Karlı Yamaçlar Ağlıyor

Yazı yazmak için kaleme sarıldığım zaman aklıma; hep o yolda gördüğüm karlar geliyor. Değişik bir konu bulmaya veya gündemden bir konu seçmeye çalışıyorum, ama kendimi yol kenarında gördüğüm karlardan bir türlü alamıyorum. Keşke o karları görmemiş ve beyaza bürünmüş kayalıklara uzanmamış olsaydım. Bu karlı manzara uzun müddet aklımdan çıkmayacağa ve hayalimden silinmeyeceğe benziyor. Silinmezse silinmesin hiç olmazsa düşüncem beyaz, zihnim açık ve ufkum berrak olur.

Böyle yazınca kardan hoşlanmadığımı ve karın bir yorgan gibi örttüğü araziyi görünce üşüyüp titrediğimi zannetmeyin. Karlar üzerinde iz bırakarak elinde tüfeğiyle, yanında tazısıyla ve sırtında torbasıyla görünmez hale gelen avcılara gıpta ederim. Beyaz karlar üzerinde yiyecek bulmaya çalışan iyice siyahlaşmış kuşlar, her zaman görebileceğimiz kır manzaralarından ve renkli tablolardan daha güzeldir.
Nedense kışın yolculuk yapmayı ve seyahate çıkmayı, hava şartları sebebiyle olsa gerek, çok sevmeyiz. Vaktimiz daha çok evimiz, iş yerimiz ve eğlence yerleri gibi kapalı mekânlarda geçer. Buna rağmen iklim ve yol şartları ne olursa olsun yola çıkmaya mecbur kaldığımız zamanlar da olur. Yola çıktıktan sonra da temiz havanın tamamını nefesleyerek rahatlayan zihnimizle bir oh çeker ve halimize şükrederiz.
Arazinin karla kaplı olduğu bir mevsimde otobüsle, ovanın genişliğinden ve düzlüğünden kurtularak, dağlara tırmanmaya başladık. Yolumuz dağlarca yükseliyor ve etrafımız kar yığınlarıyla korunuyordu. Kar ovada bir başka, yamaçlarda bir başka, zirvede bir başka ve ağaç dalarında daha bir başka.
Dağlar her zaman ve dağların yamaçları her mevsimde güzel. Baharın yeşilliği, yazın güneşi, güzün sarılığı ve kışın beyazlığı hepsine gece sahiplenen ayın parlaklığı dağ yamaçlarına hayranlığın ve ilginin bıktırmadan devamını sağlar. İnsanların göz zevkini besler, yüz güzelliğini sağlar ve estetik duygusunu geliştirir. İnsanın ruhunun olgunlaşmasına ve yükselmesine sebep olur.
Nirvana rahiplerinin Himaliya Dağlarının zirveleşmiş tepelerinde tapınak kurmalarını ve eğitimi orada yapmalarını hep düşünmüşümdür. Yüksekliğin verdiği ilhamı, buradaki hikmeti keşfetmeye çalışmışımdır.
Bu yamaçlarda yeşilliği çimenler ve çiçekler, güneşi aydınlık, sonbaharı sararmış otlar ve solmuş çiçekler, kışı bembeyaz karlar temsil eder.
İşte böyle karlı bir günde, avcıların bile karları camdan seyrettikleri bir mevsimde otobüsümüz ovanın düzlüğünden kurtularak yavaş yavaş dağın yamaçlarına tırmanmaya başladı. Dağların zirvesine yaklaşan bulutlar, karı kıskanırcasına ve beyazlığı örtmek istercesine daha aşağılara inmek, vadilere sarkmak istemeleri kabaran iştahlarından belli oluyordu.
Bu soğuk kış gününde Allah yamaçlara öyle bir güzellik yerleştirmiş ki; insanları kucaklamaya hazır öyle bir sıcaklık kazandırmış ki seyretmekten ve karları tepeleyerek inip bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Arabalarını yol kenarlarına yığın karlara gömülürcesine park edip, çocukları ile karlarda yuvarlanan ve kartopu oynayan, kardan adam yapacak kadar vakitleri olmayan insanları kıskanmamak mümkün değil. Keşke bizim otobüsümüz de yol kenarında biraz durmuş olsaydı da biz de özel arabalarıyla seyahat edenler gibi karlı vadilere doğru uzanabilseydik, kayalara tutunarak karlı tepelere tırmanabilseydik. Ağaçların dallarında kümelenen karları, kuşları ürkütmeden teker teker yere indirebilseydik.
Karlar erimeye ve şırıl şırıl sular yol kenarından akmaya başlamış. Hemen o anda bu derece kara hasret kalan köyüm aklıma geldi. İnşallah dedim bu kar suları aktıkça çoğalır da bizim köye kadar ulaşır.
Ben böyle karlı bir yazı yamaya karar verdiğim zaman Zigana Geçidindeki çığ faciası vukuu bulmamıştı. Yazımın yarı kısımlarında televizyondan çığ düşmesi haberini dinleyince sarsıldım ve durakaldım. Benim övmeye ve sempatik göstermeye çalıştığım kar, demek ki, on vatandaşımızın canını alacak, kanını donduracak hale de gelebiliyormuş. Dağ yamaçlarında sakin sakin, sessiz sessiz, beyaz beyaz bekleyen kar, kendi halinde eridikçe kimseye zarar vermeyen kar, önüne bent yapılmış su deryası gibidir. Bent yıkılırsa sakin sakin durduğunu gördüğümüz su, azgın sel haline geliverir. Yalnız köyleri değil, şehirleri bile alıp götürür. Bunun gibi sakin sakin duran kar, silah patlatılırsa, çığlık atılırsa, sert bir şekilde ıslık çalınırsa karlar hareketlenir, çığ halinde sürüklenir. Dağ, tepe, vadi, mesafe tanımaz, her yeri dümdüz hale getirir. Keşke bu yazımı böyle acı bir haberle noktalamamış olsaydım. Otobüsümde sakin sakin gideceğim yere ulaşbilseydim.
Zigana Dağlarının korkunçluğunu bilen ve Hamsi köyde meşhur sütlaçtan yiyen bir kimseyim. Bu hatıramı da yıllar sonra keşke böylesine acı bir olayla hatırlamasaydım. Çığ felâketinde hayatlarını kaybeden genç dağcılara Allah’tan rahmet, yakınlarına, geride kalanlara sabırlar ve başsağlığı dilerim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi