Hâlid-i Bağdâdînin kerâmetleri
Evliyânın en büyüklerinden, Nakşibendî tarikatı Hâlidî kolunun mürşidi, âlimler ve velîler zincirinin 29. halkası olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, asrının müceddidi idi. Hazreti Osman bin Affân soyundan olup, lakabı Ziyâüddîn’dir. Ana tarafından soyu Hazreti Ali’ye ulaşan Hâlid-i Bağdâdî, miladî 1778 senesinde Bağdat’ın kuzeyinde Zûr şehrinde dünyaya geldi, 1826 senesi Şevvâl ayının yirmialtıncı günü Şam’da vefat etti. Cenaze namazını, Hanefî mezhebinde büyük fıkıh âlimi olan ve “Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullahı (s.a.v) baş gözüyle göremezsem, o namazımı iâde ederim” diyen talebesi Seyyid Muhammed Emîn İbn-i Âbidin kıldırdıktan sonra Kasiyûn dağında bir tepeye getirilerek defnedildi. Kabrine konurken mübarek naaşlarından çıkan güzel bir koku her tarafa yayıldı ve bu kokuyu almayan kimse kalmadı.
Evliyâullahın, kerâmet göstermeyi fazla tercih etmediği, zuhurat hâlinde ancak yakınındaki insanlar ve talebelerinin şâhit olduğu ileri sürülürdü. Nitekim, 1959 yılı Ocak ayında bir kış gecesi eskiden sıra sıra kerestecilerin bulunduğu Larende Caddesi’nde bir dükkânda yangın çıkmış, bitişik dükkâna da sıçrayınca itfaiyenin bütün çabasına rağmen söndürülememiş, bunun üzerine Konya’nın mânevî mimarlarından Hacıveyis zâde Mustafa efendi getirilerek dua etmiş ve yangın çok geçmeden kontrol altına alınmıştı. Halk arasında Hocaefendi’nin keramet gösterdiği kulaktan kulağa yayılınca Mustafa Kurucu’nun, “Keşke beni getirmeseydiniz. Biz kerâmet izhar etmeyi pek makbûl saymayız” dediği bugün bile konuşulur oldu. Bu rivayetten yola çıkarak, kaynaklara göre çok sayıda olduğu kaydedilen Hâlid-i Bağdâdî’ye ait rivayetlerden birkaçını buraya almayı uygun gördüm:
İsmail bin Ali adlı zât anlatıyor: “Şam’da iken bir gün, Mevlânâ Hâlid hazretlerinin bulunduğu yere gittim. İltifatına nâil olunca cezbe hâli gelip, bir nevi gösteriş yaptım. Gözlerimi açınca Mevlânâ Hâlid, Şeyh Muhammed Nâsih’e ‘İsmail’e söyle, hâl ile cezbe ortaya çıkınca onu tutmak gerekir. Niye izhâr eder de cezbesini tutmaz. Zirâ zorla cezbe göstermek riyâdır. Riyâ ise zinadan daha büyük günâhtır. Hâline tövbe etsin’ buyurdu. Mevlânâ Hâlid hazretleri hâlimden kalbimi keşfetmişti.”
Bağdat Valisi Davud Paşa vezir olduğu sırada Osmanlı şehirlerinden birkaçını İranlılar işgâl ederek, halkın kitaplarını yağmalamışlardı. Oradaki âlimlerden birisi, Hâlid-i Bağdâdî’nin huzuruna gelip, başından geçen hadiseyi arzederek; “Efendim bir kitap alamayacak hâle geldim. Ne yapayım? Hangi işte bulunayım? Sizin merhametinize güvenerek geldim” dedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri, yanlarındaki onyedibin kitabı o âlime hediye etti. Böylece yanlarında bir kitap bile kalmadı.
Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, talebeleriyle büyük bir cemaat hâlinde Bağdat’tan Şam’a hicret ediyordu. Şam arazisine geldikleri zaman Safvek bin Fâris adında Şemmer kabilesinden bir yol kesici birçok adamı ile birlikte kafileyi soymak istedi. Fâris, bu hadiseyi şöyle anlatır:
“Mevlânâ Hâlid’in kafilesine hücum edeceğim zaman, kafileden beyaz elbiseli, atının üzerinde heybetli birisi görünerek gözlerimin önünde bir dağ kadar büyüyüp, kafile ile aramızda büyük bir engel teşkil etti. Kafiledekileri seçemez olduk. Boyunun uzunluğu semaya kadar varan bir büyük dağ misâli olan bu zatı görünce, üzerimize bir korku titremesi geldi ve mızraklarımız elimizden düştü. Sonra da herkes hayvanlarından aşağıya yuvarlandı. Bu hadiseden sonra kafilede Allah’ın sevgili bir kulu olduğunu anlayıp, hep bir ağızdan ‘Aman aman, affedin’ diye bağrıştık. Daha sonra kafile görünmeye başladı. Kafilede Mevlânâ Hâlid’i görünce, hepimiz kusurumuzun affını rica ve niyaz ettik. Ellerine sarılarak tövbe ve istiğfar eyledik.”
Fazilet sahibi olan Abdülbâkî Mûsulî, Musul Valisi Yahya Paşa’nın kendisini bazı işlerin hâlli için Bağdat Valisi Davud Paşa’ya gönderdiğini, Bağdat’ta bir ay kaldığı hâlde işleri yoluna koyamayıp, üstelik parası bittiğini, bir akşam açlık ve üzüntü ile uykuya daldığını, sabah uyanınca gusûl etmesi icap ettiğini, ancak para olmadığı için hamama gidemediğini belirterek, şöyle devam eder:
“Hâlimi kaldığım yerin hademesine anlattım. Bana ‘Efendim, Mevlânâ Hâlid hazretleri hakîki bir velî ise, hâlini keşfederek birkaç dirhem gönderir’ dedi. Bu sırada kapı çalındı ve elinde beyaz bir mendil ile bir zat içeriye girerek ‘Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin selâmı var. Bu hediyeyi kabul etsinler buyurdu’ diyerek gitti. Mendili açtığımda hepsi altın olmak üzere yirmibin kuruş vardı. Bu para ile bütün ihtiyaçlarımı gördüm. Daha sonra dualarına kavuşmak üzere hânegâhına gittim.”
Büyük mürşid Hâlid-i Bağdâdî hakkında ansiklopedilerde pekçok kerametine şahid olunduğu, ayrıca hakkında menkıbeler anlatıldığı kaydediliyor. Bir sonraki yazımızda bunlardan bahsedelim.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.