İsrail'den, Türk Mallarına Boykot!
Yayınlanma:
Böylesine “Hem suçlu, hem güçlü” derler. Efendisi ABD’nin himayesi altında Ortadoğu’da terör estiren İsrail’de iktidarı ellerinde bulunduranlardan bahsediyorum. Daha dün Gazze’ye insanî yardım götürmekte olan Mavi Marmara gemisine baskın düzenleyerek, 9 insanımızı şehit edip, birçoğunu yaralayan katilleri kendi vatandaşları bile eleştiriyor,ancak aldırdıkları yok. Daha doğrusu ele kanlı teröristlere “Dur” diyen olmayacak mı? Ne hak, ne hukuk, ne uluslar arası anlaşmalar, ne de komşuluk biliyorlar. Bildikleri tek şey yaşamak için öldürmek. Zorla sahip oldukları topraklarda yapayalnız kaldılar. 1948’de Ortadoğu’ya şekil veren bir kısım Avrupa ülkesinin yardımıyla Filistin topraklarına ayaklarını basan Yahudileri kimse söküp atamadı. Kendi rahatları için katillerle iyi geçinmeyi tercih ederek, Müslüman Filistinlilerin katledilmesine seyirci kalan İslâm ülkeleri 1967’de bir defa İsrail ile takıştılar, ancak savaş bile denilemeyecek sürtüşme postallarını Sina Çölü’nde bırakarak tabanları yağlayıp, kaçmalarına yol açtığı gibi, bir kısım topraklarını da Siyonistlere kaptırdılar. Baksanıza, İsrail işgâl ettiği topraklardan çekilmek bir yana, her gün biraz daha genişleyip, vatandaşlarına yerleşim alanı olarak açıyor.
Kendi karasuları dışında Mavi Marmara gemisine saldırıp, onlarca masum insanı kurşunlamasına rağmen, Birleşmiş Milletler’in kınama kararına uymadığı gibi, uluslar arası bir araştırma komisyonu kurmak yerine kendi içinde göstermelik bir komisyon oluşturan İsrail, sonunda yola gelmeye mecbur kalacak, fakat olan 9 şehit ve onlarca yaralıya olacak. Cami duvarına pislediğinin farkında değil. Haddini bilmeyene bir gün elbette bildiren çıkacaktı. Nitekim, Recep Tayyip Erdoğan yaptığı sert çıkışlarla hem katil İsrail’e haddini bildirdi, hem de Arap ülkelerini biraz olsun cesaretlendirdi. Mavi Marmara gemisinde gücünü Allah’tan alan bir avuç yürekli insanın tahta parçalarıyla teslim aldıkları Yahudi askerlerin hâlini gördünüz. Kimisi korkudan altını pisledi, kimisi ölüm korkusuyla ağlayıp, merhamet diledi. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Ancak, göğsü imanlı insanlar onlarca ölü ve yaralı verdikleri hâlde “Eman” dileyen askerlerin ellerinden aldıkları silahları onlara doğrultmak yerine, denize atmakla yetindiler.
Türkiye’nin yapacağı bir şey var: Dünyanın başına belâ kesilen, Ortadoğu’da huzur bırakmayan, yıllardır çocuk, kadın, ihtiyar demeden binlerce insanı katleden Yahudilerle her türlü ticarî, askeri, diplomatik ve sportif ilişkilerini keserek, şimdiye kadar yapılmış anlaşmaları iptâl etmek. 1980 darbesinden sonra Bülent Ulusu başkanlığındaki hükümet İsrail ile ilişkileri en alt düzeye indirerek, elçimizi geri çekmişti. Ak Parti hükümeti de tank ve uçak onarım ihalelerini, müşterek tatbikatları anlaşmalarını yırtıp atmalı, onarım için yıllar önce gönderilen tankları geri almalı, Yahudi mallarına boykot uygulamalı, İsrail patentli hiçbir şeyi almamalı, Türkiye’deki Yahudi sermayesi ile kurulan ortaklıkları sona erdirmeli. Baksanıza, utanmadan ellerini çabuk tutarak bir de Türk mallarına boykot uygulama kararı almışlar. Zeytinyağı gibi üste çıkmak buna derler. Birkaç gün önce bir gazete ülkemizde imâl edilerek satılan, Yahudi kökenli, ya da Yahudi ortaklı kuruluşların ürettiği gıda ve her türlü ihtiyaç maddelerine boykot çağrısı yaparak, Yahudi patentli olan markaları birer birer sıralamış.
Bilindiği gibi, daha önce PKK’ya mal ve silah satan ülkelerin mallarına, Filistinli Müslümanlara ambargo uygulayan İsrail’e karşı kaç defa boykot çağrısı yapıldı, ancak ne yazık ki vurdumduymaz halkımız buna uymadı. Boykotun silah kadar etkili olduğunu unutmamak lâzım. Çevresindeki ülkeler ekonomik ilişkiyi kestiği takdirde İsrail kimseye mal satamayacak, gelir sağlayamayacak, kan damarları kurumuş olacak ve haddini bilmiş olacak. Başta şu geni ile oynanmış, tohumu alınarak bir daha ekilmesi mümkün olmayan sebze tohumlarını almayı bırakmalı, millet olarak Yahudi şüphesi olan hiçbir şeyi yiyip içmemeli, malları kullanmamalı, en önemlisi bu konuda sebat etmeliyiz. Daha düne kadar İsrail uçakları destursuz şekilde önceden imzalanan ikili askeri anlaşma gereğince Karapınar’a gelip, atış yaptıktan sonra çekip gidiyordu. Erdoğan, geçen yıl Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e, “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek rest çektikten sonra İsrail, Konya’da yapılan askeri atışa kabul edilmemişti. Mavi Marmara saldırısından sonra İsrail, Anadolu Kartalı tatbikatından da çıkarıldı.
Bakanlar kurulu, yaptığı saatler süren toplantıda İsrail’e karşı uygulanacak tedbirleri belirledi. Kanlı katil Başbakan Benjamin Netanyahu, özür dilemeye ve uluslararası tarafsız araştırma komisyonu kurulmasına bir türlü yanaşmıyor. Bu cesareti Marmara Gemisi saldırısını kınamayan ABD Başkanı Obama’dan alıyor. Obama, Türkiye’nin dostluğunu kaybedince işin vahametini anlayacak. İsrail de o takdirde yaptığı hatayı anlayacak. Korkunun ecele faydası yok. Atalarımız, “Kırk gün korku ile yaşamaktansa, bir defa ölmek daha hayırlıdır” demiş. İran, Suriye, Lübnan, Irak ve Ürdün ile iyi komşuluk ilişkileri sağlayan Türkiye, Ortadoğu’da sözü geçen lider ülke konumuna geldi. ABD ve İsrail, bu durumu gözardı edemez. Yeter ki, kendi içimizdeki İsrail ve ABD muhibleri ile yandaş medya akıllarını başlarına alarak Yahudi avukatlığı yapmayı bıraksın, halkımız Yahudi mallarını boykot etsin. Elbette Allah’ın da bir hesabı vardır ve daima mazlumdan yanadır. Bakın, o zaman neler oluyor. Kötülük, yapanın yanına kâr kalmaz!
Kendi karasuları dışında Mavi Marmara gemisine saldırıp, onlarca masum insanı kurşunlamasına rağmen, Birleşmiş Milletler’in kınama kararına uymadığı gibi, uluslar arası bir araştırma komisyonu kurmak yerine kendi içinde göstermelik bir komisyon oluşturan İsrail, sonunda yola gelmeye mecbur kalacak, fakat olan 9 şehit ve onlarca yaralıya olacak. Cami duvarına pislediğinin farkında değil. Haddini bilmeyene bir gün elbette bildiren çıkacaktı. Nitekim, Recep Tayyip Erdoğan yaptığı sert çıkışlarla hem katil İsrail’e haddini bildirdi, hem de Arap ülkelerini biraz olsun cesaretlendirdi. Mavi Marmara gemisinde gücünü Allah’tan alan bir avuç yürekli insanın tahta parçalarıyla teslim aldıkları Yahudi askerlerin hâlini gördünüz. Kimisi korkudan altını pisledi, kimisi ölüm korkusuyla ağlayıp, merhamet diledi. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Ancak, göğsü imanlı insanlar onlarca ölü ve yaralı verdikleri hâlde “Eman” dileyen askerlerin ellerinden aldıkları silahları onlara doğrultmak yerine, denize atmakla yetindiler.
