Karabekirin Şark Cephesi Hatıraları (4)

Karakilise’de bozguna uğrayıp, çete savaşlarıyla varlıklarını sürdürmeye çalışan Ermeniler, Türk teklifini kabul etmek zorunda kalarak 3 Haziran 1918’de Batum’da Türkiye-Ermenistan anlaşmasını imzalamıştı. Gümrü’de 16 Haziran’da Osmanlı heyeti başkanı olarak General Kâzım Karabekir’in katıldığı bir toplantı yapılarak, Batum’da imzalanan barış gereğince Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’a bırakılacak yerler belirlenmişti. Buna göre; Uluhanlı-Revan sapağı dışında Culfa’ya kadar olan demiryolu boyu Osmanlı Devletine bırakıldığı hâlde, 24 Haziran’da Kamerli (Artaşat) İstasyonuna gitmekte olan bir Türk suvari bölüğü Ağamzalu, İmanşalu ve Koyulhisar Ermeni köylüleri tarafından ateş altına alınmıştı. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Nahçıvan bölgesinde katliam yapan Erzurumlu Antranik’in çetelerinin kalleş saldırısı sonucu 17 şehid ve 5 yaralı verilmiş, Ermeni çeteler bölüğün bütün eşyasını yağmalamıştı. Saldırı sebebi ile Ermeni Komisyonu ile Erivan’daki Kolordu Kumandanı Nazarbekof, üzüntülü beyanda bulunurken, Gümrü’deki Ermeni ahalisi de Taşnak çetelerinin Ermeni milletini felâketlere sürüklediğini, yanayakıla anlatmıştı. Vak’a yeni başkenti Erivan’ın yakınında meydana gelmesine rağmen, yeni başlayan Ermeni dostluğun devam ettirilmesi için üst makama bu işte Ermeni hükümetinin suçsuz olduğunu bildirdiğini dile getiren Kâzım Karabekir Paşa, hatıralarına şöyle devam ediyor:

“Ermeniler için ölüm kalım meselesi olan böylesine sıkışık bir zamanda uslu durmayan Ermeni çetelerinin ne gibi fayda sağladıklarını anlamak mümkün değildi. Meselâ 4 Temmuz 1918 günü öğleyin 2’de 200 Ermeni eşkiyası Serdarabad bölgesinde Eçmiyadzin’in güneyinde Keçerli’deki piyade bölüğümüze taarruz ettiyse de karşılık görünce kaçtılar. 8 Temmuz’da güneye giden 11. Tümenin yürüyüşüne, Eçmiyadzin’in güneyinde 500 kadar Ermeni karşı koymaya çalıştıysa da karşılık verince uzaklaştı. Bu vak’alara rağmen, belirlenen sınır çizgisinin öte yanına geçilmemesi için birliklere kesin emir verdik. Ermeniler, pek korkulu bir teşebbüste daha bulunarak, Ağamzalu, Bacalu ve Haratlı köylüleri 11. Tümene ateş açarak, saldırmaya kalktılar. Kuvvetleri 500 yaya ve 150 atlı idi. Halbuki, kolordum bir yana, Erivan’a ve Eçmiyedzin’e 11. tümen bile yeter, Ermeni varlığına son verebilirdi. Böyle bir tarih vak’asını engelleyen mesele, subaylara ve erlere “Ermeni Hükümeti’nin varlığı, millî menfaatlerimizin icabıdır. Barış imzalanması şimdiye kadar canlarını ve zenginliklerini komitecilikle kazanan Antranik ile benzerlerinin işine gelmediği için vak’a çıkarmadan geri durmuyorlar. Sınır hiçbir suretle geçilmeyecektir” şeklinde   anlatılmıştı.
4. Kolordu 31 Temmuz’da Rumiye’yi işgâl etmiş, 1 Ağustos’ta kolorduların cephelerinde değişiklik yapılmıştı. Önceleri benim emrimde 9.Tümen ile 36. Tümen vardı. 15. Tümen de Romanya’dan Gümrü’ye gelip, emrime girmiş, 2. Kafkas Kolordusu’nun 5. Tümeni Gence’ye, 11. Tümen de İran’a geçmişti. Yeni düzene göre 15. Tümen ile 36. Tümen de 2. Kafkas Kolordusu olarak Gümrü çevresinde kaldı. Emrimdeki 1. Kafkas Kolordusu’na da 9. ve 11. Tümenler verildi. 9. Tümen, Erivan güneyinden Nahçıvan bölgesine kadar, 11. Tümen de Tebriz’i işgâl edecekti. Nahçıvan’ı seçip, 7 Ağustos’ta kolordumla buraya geldim. 16 Ağustos’ta emrime verilen 11. Tümen kolbaşısı Tebriz’e vardı. Tebriz’e kadar mevcut olan demiryolunu da tamir ettirdik. Tebriz’de İngiliz kışkırtmalarının çokluğundan, unsurlar arasında kötülük çıkabileceğini haber alınca 2 Eylül 1918’de karargâhımla Tebriz’e geldim. Ağırbaşlı ve işleri ile uğraşıyor bulduğum Ermeniler, karşılığında benden ve birliklerimden gereken saygıyı gördüler. 5 Eylül’de 3 günlük mesafeye kadar yaklaştığımız Tebriz’i tehdit eden İngiliz müfrezesine taarruz ve geri çekilmeyle mecbur ettik. Ordu, Almanlar’ın israrı ile Kazvin’in zaptını ve Tahran’ın tehditini istiyordu, fakat maddî imkân olmadığını anlattım. Hoşa gitmemekle birlikte birlikte mütaleamı kabul ettiler. 15 Eylül’de de Bakû’nun, kozmopolit Rus-Ermeni Şehir Sovyeti’nin elinden alındığı haberi geldi.
22 Ekim’de İran’ın boşaltılması emri gelince, karargâhımı yeniden Nahçıvan’a götürmek üzere Tebriz’den ayrıldım. 31 Ekim’de 1. Kafkas Kolordusu karargâhının lağvedildiği ve İstanbul’a nakledileceği bildirildi. Ben de karargâhımla birlikte Batum üzerinden 28 Kasım 1918’de İstanbul’a geldim ve Tekirdağ’daki 14. Kolordu Kumandanlığına tayin olundum. 3 Mayıs 1919’da ise, çevreyi tanımam ve Ermenilerce bilinmem sebebiyle 15. Kolordu’ya çevrilen eski birliklerime kumandan tayin edilerek, Erzurum’a geldim. Sürüp gelen bu 5 ay içinde sınırın öte tarafından, mütareke gereğince bırakılan Kars ilinden kaçıp gelenlerden ve birçok zavallının feryadından anladım ki; Ermeni milletinin içerisinde kök salmış çeteciler, Türkleri kesip yakmaya devam ediyorlar ve insanlık âlemine bunun tersini göstererek, cinayetlerini tasvip ettirebilmek için güçlü yayınlara sahipler. İnancıma göre Ermeni milleti, komitecileri aralarından kovmadıkça ve siyasî entrikalardan uzaklaşmadıkça ne kendileri, ne de içlerinde yaşayanlar rahat ve güvenlik görmeyecektir. Bu yüzden o milletin tanıdığım suçsuz kimselerine karşı da acımaktan kendimi alamıyorum. Fakat, bir âdil elin dünyanın o köşesinde de saadetler uyardıracağını düşünmekle gönlüm rahat bulunuyorum”
Görüldüğü gibi; Şark fatihi Kâzım Karabekir Paşa’nın hatıralarının üzerinden 91 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen Ermenilerin, uzatılan dostluk ellerine karşı tutumlarında hiçbir değişiklik olmamış.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi