İnsan; Melekle Şeytan Arasındaki Çizgi
En güzel şekil ve biçimde yaratılan insanın, bu âlemdeki yerini belirlemek için, melek ve şeytan kavramlarının iyi tanımlanması ve anlaşılması gerekir. O zaman, insanın evrendeki yeri, değeri ve sorumluluğu daha iyi anlaşılmış olur.
Bilindiği üzere şeytan, kötülüğü temsil eder ve günahın değişmez sembolüdür. Şeytanın ezelî ve ebedî görevi de insanları kötülük yapmaya ve günah işlemeye teşvik etmektir. Dini mekanizmada önemli bir yeri ve görevi olan melek ise, iyiliği ve yardımı temsil eder. Ve sevabın değişmez sembolüdür. Meleklerin görevi, insanlara iyiliği telkin etmek, hatırlatmak ve insanların, doğru yola ulaşmalarına yardımcı olmaktır.
Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur:
“Andolsun; sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdeme secde edin! diye emrettik. İblisin dışındakiler secde ettiler. O (iblis) secde edenlerden olmadı.” (Araf-s. a: 11) İblis, Âdeme secde etmiyor ve Allah (c.c) emrine karşı geliyor. Bu olaydan sonra Allah (c.c)’ın emirlerine karşı gelmeyi kendisine iş ediniyor. Allah (c.c)’ın emirlerine karşı gelmekle kalmıyor, insanları, kendinde bir üstünlük görerek Allah (c.c)’ın emirlerine karşı gelmeye teşvik ediyor.
Meleklerin zıddı bir yapıya ve işe sahip olan şeytan, ateşten yaratılmıştır. İşlediği günahtan ve isyandan dolayı Cennetten kovulmuştur. Bunun üzerine şeytan da, kulları Allah (c.c)’a karşı gelmeye teşvik etmeyi, kendisine görev bilmiştir.
Melekler, nurdan yaratılmışlar ve nuranî varlıklardır. İsteseler de günah işleyemezler. Çünkü günah işleme ve kötülük yapma, niyet ve güçleri yoktur. Onlar, devamlı Allah (c.c)’a itaat ve ibadet ederler, kendilerine verilen her türlü görevi, eksiksiz yerine getirirler ve manevî mekanizmanın işlemesinde önemli görevler ifa ederler.
Hiçbir varlığın kabul etmediği sorumluluğu yüklenen insan ise topraktan yaratılmıştır. Günah ve sevap işleme gücüne, iyilik ve kötülük yapma meyline sahiptir. Akıl, irade ve şuur sahibidir. Sevap da günah da işleyebilir.
Aralarından peygamberlerin bile görevlendirildiği insan; sevap ve günah işleme duygusuna sahip, ama ikisi arasında bir tercih yapmasında, hakikat apaçık belli iken, dış etkenlerin kanına kadar bile sızanlarının etkisi büyüktür. Dış etkenler melek merkezli iseler; iyiliğe, şeytan merkezli iseler; kötülüğe teşvik eden unsurlardır. Meleklerin de gereği ile amel ettiği Kuran-ı Kerim daha çok insanı aydınlatır. Günah ve sevap iyilik ve kötülük hakkında bilgi sahibi yapar. Melekten üstün mertebeye yükselmiş, Allah (c.c)’ın sevgili ve itibarlı kullarının amel ve düşünceleri, iyilik yolunu gösterirler.
Şeytan merkezli, kötülüğe teşvik eden unsurların başında nefis, ihtiras, kötü arkadaş, İslâmî özelliğini ve güzelliğini kaybetmiş çevre gelir. Şeytanın emrine giren azgın nefis, bulunduğu bedenin en büyük düşmanıdır. Şeytanın talimatına uymayı alışkanlık haline getiren nefis, sahibini günahtan günaha, felaketten felakete sürükler. Nefis ve kötü arkadaş o hale gelirler ki şeytandan bir farkları kalmaz. Bu şeytanî çabanın neticesinde, bu günah çarkının dişlilerine takılan insan hayvanlaşır. Şeytana ve nefsine uyan insan, Kur’an-ı Kerimin ifadesi ile hayvandan da daha aşağı dereceye düşer: “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin beldeye yemin erdim ki; biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” (Tin s.a.1-2-3-4-5) Bu benzetme, hayvanı kötüleme anlamına gelmez. Hayvanda akıl ve şuur olmadığı, sorumluluk taşımadığı için, tesadüflerle yaşar. Tesadüflerin önüne çıkardığı fırsatı, ahlâkî ve vicdanî bir kayda tabi tutmadan değerlendirir. Şeytanın oyuncağı olan ve şeytanî nefsin kontrolüne giren insan, aynen aklı ve şuuru olmayan, sorumluluk taşımayan hayvanlar gibi hareket etmiyor mu?
Meleğin rahmanî telkinlerine uyan insan, toplumun huzur ve güven sigortası olur. İnsan, Kur’an-ı Kerim ahlâkı ile Resulullah aşk ve sevgisi ile ibadet ve ameli ile melekleşir ve meleklerden daha yüksek derecelere ulaşır. Çünkü insan, sevap işlediği gibi, günah da işleyebilir. Günah ve sevap işleme konusunda, Allah (c.c)’ın insanı serbest bırakması ve irade sahibi kılması onun için bir şans olmuştur. Günahın teşvikçisi şeytan ve onun emrine giren nefisle mücadeleden muzaffer çıkan insan, Allah (c.c)’ın katında melekten daha ulvi bir dereceye yükselebilir.
Demek ki meleklerden daha üstün bir mertebeye ulaşmak da, şeytana uyarak hayvanlardan daha aşağı dereceye düşmek de insanın iradesindedir. Ne yazık ki; şeytan ve nefse uyarak, hayvandan daha aşağı durumda olan insanların günden güne çoğalmakta olduklarını görüyoruz. Şeytanın ve nefsin hazırladığı ortam, insanı çok kötü duruma düşürüyor ve perişan ediyor. Eşini ve çocuklarını acımadan öldüren, evini, anne ve babasını cayır cayır yakan, kadınları taciz eden, alkollü kullandığı araba ile kaldırımdaki insanları ezen, arkadaşının cesedini parçalayıp kuyuya atan, çete kurup banka soyan, tefecilik yapan, kadınlar aracılığı ile para kazanmaya çalışan, sokaklarda çocuklara esrar sattıran… bu karakterin tipik örnekleridir.
Eğer bu günkü eğitim ve ahlâk sitemi, eğlence anlayışı bu tip insanların çoğalmasına hizmet ediyorsa ve yaşatıyorsa, bu gidişi durdurmak, bu akışı çalı çırpıdan temizlemek şarttır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.