Fotoğrafına Bak Şimdi

Dünya’nın bir yerinde insanlar katlediliyor. Neresi olduğu önemli değil, katledilen insanlık. Dünya’nın bir yerinde çocukların ayakları çıplak. Bir yaşlı sırtına bir şeyler yüklenmiş. İnce derili, takatsiz kemikli insanlar… Bedeni çıplak, midesi çıplak insanlar; ne üzerine giyecek, ne de yaşayacak kadar yiyecek var.
Sonra bombalar düşüyor bu insanların üzerine. Bahçede oturan bir ailenin üzerine bomba düşüyor. Ailede bir de bebek var… Bebekler, küçük çocuklar. Niye sorusunu bile soramayacak kadar küçük, annesinden başka sığınak bilmeyen çocuklar… Hiç anlam verecek durumda değilken ölüyorlar, gidiyorlar…
Sahi bizim bu insanlardan farkımız ne? Bizim üzerimizde zulüm yok şimdi. Biz o çocuklara rağmen çocuklarımızı öpebiliyoruz. Sıcacık yataklara girebiliyoruz. Belimiz sağlam ama hamallık yapmıyoruz hiçbir şeye. Ayaklarımız var, üst üste; artist ayaklar. Ellerimiz var, nasırsız. Bakılınca iskelet gibi duran korkuluk bir endamımız yok.
Hava atıyoruz lütfedilenle, ‘ben’ zannediyoruz aynada gördüklerimizi. Kime ait olduğumuzu bilmeden kendimizi çarçur ediyoruz. Kendimizi kendimizin istediği gibi harcayarak telef ediyoruz. Iskalama lüksümüz yok oysa. Başımıza bomba düşmesi lazım galiba. Bomba düşerse belki titrer kendimize geliriz. Sıkıntılı anlarımızda unuttuğumuz anlamı fısıldarız gayri ihtiyari. Bomba düşünce gerçek kudreti hemen de hatırlıyoruz.
Derdimiz kadarız. Derdimiz ne bizim; daha güzel olmak, daha zengin, daha güzel bir araba, daha karizma bir etiket… Derdimizin içinde insan yok, meta var hep. Onun için bizde maddeleştik. Eşya gibi olduk, neyime yarar gözüyle bakıldı.
Yürekten bir söz söyle bana. Varsa yüreğin yüreklice bir söz söyle hadi. Ama gözlerimin içine bak lütfen. Gizleme gözlerini, bakmam lazım, sözüne gözün ‘samimidir’ diyebiliyor mu?
Yüreğini sorgulamak haddim değil, biliyorum. Ama sana yazık. İnsansın sen, riya urbası yakışıklı durmuyor üzerinde. Yandın mı benim için, kalbinin kanadığını hissettin mi? Ağladın mı? En azından yani, en azından ağlamak düğümlendi mi gözbebeğine, hüznün, bütün bu olanlar karşısında çaresiz kalışın, bir mengene gibi sıktı mı yüreğini?
Resmini çizmeyi hiç denedin mi ya da fotoğrafını çekmeyi. Bugün bunu yap istersen önceden varsa onları sakla. Sonra her gün aynadaki fotoğrafına da bak. Ve her gün kendin için bir şeyler yaz. Yüz hatların için, yüzündeki çizgiler için, gözündeki hedefler için, seni meşgul eden düşünceler için. Ayna da bak gözlerine, fotoğraf çektirirken de objektife dikkatle bak. Sonra tüm fotoğrafları yan yana koy. Nasılsın şimdi, ne kadar insansın. O pozu verirken aklına getirdiklerini hatırla şimdi. Yüzündeki çizgiler nerden geldi; yaşlılıktan mı hastalıktan mı? Ya o gözündeki renksizlik? O tuhaf duruşun, korkak gibi, suçlu gibi; boşuna gülümsemeye zorlamışsın kendini her halinle halini ele veriyorsun. Şimdi her poza dikkat et artık. Her anının pozu alınıyor bunu bil artık. Kozlar paylaşılacak, her şey mutlak adil divanda anlaşılacak. Oyun oynama kendinle olur mu? Oyuncak pozlar verme. İstenilen pozu erteleme, ertelediğin pozu vermeye fırsatın olmayabilir.
Özenlice bak objektife, tüm ruhunla korkmadan, samimiyetle. Çünkü sen hazırlıksız baksan da objektifler peşini bırakmıyor. Çünkü sen başıboş bırakılmıyorsun. Değerlisin, hilkatin en hakikisi, eşrefin en şereflisi. Takipsiz kalacağını mı zannediyorsun! Dağlansın biraz yüreğin ve heves etme bu kadar kendine…
“Seni dağladılar değil mi kalbim
Her yanın içi solu dolu; kabarcık
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim
Akıl yitik, çuval sökük, dağarcık
Sensin gökten gelen oklara hedef
Oyası ateşle işlenen gergef
Etme üç günlük dünyaya heves
Dayan kalbim, üç beş nefes kadarcık…”( NFK)
Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi