Haydin çocuklarımız toza bulansın, haydin öğretmenleri bunaltmayalım!

Bu gün okullarımızla ilgili özellikle ilköğretim okullarımızla ilgili iki konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birincisi okulların bahçeleri, ikincisi de velilerin öğretmenler üzerindeki baskısı.
Hürriyet İlkokulu’nun bahçesi her sonbahar dikenlerle kaplanırdı. İlk birkaç hafta yemyeşil dikenler arasında koşar oynardık. Üzerimiz bazen toz bazen çamur olurdu. Yıkayınca da geçerdi. Hoş Çumra’da değil okul bahçesinde ayağımızı değdireceğimiz asfalt yol nerede ise yoktu. Mutluyduk sonuç itibari ile bilgisayar başında öldürdüğümüz zaman olmadığı gibi televizyonla da işimiz olmazdı. Kâh Çarşamba Çayı’nın kenarında olur kâh boş arsalarda top peşinde koşar,  çelik çomak oynardık. Baharı bin bir çiçek ve otla karşılar, sonbaharda göçmen kuşlarının sesleri ile mest olurduk.
Derdim sizleri çocukluk hatıralarımla meşgul etmek değil.
Şimdiki çocukların şehir hayatının getirisi ile yaşamakta olduğu bunaltıdan duyduğum üzüntüye işaret etmek istiyorum asıl.
Evler apartman dairesi. Bahçesiz veya küçücük bahçeler yönetici ve kapıcıların tahakküm alanı. Girme, basma, oynama, yapma… Yollar asfalt ve vızır vızır geçen, kendini bilmezlerin spin attığı, patinaj yaptığı pistler adeta. Oyun oynayabilecekleri alternatifler arasında varsa binalarının yakınlarındaki pazaryerleri ve nihayet okullarının bahçeleri kalıyor kala kala.
Okul bahçelerinin asfalt yapılması ile ilgili ne kadar baskı yapardı muhtarlar. Okul müdürleri hatırlı kişileri araya koyar, bir meclis üyesi, siyasetçi bulup da bahçelerini asfaltlatmaya ne kadar çok mesai harcardı. Şimdi nerede ise tüm okulların bahçeleri asfalt ya da parke taşı ile kaplanmış durumda. Peki iyi mi oldu?
Yavrucakların bacakları, vücutları her zaman morluklarla dolu.
Bunalıyorlar belli.
Evde televizyon başında şiddet içeriği yoğun çizgi filmler, bilgisayarlarda şiddet içerikli oyunlar. Enerjilerini harcayabilecekleri, elektriklerini boşaltabilecekleri imkânları son derece sınırlı.  Okulda geçirdikleri zamanlarda da koşuyorlar, birbirlerine vuruyorlar, itip kakıyorlar. Koştukları yer, düştükleri yer; mermer, fayans, asfalt, parke. Ayakları nerede ise tüm gün toprağa değmeden geçiyor ömürleri.
Aynı öğrenciler sınıfta ne yapıyorlar peki.
Kabul etmek gerekir ki yeni nesil daha zeki, ancak çok daha doyumsuz. Kolaylıkla mutlu olmuyor. Taleplerinin sonu gelmiyor. Bu çocukların ebeyni olmak zor zor olmasına da ya öğretmeni olmak ne kadar kolay?
Ele avuca sığmaz öğrencileri eğitmek ve öğretmek öğretmenlerin görevi.  Bununla birlikte sık sık değişen sisteme adepte olmak bir ayrı zorluk.
Hepimiz bu duruma göre kendimizi hazırlamalıyız.
Öğretmenlerimiz kendilerini yenilemeli. Afacanları eğitmenin yollarını bulmalı.
Veliler çocuklarının eğitim ve öğretimine daha fazla özen göstermeli. Bilgisayar ve televizyona teslim etmemeliyiz çocuklarımızı. Öğretmenlerin işlerini de kolaylaştırmalıyız.
İşe çocuklarımızı normalleştirme yolunda adımlar atarak başlatmalıyız.
Mahalli idareciler çocuklarımızın oyun oynayabileceği sosyal alanlar, park ve bahçeler üretmeli. İmar planlarını bu maksatla yeniden gözden geçirmeli. İmarda bu maksatla ayrılmış alanlara en kısa sürede el atıp yatırım yapmalı. Plastik, demir değil ahşap oyuncaklar kurmalı parklara. Yeşil alan miktarını artırmalı.
Okul bahçelerinin asfalt ve parke yüzeylerinin üzerine poliüretan malzeme kaplanması ve düştükleri zaman daha az zarar görmelerini sağlayacak tedbirlerin alınmasını tartışmalıyız. Eski araç lastiklerinden zemin döşeme malzemesi üreten firmalar var Konya’da onlarla temasa geçilmeli. Bu yapılırken, asfalt ve betondan kaçılırken plastiğin çocukların sağlığı üzerindeki etkisi de tartılmalı.
Çocuklarımızın eğitim ve öğretimle ilgili tüm yükünü okula ve öğretmene verme hakkımız yok. Eğitimcilere yardımcı olmak, sokağın, bilgisayar ve televizyonun zararlı etkilerinden yavrularımızı kurtarmak için biz veliler gayret içinde olmalıyız.
Bunca enerji ile kontrol edilmesi adeta imkân dışı hale gelinen noktalarda öğretmenlerin çocuklara yaptığı ikaz ve belki de küçük kulak çekmelere karşı öğretmenleri ezmemeliyiz. Okul kapısına, sınıf ve müdür kapısına dayanmamalıyız. Her birimizin yavrusu biriciktir. Değerlidir. Sevgiye layıktır. Ancak, öğretmen otoritesi ve yetki alanına girme lüksümüz yok. Aksi halde öğretmenlerimizin sınıfları üzerinde etkilerini kırmış, eğitim-öğretim planlarını bozmuş oluruz. Öğretmenlerden yavrularımıza sabır göstermelerini, sevgi göstermelerini beklerken, onları korumazsak, rahat bırakmazsak özgüvenlerini yitirmelerine neden oluruz. Bir velilin çocuğu ile ilgilenmesi öncelikle görevi ve durumunu takip de hakkıdır. Ve fakat her an her dakika okulda olmak, nefesini öğretmenin ensesinde tutmak faydadan çok zarar getirecektir.
Hep birlikte normalleşmeliyiz; evde, sokakta, okulda olmalı bu.
Haydin çocuklarımıza daha fazla zaman ayıralım. Ellerinden tutalım düğüne, komşuya, akrabaya, camiye, spora götürelim onları.
Haydin öğretmenleri bunaltmayalım.
Haydin yavrularımıza oyun alanları açalım. Bırakalım toza çamura bulansınlar (Kirliliği kastetmiyoruz, doğallığa işaret etmek istiyoruz. Zira temizlik imandandır).

Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e yaptığımız ziyarette, randevuyu alan Konya Milletvekili Tarım Eski Bakanı Prof. Dr. Sami Güçlü, Konya Milletvekilleri Hasan Angı ile Orhan Erdem de hazır bulundu.
Ziyaretimizde gördük ki Sayın Cumhurbaşkanı da ‘ak saçlılar’ arasına karışmış!
Kalın sağlıcakla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi