İmam-ı Buhârînin örnek hayatı
Hadîs âlimlerinin en büyüğü, muhaddislerin efendisi, Sahîh-i Buhârî ve daha birçok kıymetli eserin yazarı İmam-ı Buhârî, vefatından önce “Beni üç parça bez ile kefenleyiniz” diye vasiyet etmişti. Vefatında elbisesi soyuluncaya kadar garip bir şekilde terledi. Cenazesi yıkanarak kefenlendikten ve namazı kılınarak Semerkant’ın Hertenk kasabasında defnedildikten birkaç gün sonra mezarından güzel bir koku çıkmaya başlayıp, günlerce devam ettiği kaydedilerek, şunları ilave ediliyor:
“Mezarına doğru bilezik gibi bir ışık hâlesi indi. Görenler hayret ederek, toprağından bir miktar alarak götürmeye başladılar. Öyle ki, kabir açılacak duruma geldi. Mezarı korumak için bekçi tayin edilmişse de halkın hücumu önlenemedi. Bunun üzerine mezarı korumak için çevresine ağaçtan engel yaptılar. Böylece gelenlerin engeli geçip, kabire yanaşması önlendi.”
İmam-ı Buhârî’nin ibadetteki huşûu ve ihlâsı o kadar fazla idi ki, bir defasında namaz kılarken bir arı kendisini defalarca defa soktuğu hâlde namazını hiç bozmadı. Çünkü onun soktuğunu hissetmemişti. Babasından çok mal ve para kalmıştı. Herkese iyilik eder, fakirlere çok sadaka verir, talebelerinin bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılardı. Çok cömert idi. Mürüvvet, ihtiyat (geleceği düşünerek tedbirli hareket etme) ve vera (günah ve haramdan kaçınmak açan şüpheli şeylerden uzak durma) sahibi idi. Çok az yer, günde iki-üç badem ile yetinirdi. Dört sene hiç yemek yemeyip, sâdece ekmek ile idare etti. Bir zaman hastalanınca doktorlar “Bu hastalık sâdece kuru ekmek yemekten meydana gelir” dediler. Bundan sonra ekmeğin yanına bir bardak su ilâve etti.
Babası, “Malıma bir dirhem haram ve şüpheli malın karıştığını bilmiyorum” dediği için, yalnız helâl mal olarak bildiği babasının malından yerdi. İmam-ı Buhârî hazretleri, bayram günleri hariç bütün seneyi oruçla geçirirdi. Şüpheli şeylerden daima kaçınır, gıybetten çok korkardı. Buyurdu ki; “İsterim ki Rabbime kavuştuğumda hiç gıybet etmemiş olayım ve böyle bir şey için kimse beni aramasın”. Gece biraz uyur, sonra kalkarak ilim ve ibadetle meşgûl olurdu. Üç günde bir Kur’an-ı hatim ederdi. Sonra duasını yaparak, “Her hatim sonunda yapılan dua makbûldür” derdi.
İmam-ı Buhârî Bağdad’a geldiğinde, orada bulunan hadîs âlimlerinden çoğu toplanıp, Hz. İmam-ı imtihan etmek niyetiyle, yüz tane hadîs-i şerîfin metin ve sened kısımlarının yerlerini değiştirdiler. Bu hadîslerden bir kişiye on hadîs vererek, on kişiyi İmam-ı Buhârî’ye gönderdiler. Bu kimseler, Hz. Buhârî’nin bulunduğu meclise gelip, yanlarında bulunan hadîsleri okuyup, “Bu hadîsleri biliyor musunuz?” diye sordular. İmam-ı Buhârî birinci kimseye dönerek, “Senin okuduğun ilk hadîsin metni böyle, isnâdı da şöyledir” diyerek, onların okudukları yüze kadar hadîs-i şerîfleri sened ve metinlerini doğru olarak okudu. Bunun üzerine orada bulunanların hepsi, Hz. Buhârî’nin hafızasının kuvvetini ve hadîs ilmindeki yüksekliğini anlayıp, kabul ettiler.
İmam-ı Buhârî’nin en büyük ve en meşhur eseri “Cami-us-Sahîh” adıyla tanınan “Sahîh-i Buhârî” için İslâm âlimleri söz birliği ile “Kur’an-ı Kerim’den sonra en sahîh kitap Sahîh-i Buhârî’dir” buyurdular. İmam-ı Buhârî, Sahîh hadîsleri toplayan ilk kitap olan bu eserine “Sahîh” denilmesinin sebebini şöyle anlatıyor: “Rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. Karşılarında oturuyor ve elimdeki yelpazeyi sallayıp, mübarek yüzüne yaklaşmak isteyen sinekleri uzaklaştırıyordum. Büyük zatlar rüyamı, ‘Sen, Peygamberimizin hadîs-i şerîflerini, O’nun sözü imiş gibi uydurulan yalanlardan ayırırsın’ şeklinde açıkladılar. Bundan sonra çok uğraşıp, sahîh hadîsleri topladım ve bu şekilde meydana gelen eserin ismi ‘Sahîh” oldu.
İmam-ı Buhârî, bu kitabı Mescid-i Haram’da yazdı. Her hadîs-i şerîfi yazmadan önce Zemzem suyu ile gusledip, kâbe’de 2 rek’at namaz kıldı ve istihâreye yatarak, koyduğu sağlam usûllere göre, sahîh olduğu kesin olarak belli olan hadîsleri yazdı. Kitabı müsveddeden temize çekme işini de Medine-i Münevvere’de Peygamber efendimizin kabri ile minberi arasında “Ravda-ı Mutahhara” da yapan Hz. Buhârî, bu eserini nasıl yazdığını da şöyle anlatıyor: “Cami-us-Sahîh kitabını altıyüzbin hadîs arasından seçerek, 16 yılda tamamladım. Her hadîs-i şerîfi kitaba koymadan önce gusledip, iki rek’at namaz kılarak istihareye yattım, ondan sonra kitaba koydum.”
İmam-ı Buhârî’nin rivayet ettiği hadîs-i şerîflerden birkaçını hayatımıza geçirmemiz dileğiyle buraya alıyorum: Münâfığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler. Söz verirse sözünde durmaz. Kendine bir şey emanet edilirse hıyanet eder. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Müslüman, kardeşine zulmetmez ve onu himaye eder. Her kim Müslüman kardeşinin yardımında bulunur, onun ihtiyacını temin ederse, Allah da ona yardım eder. Her kim, bir Müslümanın ayıbını örterse, Allahü teâlâ da ahirete onun ayıbını örter. Güçlü kimse insanları güreşte yenen değil, belki hiddet anında kendisini zapteden, iradesine sahip olandır.
Cenâb-ı Hak, bütün ümmet-i müslümanı feyiz ve bereketinden hisseyâb eylesin. Amin.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.