Hacı Veyiszâde ve Selâmı Yaymak!

İnsanların birbirleriyle karşılaşınca kullandıkları yakınlık, dostluk ve saygı ifade eden söz, yaptıkları işaret veya harekete “Selâm” adı verilmiştir. Bunun için Müslümanlar arasında “Allah’ın selâmı üzerinize olsun” manâsına gelen selâm çok önemlidir ve “Aleyküm Selâm”, yâni “Selâm sizin üzerinize olsun” şeklinde karşılığını bulur. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan İlmihâl’in “İslâm ve toplum” ile ilgili II. Cildinin 489. sayfasında, İslâmiyeti kabul eden kimsenin, cemiyetin diğer fertleri ile anlaşıp uyuşan, onlarla barış içerisinde yaşamak isteyen insan olduğu belirtilerek, “Nitekim İslâm ile aynı kökten olan ‘selâm’ kelimesi, Furkan sûresinin 63. âyetinde, İslâm’ın bir barış ve dostluk dini olduğunu ifade edecek tarzda kullanılmıştır” deniliyor. İlmihâl’in I. Cildinin 250. sayfasında da namazların sonunda önce sağ, sonra sol tarafa “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah” diyerek selâm vermek gerektiği, es-Selâm kısmını söylemenin vâcip, aleyküm ve rahmetullah kısmını söylemenin ise sünnet olduğu belirtiliyor.

Selâmünaleyküm kelimesinin kısaltılmışı olan “Selâm” sözcüğü, değişik yerlerde, çeşitli şekillerde ve şiirlerde de sıkça kullanılıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) selâmın yayılmasını tavsiye ederken, ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek, bir şiirinde duygusunu “Selâm, selâm sana haşmetli azap” diye sesleniyor. Kaynaklara göre, miladî 1239-1321 arasında yaşadığı kabul edilen, sevgi felsefesini en derin duygu, en sade mısralar, en üstün manâ ve en hikmetli sözlerle ifade eden Allah-ü Tealâ’nın dostu Yunus Emre de “Biz dünyadan gider olduk kalanlara selâm olsun/Bizim için hayır dua kılanlara selâm olsun” diyor. 
Konya halkının “Hacı Veyiszâde” unvanıyla tanıdığı, 1889’da Sedirler mahallesinde dünyaya gelen Konya’mızın mânevî mimarlarından Hacı Mustafa Kurucu hocaefendi de genç yaşlı, kadın erkek herkese selâm vermesiyle meşhurdu. Babası Şatır köyünden Hacı Veyis Efendi de tanınmış bir alim idi. Mustafa Efendi’den başka İbrahim isimli diğer oğlu ile 3 kızı dünyaya gelen Veyis Efendi, ilk tahsilinden sonra Konya’ya gelerek Aladağlı Hacı Ahmet Efendi’den icazet alıp müderris olmuş. Yüzlerce talebe yetiştiren ve 1935 yılında 77 yaşında vefat eden Veyis Efendi, Kışla Caddesi’ndeki “Dolav Camii”nde imam ve hatip olarak görev yaptı.
Mehmet ve Veyis isimli 2 oğlu ile dört kızı olan Mustafa Efendi de Sedirler mahalle mektebinde okuyup, babasının hocası Bekir Efendi’den hıfzını tamamlayıp, Islah-ı Medaris müderrislerinden Şeyhzâde Ziya Efendi’den cebir, feraiz ve Arapça, Sultan Selim Camii hatibi Mesnevîhan Sıdkı Dede’den Farsça öğrenerek, kısa zamanda kendini yetiştirip, hocası Ziya Efendi’nin babası Şeyh Mehmed Bahaeddin Efendi’ye intisap etti. Tanınmış alim Fahri Kulu Efendi’den de zahirî ve batınî açıdan büyük gelişme sağlayan Mustafa Kurucu, halen İl Genel Meclisi olan Sanat Okulu’na bitişik Merkez Bankası’nın yerinde bulunan Islah-ı Medaris’te müderris ve bu medresenin kapatıldığı 1917 yılından sonra Daru’l-Hilafe Medresesi’nde hocalık yapmış, 1925 yılında medreselerin kapatılması üzerine de Piri Mehmet Paşa Camii’nde imam ve hatiplik görevine başlamıştır.
Temeli atılırken dua ettiği ve yapımında müzahir olduğu İmam Hatip Okulu’nun açılışından itibaren hocalık yaparak pek çok talebe yetiştiren hocaefendi, Piri Paşa Camii’nden sonra vefatına kadar da Aziziye Camii’nde imam hatiplik görevini sürdürerek, halkımızı irşad etti. 5 Şubat 1960 Cuma günü salâlar verilirken saat 11.40’ta mâşukuna kavuşan hacı Mustafa Kurucu hocaefendi, ertesi gün öğle namazından sonra Kapı Camii’nde Mustafa Runyun’un kıldırdığı cenaze namazını takiben omuzlara alınarak, Konya’da Hz. Mevlânâ’dan sonra görülmemiş mahşeri bir kalabalık tarafından ancak saat 15.30’da Üçler Mezarlığı’nda babasının yanındaki kabrine defnedildi.
Götürmek için Aziziye Camii önünde bekleşen faytonların birisine binen Hacı Veyiszâde Mustafa Efendi, selâm konusunda çok hassas olduğu için arkasına yaslanmadan eğilip, sağa sola selâm verir, esnaflar dükkânlarının önünde selâmını almak için ayağa kalkarak geçmesini beklerdi. Torunu Prof. Dr. Mustafa Fayda, bu konuda şunları anlatıyor:
“Dedemin selâmı meşhurdu. Rastladığı herkese selâm verir, hatta çocuklar önce davranıp selâm verince ‘Aleykümselâm’ diye selâmlarını alırken, onlara çerez dağıtırdı. Bir defasında dayımla İstanbul’a gittiklerinde Galata Köprüsü’nden geçerken dedem sağa sola selâm verince dayım ‘Baba burada selâm vermesen olmaz mı?’ diye sormuş. Dedem de ‘Niye?’ demiş Dayım da ‘Bunların içinde Müslüman olmayanlar da var. Hem pek selâm alan yok’ cevabını vermiş. Bunun üzerine dedem ‘Olsun babam, onlar almazsa biz geri alırız olur biter’ deyivermiş.”
Hem Piri Paşa’da, hem de Aziziye’de arkasında namaz kılmak kısmet oldu. Allah, bu velî kulunun yüzü suyu hürmetine cümlemize rahmetiyle muamele etsin. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi