hükümetine karşı da Gazi’yi şiddetle müdafaa eden ve hayatını ortaya koyarak bu tevkif emrini nefretle reddeden yine Karabekir olmuştur.
Nitekim İzmir İstiklâl Mahkemesi de Karabekir’in suikastla en ufak bir ilgisini görememiş ve beraatine karar vermiştir. Fakat buna rağmen Kâzım Karabekir, 5 kanunuevvel (Aralık) 1927’de henüz 45 yaşında muzaffer ve muvaffak bir kumandan iken, diğer asker arkadaşlarıyla birlikte tekaüde (emekliye) sevkolunmuş ve hayatının en cevval, en verimli çağında 1938 yılı sonbaharına kadar süren 12 senelik bir inziva hayatına çekilmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Karabekir’in asla küçümsenmeyecek bir büyüklüğü de bu inziva hayatını, bir feragat hayatına çevirmesinde görülür. Zira, isteseydi ardından gelecek muazzam bir kitle mevcutken, O millî birlik ve bütünlük, vatan selâmeti ve millî menfaat uğrunda kendi sahsî istikbalini hiç düşünmemiştir. O, bu büyük feragati ile şüphesiz kaybetmemiş, kazanmıştır.
1938 yılından sonra Kâzım Karabekir’i tekrar Büyük Millet Meclisi’nde İstanbul meb’usu olarak görüyoruz. 1946 yılında Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na seçilen Kâzım Karabekir; 26 Ocak 1948 tarihinde âni bir kalp krizi neticesinde Ankara’da Büyük Millet Meclisi Reisi iken ebediyete intikâl etmiştir. Kabri Ankara’da şehitliktedir”
Kâzım Karabekir Paşa’nın millî mücadelenin başından sonuna kadar olan tutumunun, tam bir feragat ve işbirliği zihniyetinin müstesna birer numunesi hâlinde geliştiğini kaydeden Tahsin Demiray, “Bunun en beliğ (açık) misali, her türlü askerî sıfat ve selâhiyetlerinden tecerrüt (hiçbir şeyle ilgisi kalmama) etmiş bir vaziyette olan Mustafa Kemal Paşa’yı tevkif edip İstanbul’a göndertmek emrine Kâzım Karabekir’in uymayışı ve sivil Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına geçip, ‘Kolordumla emrinizdeyim. Bütün emirleriniz eskiden olduğu gibi harfiyen ve derhâl yerine getirilecektir’ demesinde görülür” şeklindeki sözlerini doğrulayan bu tarihî olayın tek şahidi olan Rauf Orbay’ın mektubu “İstiklâl Harbimiz” adlı kitabın sonunda vesikalar kısmında yer almaktadır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.