Karabekirin Şark Cephesi Hatıraları (3)
Yayınlanma:
Atalarımızdan kalma “Gâvurdan dost, domuzdan post olmaz” diye bir deyimi sanırım bilenimiz çoktur. Aşırı eziyet, zulüm ve insanlık dışı davranış için de “Müslümana gâvur eziyeti” tâbiri dilimize yerleşmiş bulunuyor. “Bunlar gâvurun yapacağı işler” sözü de Müslümanlara yakışmayan icraatlara örnek olarak gösterilir. Yüzyıllar önce Osmanlı adaletini hâkim kılan ecdadımızın İspanyolların zulmünden kurtardığı, 1948’de şimdi işgâli altında bulunan Filistin topraklarında kurdukları İsrail devletini, ilk defa 1950 yılında Demokrat Parti hükümetinin tanıdığı Yahudilerin insanlıktan nâsiplerini almamış torunlarının yaptıklarına bir bakın! Sözlükte “Cühud, çıfıt, cimri, pinti” olarak tâbir edilen musevîler (Yehuda soyundan gelen ve Hz. Musa’nın tebliğ ettiği dine bağlılık iddiasında olan topluluk) minnet (İyilik karşısında kendini mânevî olarak borçlu hissetme,iyilik bilme, teşekkür etme) duygusu taşımaları gerekirken, tek kelime ile “Küfran-ı nimet” (Nankörce davranma, velînimete karşı nankörlük) yapıyorlar. Ne yazık ki, Hz. Musa’nın tebliğ ettiği dinin esasları bir yana, tahrif edilmiş şekline bile uymayıp, kendilerinden saymadıkları insanlara her türlü eza-cefayı, hatta öldürmeyi bile mubah gören insan kasaplarına “Dur” diyen çıkmıyor.
Bugün eli kanlı kasap Ariel Şaron, Şimon Perez, Olmert, Netanyahu, Ehud Barak ve diğer Siyonistler ne ise, dün Çarlık Rusyası döneminde Ermeni asıllı generali Nazarbekof, doktor Gavriyef, Taşnak çetesi reisi Antranik ve günümüz Ermenileri aynı hislere sahipler. Birbirlerinden farkları yok, çünkü dün olduğu gibi, bugün Türk ve Müslüman düşmanlığını aynı şirretlikle devam ettiriyorlar. İskenderun’da 6 askerin şehit edildiği Deniz İkmal Birliği’ne PKK’nın, silahsız ve savunmasız 9 kişinin öldürülüp, çok sayıda insanın yaralandığı Gazze’ye insanî yardım götüren Türk gemisine İsrail karasularına 70 km. uzakta olduğu hâlde uluslararası sularda silahlı komandoların yaptıkları kanlı saldırıların aynı güne ve yaklaşık aynı saatlere rastlaması mânidar bulundu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay da konu ile ilgili olarak hassasiyetle inceleme başlatıldığını belirtirken, İsrail hükümet sözcüsü suçluluk psikolojisi içinde savunma yapmaya çalıştı, ancak başta Amerika’da yaşayan Katolik yahudiler olmak üzere, İsrail Meclisi, basını, saldırıya tepki gösteren bir kısım halkı, Türkiye’deki Yahudiler ve Türk halkı kanlı katilleri lânetledi. Aradan 95 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen, Kâzım Karabekir Paşanın Ermenilerin doğu illerinde uyguladığı kıyım ve zulümle ilgili hatıralarını okudukça günümüzde Yahudileri yaptığı katliamdan farklı olmadığı görülür. Bugün de Gümrü ve çevresi ile ilgili hatıralara yer veriyoruz:
“Gümrü’nün teslim alınmasıyla subay ve erlerimizi gören halk Ermeni çetelerinin Türk ordusunu çok kötü anlattıklarını anlayıp, kendilerine iyi davranan Türklerin yüce büyüklüğüne olan şükranlarını belirttiler. 20 Mayıs 1918 günü karargâhımı Gümrü’nün güneyindeki kışlalara naklettim. Ermeniler, Tebriz’in güneyine yapacağımız harekete karşı koyuyorlardı. 24 Mayıs’ta Ordu Kumandanı Vehib ve Grup Kumandanı Şevki Paşalar Gümrü’ye geldi. I. Cihan Harbi’nde Türkiye’nin müttefiki olan açgözlü Almanlar, Manganez başta olmak üzere Gürcistan madenlerine konmak için Gürcüleri himaye altına alarak Türkiye’nin Kars-Tiflis demiryolundan Bakü’ye asker göndermesine engel oluyordu. Bu yüzden Gümrü-Karakilise-Dilican-Kazak şosesinden Gence’ye gitme mecburiyeti doğunca, 25 Mayıs’ta Ermeniler, Kolorduma saldırdılar. Bu sebeple Ermeni ordusuna taarruz emri verildi. 26 Mayıs’ta Ermeniler’in çok güçlü olduğu Karakilise bölgesinde II. Kolordu’nun 11. Tümeni dört kilometre geri çekilmeye mecbur kaldı, ancak geri çekilirken Ermeni köylüler erlerimizi baltalarla parçalamışlar. Karakilise’nin zaptı için Kolordumdan bir tümenle, 11. Tümeni de emrime almam emredildi. Solumda bulunan 9. Tümeni, karla kaplı bulunan Maymak dağlarından gönderip, ben de Hamamlı’nın doğusundaki 11. Tümen katına geldim. Gösteriş taarruzları ile dikkatini cepheye çevirttiğimiz Ermeni kolordusu panik yapınca, 28 Mayıs’ta Karakilise elimize geçti.
29 Mayıs’ta üzücü haberler geldi. Gümrü ve güney yönündeki köylerle, Şirvancık ve Mahmutlu köylerinin Ermeni ahalisi silahlanarak dağlara çıkıp, ambarları basmışlar ve muhafızları öldürmüşler. Bu haberi tek tük kaçabilenler bu haberi verdiler. Kolordum Erivan ve Eçmiyadzin’i işgâl için toplandı. Karakilise’de perişan olup, ana gövdesini kaybetmiş iken, çete savaşları ile varlıklarını sürdürmeye çalışan Ermenilere karşı, Türklüğün şanından olan mağlûba acımak töresine uyarak hareketleri durdurdum. Batum Konferansı ile 10 bin kilometrekare yeri Ermeni Cumhuriyeti’ne bırakan Türk tekliflerini kabul eden Ermenilerin yola gelmeleri üzerine 1 Haziran 1918’de barış emri geldi ve 3 Haziran’da “Ermenistan Cumhuriyeti” ni ilk defa Türkiye tanıdı. 4 Haziran’da, 1914 Kasım’ında Rus ordusu yanında Türkiye sınırını geçerek Ağrı ve Van bölgesindeki silahsız Türk köylülerini katleden 2. Ermeni gönüllü imtikam alayı kumandanı başcellâd Iğdırlı Dro ile Erzurumlu cânibaşı Antranik’in kışkırttığı 30 kadar Ermeni, Sıçanlı’da 1300 metreden birliklerimize ateş açtılar, ancak karşılık görünce kaçtılar. 8 Haziran’da 2. Kafkas Kolordusu’nun 5. Tümeni, Celâloğlu’dan Gence’ye girmeye başladı. 12 Haziran’da Van’dan ilerleyen A. İhsan Sabis Paşa kumandasındaki 4. Kolordu’nun Khoy’u işgâl ettiği, bir süvari bölüğünün de Tebriz’e girdiği bildirildi”
Görüldüğü gibi, 92 yıl önce bağımsızlık hakkı tanıdığımız kadirbilmez Ermeniler, geçen zaman içinde “Küfran-ı nimet” le Türkiye’nin başına belâ olarak, âdeta eceli cami duvarına pislediler. (Devam edecek)
Bugün eli kanlı kasap Ariel Şaron, Şimon Perez, Olmert, Netanyahu, Ehud Barak ve diğer Siyonistler ne ise, dün Çarlık Rusyası döneminde Ermeni asıllı generali Nazarbekof, doktor Gavriyef, Taşnak çetesi reisi Antranik ve günümüz Ermenileri aynı hislere sahipler. Birbirlerinden farkları yok, çünkü dün olduğu gibi, bugün Türk ve Müslüman düşmanlığını aynı şirretlikle devam ettiriyorlar. İskenderun’da 6 askerin şehit edildiği Deniz İkmal Birliği’ne PKK’nın, silahsız ve savunmasız 9 kişinin öldürülüp, çok sayıda insanın yaralandığı Gazze’ye insanî yardım götüren Türk gemisine İsrail karasularına 70 km. uzakta olduğu hâlde uluslararası sularda silahlı komandoların yaptıkları kanlı saldırıların aynı güne ve yaklaşık aynı saatlere rastlaması mânidar bulundu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay da konu ile ilgili olarak hassasiyetle inceleme başlatıldığını belirtirken, İsrail hükümet sözcüsü suçluluk psikolojisi içinde savunma yapmaya çalıştı, ancak başta Amerika’da yaşayan Katolik yahudiler olmak üzere, İsrail Meclisi, basını, saldırıya tepki gösteren bir kısım halkı, Türkiye’deki Yahudiler ve Türk halkı kanlı katilleri lânetledi. Aradan 95 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen, Kâzım Karabekir Paşanın Ermenilerin doğu illerinde uyguladığı kıyım ve zulümle ilgili hatıralarını okudukça günümüzde Yahudileri yaptığı katliamdan farklı olmadığı görülür. Bugün de Gümrü ve çevresi ile ilgili hatıralara yer veriyoruz:
“Gümrü’nün teslim alınmasıyla subay ve erlerimizi gören halk Ermeni çetelerinin Türk ordusunu çok kötü anlattıklarını anlayıp, kendilerine iyi davranan Türklerin yüce büyüklüğüne olan şükranlarını belirttiler. 20 Mayıs 1918 günü karargâhımı Gümrü’nün güneyindeki kışlalara naklettim. Ermeniler, Tebriz’in güneyine yapacağımız harekete karşı koyuyorlardı. 24 Mayıs’ta Ordu Kumandanı Vehib ve Grup Kumandanı Şevki Paşalar Gümrü’ye geldi. I. Cihan Harbi’nde Türkiye’nin müttefiki olan açgözlü Almanlar, Manganez başta olmak üzere Gürcistan madenlerine konmak için Gürcüleri himaye altına alarak Türkiye’nin Kars-Tiflis demiryolundan Bakü’ye asker göndermesine engel oluyordu. Bu yüzden Gümrü-Karakilise-Dilican-Kazak şosesinden Gence’ye gitme mecburiyeti doğunca, 25 Mayıs’ta Ermeniler, Kolorduma saldırdılar. Bu sebeple Ermeni ordusuna taarruz emri verildi. 26 Mayıs’ta Ermeniler’in çok güçlü olduğu Karakilise bölgesinde II. Kolordu’nun 11. Tümeni dört kilometre geri çekilmeye mecbur kaldı, ancak geri çekilirken Ermeni köylüler erlerimizi baltalarla parçalamışlar. Karakilise’nin zaptı için Kolordumdan bir tümenle, 11. Tümeni de emrime almam emredildi. Solumda bulunan 9. Tümeni, karla kaplı bulunan Maymak dağlarından gönderip, ben de Hamamlı’nın doğusundaki 11. Tümen katına geldim. Gösteriş taarruzları ile dikkatini cepheye çevirttiğimiz Ermeni kolordusu panik yapınca, 28 Mayıs’ta Karakilise elimize geçti.
29 Mayıs’ta üzücü haberler geldi. Gümrü ve güney yönündeki köylerle, Şirvancık ve Mahmutlu köylerinin Ermeni ahalisi silahlanarak dağlara çıkıp, ambarları basmışlar ve muhafızları öldürmüşler. Bu haberi tek tük kaçabilenler bu haberi verdiler. Kolordum Erivan ve Eçmiyadzin’i işgâl için toplandı. Karakilise’de perişan olup, ana gövdesini kaybetmiş iken, çete savaşları ile varlıklarını sürdürmeye çalışan Ermenilere karşı, Türklüğün şanından olan mağlûba acımak töresine uyarak hareketleri durdurdum. Batum Konferansı ile 10 bin kilometrekare yeri Ermeni Cumhuriyeti’ne bırakan Türk tekliflerini kabul eden Ermenilerin yola gelmeleri üzerine 1 Haziran 1918’de barış emri geldi ve 3 Haziran’da “Ermenistan Cumhuriyeti” ni ilk defa Türkiye tanıdı. 4 Haziran’da, 1914 Kasım’ında Rus ordusu yanında Türkiye sınırını geçerek Ağrı ve Van bölgesindeki silahsız Türk köylülerini katleden 2. Ermeni gönüllü imtikam alayı kumandanı başcellâd Iğdırlı Dro ile Erzurumlu cânibaşı Antranik’in kışkırttığı 30 kadar Ermeni, Sıçanlı’da 1300 metreden birliklerimize ateş açtılar, ancak karşılık görünce kaçtılar. 8 Haziran’da 2. Kafkas Kolordusu’nun 5. Tümeni, Celâloğlu’dan Gence’ye girmeye başladı. 12 Haziran’da Van’dan ilerleyen A. İhsan Sabis Paşa kumandasındaki 4. Kolordu’nun Khoy’u işgâl ettiği, bir süvari bölüğünün de Tebriz’e girdiği bildirildi”
Görüldüğü gibi, 92 yıl önce bağımsızlık hakkı tanıdığımız kadirbilmez Ermeniler, geçen zaman içinde “Küfran-ı nimet” le Türkiye’nin başına belâ olarak, âdeta eceli cami duvarına pislediler. (Devam edecek)





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.