Hz. Peygamberin Güzel Ahlâkı
Resûl-i Kibriya, kimsenin yanında ayaklarını uzatmaz, diz çökerek oturur, ashab-ı kirâmın olduğu yere gelince baş tarafa geçmeyip, gördüğü müsait bir yere oturur, “Başkalarının birbirine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim, yorulunca otururum” derdi. Yemekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmaz, onların işlerine yardım ederdi. Bazı kimselerin hizmetçileri gelip kendini çağırdığında, Medine’nin âdetine uyarak, onlarla el ele verip yürürdü. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik diyor ki: “Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert bir söz söylediğini görmedim”
Resûlullah, hastaları ziyaret eder, cenazelerde bulunur, gönül almak için kâfirlerin ve münâfıkların hastalarını da ziyaret ederdi. Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, “Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyaretine gidelim” derdi. Hasta olan yoksa“Cenazesi olan var mı? Yardıma gidelim” diye sorardı. Cenaze olursa yıkanıp, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenaze yoksa “Rüya gören varsa anlatsın. Dinleyip, tâbir edelim” derdi. Ashabından birini üç gün görmez ise onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise hayır dua eder, şehirde ise ziyaretine giderdi. Yolda karşılaştığı müslümana önce kendisi selâm verirdi. Misafirlerine ve ashabına hizmet eder, “Bir topluluğun efendisi, en üstünü hizmet edendir” buyururdu.
Söküklerini, yırtıklarını kendi de yamar, koyunlarını kendi de sağar, hayvanlarına kendi de eliyle yem verirdi. Çarşıdan satın aldıklarını evine kendisi götürürdü. Yolculukta hayvanlarına yem verir, bazan tımar da yapardı. Bazan da bunları yapan hizmetçisine yardım ederdi. Şefkati pek fazlaydı. Hayvanlara su verir, su kabını eliyle tutarak doymalarını bekler, bindiği atın yüzünü silerdi. Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm eder, bazan gülerken mübarek ön dişleri görünürdü. Az söyler, hep düşünceli ve üzüntülü görünür, tebessüm ederek konuşmaya başlardı. Hayâ sahibiydi, konuştuğu kimsenin yüzüne bakmaya utanırdı. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz, kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, “Bazı kimseler acaba neden böyle yapıyorlar” demekle yetinirdi.
Lüzumsuz ve faydasız bir şey söylemez, lâzım olunca kısa, faydalı ve manâsı açık olarak söyler, iyi anlaşılması için bazan üç defa tekrar ederdi. Bekçisi ve kapıcısı yoktu. Herkes kolaycı yanına girerek derdini söylerdi. Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Birisi gelip, mübarek yüzüne bakınca terler, bunun üzerine “Sıkılma! Ben melik ve zâlim değilim. Et suyu yiyen bir kadıncağızın oğluyum” der, böylece adamın korkusu gidip, derdini söylemeye başlardı. Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilir, Kur’an-ı Kerim okurken de böyle olurdu. “İçinizde Allahü teâlâyı en iyi anlayan ve Ondan en çok korkan benim. Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız” diyen Peygamber efendimiz, havada bulut görünce “Ya Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme”, rüzgâr esince “Ya Rabbî! Bize hayırlı rüzgâr gönder”, gök gürleyince “Ya Rabbî! Bize incinip de öldürme. Azâbını gönderme. Afiyet ihsan eyle” diye söylerdi.
Allah’ın elçisi çok cömert idi. Kendisinden bir şey istendikte yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verdi, yok ise sükût etti. Yüce Mevlâ, “iste vereyim” buyurduğu hâlde, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unundan yapılan ekmek yemedi, hep elenmemiş arpa unundan yapılmış ekmek yedi. Hiçbir zaman doyuncaya kadar yediği görülmedi. Günde bir defa, bazan da sabah, akşam yerdi. Eve gelince “Yiyecek var mı?” diye sorar, “Yok denirse” oruç tutardı. Yemek yerken diz çöker, besmele çeker ve sağ eli ile yerdi. Suyu besmele ile başlayıp, üç yudumda ve yavaş içer, sonunda “Elhamdülillah” der ve dua ederdi. Her işinde sağdan başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız sol eliyle tahâret yapardı. Üzüldüğü zaman namaza başlar, namazın lezzeti, safâsı ile gamı giderdi. Yatsıdan sonra gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibadet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağının altına koyar, bazı sûreler okuyup, uyurdu.
Cenabı Hakk, mahşer gününde “Liva-ül-hamd sancağı” altında buluşmayı nâsip etsin. Amin.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.