Gelin Bir Ağaç da Biz Dikelim

Ormancı veya ziraatçı olmadığım için ağaç ne zaman dikilir ve bakımı nasıl yapılır tam olarak bilmiyorum. Ağacın her mevsimde dikilebileceği gibi bir kanaat ve bilgiye de sahibim. Ne zaman ve nereye dikilirse dikilsin, ekilirse ekilsin ağacın yararına ve memleketimizin hayrına bir iş olduğuna samimiyetle inananlardanım. Kuraklığın hüküm sürdüğü ve çölleşmeye yüz tutmuş bir ülkede, yaşamanın zorluklarını da bilenlerdenim
Ormanlarla kaplı güzel ve yeşil bir ülkede yaşamak, başta insan olmak üzere bütün canlı ve cansızların hayali ve hakkıdır. Aynı zamanda yaşadığı, toprağını koklayıp suyunu içtiği ve temiz havasını teneffüs ettiği ülkeyi temiz tutmak ve güzelleştirmek de insanın başta gelen görevlerindendir.
Bu günlerde pazar yerlerinde, sokak aralarında, kamyonetlerin kasalarında ve bisikletlerin selelerinde yığın yığın ağaç fidanı görmek gerçekten beni sevindiriyor, ümitlendiriyor ve heyecanlandırıyor. Bu fidanların, nereye götürülürse götürülsün bir gün toprakla buluşacağına inanıyorum. O fidanların yeşil örtüye hasret kalmış toprakla buluşmasından yıllar sonra arazide görülecek ormanlar, çocuklarımıza bırakacağımız en verimli ve en onurlu miras olacaktır.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki ormanlar, millî servettir.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki ormanlar, hayat ve sıhhat kaynağıdır.
Her şeyden önce toprağın can damarı ve nefes borusu, ormanlardır. Eğer biz toprağı, ağaçla sevindirirsek, o da bizi verim ve bereketiyle sevindirir, serinliğiyle rahatlatır. Ormansız ülkede insanın ruhu sıkılır, zihni yorulur, sağlığı bozulur ve neşesi kaçar.
Uçsuz bucaksız tarihi Konya ovasının ağaca küsmüş ve yeşilliği kovmuş gibi bir hali var. Aslında ağaca küsen ve yeşilliği kovan toprak değil, gönülleri kararmış insanlar. Halbu ki ağaçlandırılmaya ne kadar müsait bir arazı yapısına sahibiz. Bu kadar verimli bir arazide saatlerce gidiyoruz, şöyle oturup dinlenmek ve serinlemek için bir ağaç bile yok. Esasen bu topraklara daha çok muhtaç olan köylülerimiz, bulundukları bölgeyi ağaçlandırma gibi bir gayretin içerisinde değiller. Nedense biz, ağaç dikmeye değil, ağaç yok etmeye alışmışız. Köylüler tarafından kaderlerine terk edilen şahsi mülkleri meyve bahçelerinde, bu gün domuz sürüleri dolaşıyor.
Önümüzde ders alınması gereken çok güzel bir örnek var; Panko Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk. Recep Konuk ne yaptı? Önce de yazdım, şimdi de zevkle tekrar yazıyorum. Recep Konuk, yol kenarlarındaki boş arazileri, kurumu adına binlerce fidan dikerek ağaçlandırdı. Konya-Karaman yolunda seyahat edenler, bu çalışmanın bir örneğini görebilirler. Hiç kimse çıkıp da yol boylarını ağaçlandırmak Recep Konuğa mı kaldı demesin. Recep Konuk, her vatanperver insanın yapması gerektiği işi ve hizmeti memleket sevgisiyle, vatan aşkıyla seve seve yapıyor. Bu vatan toprakları, özellikle Konya ovası yeni Recep Konuklar bekliyor.
…Gerçekten bizim, ülkemizi en kısa zamanda ağaçlandırma seferberliğine ihtiyacımız var. Her sene nüfus başına bir ağaç dikilse kısa zamanda Türkiye bir orman ülkesi olur. Ne olur boş vakitlerimizi ağaç dikerek değerlendirelim ve ne olur yorgunluklarımızı ağaç dikerek giderelim.
Bizim dinî inancımıza göre ağaç dikmenin fazileti büyüktür ve sevabı çoktur. Kur’an-ı Kerimin birçok yerinde ağaçtan, ağacın öneminden ve faydalarından, ağacın saygı gösterilmeye değer bir nimet olduğundan bahsedilmektedir. Sevgili Peygamberimiz de ağaç dikmenin öneminden bahsediyor ve Müslümanları ağaç dikmeye teşvik ediyor. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Enes b. Malik (r.anh) Resulullah ( S.A.S.): “Bir Müslüman ağaç diker veya ziraat yapar da ondan kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu yediği kendisi için kesinlikle sadaka olur.” buyurdu. Demiştir.” ( Müttefekun Aleyh Hadisler, sayfa; 415, hadis; 1045. Yeni Şafak Gazetesi Kültür Armağanı. Çev. Abdullah Fevzi Kocaer.)
“Allah, ağaç diken herkese, diktiği a3açtan yetişen meyve kadar mükâfat ve sevap takdir ve ihsan eder.” ( Tecrid-i Sarih Terc.cilt;7, sayfa; 122.)
Hz. Peygamberin ağaç ve ağaç dikme konusuna ne kadar önem verdiğini göstermesi bakımından aşağıdaki hadîs-i şerif son derece önemlidir:
“Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” (Tecrid-i Sarih Terc. cilt;7, sayfa; 124.)
22 yaşında İstanbul’u fetheden büyük insan, ünlü padişah Fatih Sultan Mehmed Han da Şöyle der: “Ormandan dal kesenin, başını keserim.”
Atalarımız da ne güzel söylemişler: “Yaş kesen, baş keser.”
Bütün bu gerçekler karşısında biz ne yapmışız? Cevap; orman katliamı ve çevre tahribatı. Tabiatın hangi köşesine insan eli ulaşmışsa ve ayağı değmişse; orası saldırıya uğramış yer gibidir Yol kenarlarında insan elinin değmediği arazi güzel ve ormanlık. Manzara hoş ve kucaklayıcı. Bu güzelliği çirkinleştirenler insanların yol kenarlarına yaptıkları zevksiz ve yarım kalmış binalar, terk edişmiş resmi ve gayrı resmi molozlaşmış tesisler, hurdalığa dönmüş dinlenme yerleri. İşte ben bu tabloyu okumakta ve anlamakta güçlük çekiyorum.
Gelin hep beraber topraklarımızı yeşertelim ve ülkemizi güzelleştirelim. Fidanların toprağa meylettiği, ağaç dallarının yeşermeye niyetlendiği şu mevsimde, bahçemize ve tarlamıza bir ağaç da biz dikelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi