İlk Anma Töreni 1946da Yapıldı

30 Eylül 1207 tarihinde bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Belh şehrinde dünyaya gelen ve 17 Aralık 1273 Pazar günü şehrimizde vefat eden Hazreti Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, Kubbe-i Hadra’nın altında medfun bulunuyor. Babası Âlimlerin Sultanı Bahaeddîn Veled, Sultan Harezmşah’ın davranışına kırılarak aile efradı ve dostlarıyla birlikte Hacc‘a gitmek üzere 1213’de Belh’i terketti. Celâleddîn o tarihte 6 yaşında idi. Kafilede Nişabur, Bağdat ve Kûfe yoluyla Mekke’ye ulaşıp, Hac farizasından sonra dönüşte Şam, Malatya, Kayseri ve Erzincan üzerinden Karaman’a geldi. Hz. Mevlâna’nın annesi Mümine Hatun burada vefat ederken, kendisi de 1225 yılında 18 yaşında iken Semerkandlı Hoca Şerafeddin Lala’nın kızı Gevher Banu ile evlendi. Daha sonra beraberindekilerle 3 Mayıs 1228’de Konya’ya gelerek yerleşen Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled, 24 Şubat 1231’de hayata gözlerine yumdu ve Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubat’ın gül bahçesi olan ve Sultanü’l-Ulema’ya hediye edilen şimdiki Kubbe-i Hadra’nın olduğu yere defnedildi. Mevlâna, babasının vasiyeti, dostları ve halkın isteğiyle onun makamına oturdu.
Babasının vefatından sonra Kayseri’den Konya’ya gelen halifesi mürşid-i kâmil Seyyid Burhaneddîn-i Tirmîzi’nin mânevî terbiyesi altına giren Mevlâna, onun tavsiyesi ile ilmini derinleştirmek üzere Haleb’e gitti, tahsilini tamamladıktan sonr a Şam’a geçti. Orada Şems-i Tebrîzi ile görüştü. Daha sonra Konya’ya gelen Şems ile Mevlâna, Allah aşkını birlikte yaşayan 2 dost oldular. Halk, Mevlâna’yı bizden ayırdı diye tepki gösterince Şems, 2 defa Şam’a döndü, ancak Hz. Mevlâna oğlu Sultan Veled’i gönderince geri geldi. Daha sonra âniden ortadan kaybolan Şems, bir daha da bulunamadı. Mevlâna’yı kıskanan bazı kimselerin onu öldürdükleri söylendi, fakat cesedi bulunamadı. Şems’in kayboluşuna çok üzülen Hz. Mevlâna, 1264-1268 arasında Çelebi Hüsamettin’e ünlü eseri Mesnevî’yi yazdırdıktan sonra 1273’te Bâki Âleme göçtü.
O güne kadar görülmemiş bir kalabalık tarafından defnedilen ve hastalığı sırasında ziyaret eden dostlarına “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayın. Bizim mezarımız ârif kişilerin gönüllerindedir” diyen Mevlâna’nın müridleri 17 Aralık’taki ilk geceden “Şeb-i Arûs” (Sevgiliye, Allah’a kavuşma) diye bahsettiler. İlim ve mâneviyat deryası mürşitlerinin yokluğunda halk, vefatından sonra oğlu Sultan Veled tarafından kurulan “Mevlevîlik” adı altında toplandılar. Günümüzdeki şekli ile semâyı zikir olarak kabul eden Mevlevîler, tekke ve zaviyeleri kapatan kanunun çıktığı 1926 yılına kadar Mevlevî Dergâhı’nda her hafta Perşembe geceleri zamanın Çelebi Efendisinin nezaretinde biraraya gelerek semâ âyinini icra ettiler. Mevlevî Dergâhı’nın 1927 yılında “Asar-ı Atika Müzesi” adıyla yeniden açılmasına izin verildi, ancak getirilen yasak sebebiyle uzun yıllar semâ ve herhangi bir anma töreni yapılamadı. Nihayet Hz. Pîr’in 673. vefat yıldönümünde 17 Aralık 1946 Salı günü Halkevi’nde toplanan mülkî ve askerî erkân ile müftülük mensupları Mevlâna’nın kabrini ziyaret ederek saygı duruşunda bulundu. Aynı gün Halkevi’nde Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk, Mevlâna ile ilgili bir konuşma yaptı. Babalık gazetesi 19 Aralık tarihli sayısında bu ilk anma töreni hakkında şunları yazdı:
“Mevlâna, asırlardan sonra, bağrında yattığı Konya’da ilk defa sosyal ve ilmî hüviyetli bir toplantı ile anılmıştır. Bu, küçük de olsa, manâsı çok büyük ve şükrana lâyık bir anış ve duyuş hadisesidir. Türkiye radyosu aynı gece ondan bahsetmekle kadirbilirlik göstermiş, farz olan ödevini yerine getirmiştir. Halkevimizin Mevlâna’yı böyle bir toplantı ve vukuflu bir konuşma ile anışını yerinde bulur ve överiz. Çünkü ‘büyük bir âlem’ olan Mevlâna’nın en koyu ve belirgin vasfı da, şahikalaşan manevî kıymet ve azametine rağmen ‘halkçılığı’ ve tevazuu idi. O, asırlarca önce düşünce duyuşlarıyla bütün bir arzı ve insanlığı kucaklıyordu ve ‘Türklüğünü’ söylüyordu”
Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının üzerinden 20 yıl geçtikten sonra ilk defa Mevlâna için bir anma töreni düzenlendiği hâlde, 1947’de Konya’da tören yapılmaz ve Mevlâna bu defa Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde anılır. 1948 yılında ise Mevlâna için 17 Aralık Cuma günü Halkevi’nde özel bir tören yapılarak, Müze Müdürü Zeki Oral, “Mevlâna’nın hayatı ve eserleri”, Belediye Başkanı Muhlis Koner, “Mevlâna’nın tasavvufu ve felsefe ile tasavvuf arasındaki fark” konulu konuşma yaparken, Mahmud Nedim Güntel, Necati Elgin ve Fakir Usman şiirler okuyor. Öte yandan, Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk’un girişimiyle Konya’da “Mevlâna’yı Sevenler Derneği” kuruluyor. Derneğin amacı Mevlâna’yı tanıtmak, eserlerini neşretmek ve gelecekte açılacak Selçuk Üniversitesi’ne eleman yetiştirmeye çalışmak olarak açıklanıyor. 1949’daki anma töreni Halkevi’nde son defa yapılmış, 1950’de Yeni Konya gazetesi, iktidar değişince anma törenlerine büyük önem verilmeye başlandığını ve Şahin Sineması’nda düzenlenen programda ilk defa Mevlevî musikisine yer verildiğini, İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, Milli Eğitim Bakanı Teyfik İleri ve Konya Milletvekili Ömer Rıza Doğrul’un da katıldığı bildiriyor. Bu arada, Mevlâna Türbesi’ni 17 Aralık Pazar günü 1032 kişinin ziyaret ettiği notu da ilgi çekici.
Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle Mevlâna’yı anma törenlerinin her yıl daha anlam kazandığını ve 1951 yılından itibaren Türk Milliyetçiler Derneği tarafından düzenlendiğini görüyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi