Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu
Bu hafta size bu makalemde Konya’nın manevi hayatının şekillenmesinde çok önemli bir role sahip olan büyük insan, ilim ve irfanı ile gönüllere taht kurmuş olan Hacı Veyiszade Mustafa Efendi’yi yani Konya’mızın önemli simalarından birini ele alacağım.
Peki, o zaman öncelikle yaşam yolunda bize ışık tutan bu pek değerli insanın bize ve yeni nesle örnek olacak hayatını ele alalım;
Bu müstesna zat Talebelerinin nakline göre, sabah namazı camiye gider, namazdan sonra aşr-ı şerif okuduktan sonra İmam-ı Azam’ın tesbihatını yapar, işrak namazına kadar sohbet ve irşat ile gönülleri coşturur, işrak namazını kılarak evine dönerdi. Eğer okullar açıksa dersine hazırlanırdı. Ders konusunda çok titizdi, hiç aksatmazdı. Derste hiçbir öğrencisini esnetmez, uyuklatmazdı. “Huysuzlar, yan kayışları kırdınız gene, çabuk toparlanınız” derdi.
Bir de bu önemli zat’ın selamı çok meşhurdur. Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç, ölü diri herkese selam verirdi. Çocuklar Hacı Veyiszade Mustafa Efendi selam vermeden sıraya geçer, önce selam verme işini çocuklar yapar, O da onların başını okşar, elindeki çerez torbasından sarı leblebi ikram ede ede giderdi. Hayatında İslam’ı yaşama adına ne varsa bulabileceğimiz biridir. Teheccüd namazını çocukluğundan beri hiç kaçırmamıştır. Babası Hacı Veyis Efendi ne zaman teheccüde kaldırmak için odasına girdi ise, onu uyanık bulur ve hanımına: “Hatun! Mustafa bizi geçti maşallah” dermiş.
İyiliğe sevinir, kötülüklere karşı irkilerek kaşını çatar, üzülür ama gıybetini ettirmez idi. Şikâyeti sevmezdi. Sık sık şöyle dua ederdi:“Allah sa’yinizi meşkûr, zenbinizi mağfur, hizmetinizi makbul eylesin.”
Bu ilim irfan bilip pek adalet sahibi olan zat bir gün hem bakkallık hem manavlık yapan Hacı Arif Ağa’nın dükkânına uğramıştı. Selamdan sonra Hoca Efendi, devamlı boynuna taktığı yağlığını çıkarmış, “Şuna bir kaç kilo meyve tartıver” demiştir. Arif Ağa, Hoca Efendi’ye hürmeten meyvenin en güzellerini seçip ayıklamaya başlayınca, yağlığındaki meyveleri sandığa boşaltarak:
“En iyilerini bana vereceksin de öbürlerini kime satacaksın? Öteki müşterilere haksızlık olmaz mı bu? Karıştır da tart şunu!..” demiştir.
Pek çok kerim sahibi bu zat Konya’mızın imam hatip okullarının açılmasında çok büyük çaba harcamıştı; Yeri geldiğinde amele, yeri geldiğinde usta oluyordu. Okula yardım ve talebe toplamak için köy köy dolaştı. İmam Hatip okulu Konya'nın en çok talebesi olan okulu oldu. Yer kalmadığından kayıt olmak isteyen yüzlerce talebe geri gönderildi. İnsanlar denize akan nehirler gibi İmam Hatip okuluna koştu. Vefatına kadar bu okulda Arapça, Hadis ve Fıkıh dersleri verdi. İmam Hatip öğrencileri için "Bu çocuklar meleklerin kanatlarıyla korunuyorlar. Bu memleketi onlar ileriye götürecekler. Bu milletin sönen, söndürülen kandillerini onlar uyandıracak." derdi.
Kendisine yüksek makamlar verilmek istendiğinde, tevazu göstererek, "Ben İslam'ın alalade bir hizmetkârıyım. Diyen bu pek kerametli zat’ın vefatı şöyle gerçekleşmiştir;
1960 yılının ilk aylarında rahatsızlanmış. Gittikçe rahatsızlığı ziyadeleşmiştir. 5 Şubat günü rahatsızlığı daha da artar. Büyük oğlunu kastederek "Mehmet'i bulun" der. Oğlu cuma namazı için camiye gitmiştir, getirirler. Rahatsızlığının şiddetine rağmen şuuru tamamen açık ve yerindedir. Son sözü şu olur: " Çare tükendi, imdadımıza yetiş Ya Rasülallah!"
Ve böylece, hayatında çok sevdiği Rasül-i Zişanını imdadına çağırır ve ruhunu teslim eder.
Cenaze namazı Kapı Camii'nde her faniye nasip olmayacak sayıda kalabalık bir cemaatla kılınır, tabutu gidilecek mesafe çok kısa olmasına rağmen uzun süre eller üzerinde taşınarak Üçler Mezarlığına defnedilir.
Allah (C.C.), rahmet eylesin !





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.