Hadi Darbe Yapalım
Sabahları titrek ve korkak sesli bir hizmetçi hizmetkârlık eder bana. Bu kocaman evin içinde herkes her şey benden korkar, bu yüzden ayağıma takılma cesaretini kimse gösteremez. Başım yükseklerde kocaman gururumla yürürüm hep.
Çoğu kişinin tanışmadığı bir kahvaltı keyfi yaparım, havuzlu, güllü çiçekli ve kuş seslerinin olduğu villamın bahçesinde. Tabi tanımı öyle, ben hiç ilgilenmem böyle basit güzelliklerle. Arada haberlere bakarım. İnsanlar ölüyormuş… Aa ben ölecek miyim? Beni dağıtan tek şey bu. Ölüm çok kötü, isyan ediyorum.
Bu sabah huzursuz uyandım. Gerginsem, huzursuzsam insanlar gülmemeli. Yine sabah haberlerine bakıyorum. Baksana şu adama gülümsüyor, sinir şey! Birde herkese selam veriyor, insanlardan yağan teveccühler…
Niye bana böyle davranmıyorlar… Galiba ben gülmeyi unutmuşum, evet hatırladım gülmeyi unutmuşum. Hep korkudandı bana edilen tebessümler, menfaat içindi, riyakâr bir ömür… Samimiyet de ne demek? Yok öyle, ben büyük adamım, öyle herkesle samimi olamam. Hele şunun yaptığına bak, elini öptüğü kadının tipine bak, çocuklara da gül dağıtıyor. Basit adam, hem basit hem büyük.
Canımı sıktı, büyüklüğü gitsin basitliği kalsın. Dur düşüneyim… Ha tamam, buldum arayacağım kişiyi, ondan da nefret ediyorum ama yine de işime yarar.
“Günaydınlar…. Efendi bey, nasılsınız?”
“Günaydınlar efendim, teşekkür ederim, sizler nasılsınız? Bu ne sürpriz? Uzun oldu görüşmeyeli.”
“Yok öyle önemli bir şey. Şu adam canımı sıkmaya başladı, bir aksiyon yapalım mı? Sen delisin seversin böyle şeyleri, ne dersin? Zaten boş boş oturuyoruz, biraz da millet bizi konuşsun.”
“İyi fikir. Seni rahatsız ettiği kadar beni de rahatsız ediyor. Ama bazen düşünüyorum da dokunmasak daha iyi olur. Nihayetinde zararı bizim ülkenin insanları görecek. Ekonomi alt üst oluyor böyle şeylerde, işsizlik oluyor, diğer ülkelerin nazarında prestij kaybediyoruz.”
“Başlatma ülkenden! Benim keyfim daha önemli. Bizim ülkemiz olabilir ama bizim istemediğimiz şeyler olmayacak. Görmek istemediğimiz görüntüleri görmeyeceğiz. Olmazsa baştan sona yıkar yakarız yeniden inşa ederiz. Ülke yüz yıl değil bin yıl gerilese de ilkel dönemden başlatsak da umurumda değil! Sindiremediğim ekranlardan bıktım, sindirim sistemimde nasıl bir nefretin olduğu biliyorsun. Ve zafere giden her yol caizdir.”
“Çok dolmuşsunuz efendim, her şeyi gözden çıkarmışsınız. Ama takdir edersiniz ki bu işler eskisi kadar kolay değil. Kaç adım attıysak geri tepti.”
“Olsun, ne olursa olsun yürümekten vazgeçmek yok. Politik hareket edeceğiz. Millet bize güvenmeyecekte kime güvenecek? Vatan millet Sakarya…”
“Sizden korkulur sahiden, tamam, üzerime düşen neyse yaparım.”
Başı bembeyaz yazmalı, yüreği Anadolu kokan, aşk kokan, merhamet kokan annelerin çocukları…
Elleri nasırlı, derin bakışlı, mutluluğunu, kendinden kopan bir parçanın bu ülkede güzel şeyler yapmasında alan, kalbi yorgun babaların çocukları…
“Bu ülke kimin usta!?”
“Bu ülke ideolojilerin çekirge. Bu ülkede küçücük insanlar ‘biz’ diyor sadece. Büyük insanlar ‘ben’ diyor. ‘Ben’ler tatmin olacak. Sen ben önemli değiliz çekirge. O ‘ben’ önemli; o gururlu ‘ben’, güzelliklere tahammülü olmayan alçak ‘ben’.”
“Usta tamam sinirlenme, bu dünya böyle işte, imtihan dünyası. Ölümden korkanlar başka ölümlere sevinir genelde. Aptal insan işte, kendi öleceğini aklına getirmez.”
“Evet çekirge, ne acı ki böyle. Şuursuzluk tek şuursuz olanı da yakmıyor… Neyse kapatalım bu faslı.”
“Usta bir fikrim geldi!”
“Söyle canım çekirgem.”
“Hadi darbe yapalım!”
“Darbe mi? Otur oturduğun yerde kızdırma beni! Yeter yaptığımız darbeler. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncü de… hımm!!! Kırarlar bacaklarını.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.