Türkiye’nin yapacağı bir şey var: Dünyanın başına belâ kesilen, Ortadoğu’da huzur bırakmayan, yıllardır çocuk, kadın, ihtiyar demeden binlerce insanı katleden Yahudilerle her türlü ticarî, askeri, diplomatik ve sportif ilişkilerini keserek, şimdiye kadar yapılmış anlaşmaları iptâl etmek. 1980 darbesinden sonra Bülent Ulusu başkanlığındaki hükümet İsrail ile ilişkileri en alt düzeye indirerek, elçimizi geri çekmişti. Ak Parti hükümeti de tank ve uçak onarım ihalelerini, müşterek tatbikatları anlaşmalarını yırtıp atmalı, onarım için yıllar önce gönderilen tankları geri almalı, Yahudi mallarına boykot uygulamalı, İsrail patentli hiçbir şeyi almamalı, Türkiye’deki Yahudi sermayesi ile kurulan ortaklıkları sona erdirmeli. Baksanıza, utanmadan ellerini çabuk tutarak bir de Türk mallarına boykot uygulama kararı almışlar. Zeytinyağı gibi üste çıkmak buna derler. Birkaç gün önce bir gazete ülkemizde imâl edilerek satılan, Yahudi kökenli, ya da Yahudi ortaklı kuruluşların ürettiği gıda ve her türlü ihtiyaç maddelerine boykot çağrısı yaparak, Yahudi patentli olan markaları birer birer sıralamış.
Bilindiği gibi, daha önce PKK’ya mal ve silah satan ülkelerin mallarına, Filistinli Müslümanlara ambargo uygulayan İsrail’e karşı kaç defa boykot çağrısı yapıldı, ancak ne yazık ki vurdumduymaz halkımız buna uymadı. Boykotun silah kadar etkili olduğunu unutmamak lâzım. Çevresindeki ülkeler ekonomik ilişkiyi kestiği takdirde İsrail kimseye mal satamayacak, gelir sağlayamayacak, kan damarları kurumuş olacak ve haddini bilmiş olacak. Başta şu geni ile oynanmış, tohumu alınarak bir daha ekilmesi mümkün olmayan sebze tohumlarını almayı bırakmalı, millet olarak Yahudi şüphesi olan hiçbir şeyi yiyip içmemeli, malları kullanmamalı, en önemlisi bu konuda sebat etmeliyiz. Daha düne kadar İsrail uçakları destursuz şekilde önceden imzalanan ikili askeri anlaşma gereğince Karapınar’a gelip, atış yaptıktan sonra çekip gidiyordu. Erdoğan, geçen yıl Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e, “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek rest çektikten sonra İsrail, Konya’da yapılan askeri atışa kabul edilmemişti. Mavi Marmara saldırısından sonra İsrail, Anadolu Kartalı tatbikatından da çıkarıldı.
Bakanlar kurulu, yaptığı saatler süren toplantıda İsrail’e karşı uygulanacak tedbirleri belirledi. Kanlı katil Başbakan Benjamin Netanyahu, özür dilemeye ve uluslararası tarafsız araştırma komisyonu kurulmasına bir türlü yanaşmıyor. Bu cesareti Marmara Gemisi saldırısını kınamayan ABD Başkanı Obama’dan alıyor. Obama, Türkiye’nin dostluğunu kaybedince işin vahametini anlayacak. İsrail de o takdirde yaptığı hatayı anlayacak. Korkunun ecele faydası yok. Atalarımız, “Kırk gün korku ile yaşamaktansa, bir defa ölmek daha hayırlıdır” demiş. İran, Suriye, Lübnan, Irak ve Ürdün ile iyi komşuluk ilişkileri sağlayan Türkiye, Ortadoğu’da sözü geçen lider ülke konumuna geldi. ABD ve İsrail, bu durumu gözardı edemez. Yeter ki, kendi içimizdeki İsrail ve ABD muhibleri ile yandaş medya akıllarını başlarına alarak Yahudi avukatlığı yapmayı bıraksın, halkımız Yahudi mallarını boykot etsin. Elbette Allah’ın da bir hesabı vardır ve daima mazlumdan yanadır. Bakın, o zaman neler oluyor. Kötülük, yapanın yanına kâr kalmaz!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.