Evliyânın büyüklerinden Sırrî-yi Sekatî

İslâm âleminde günümüze kadar gelip geçen evliyâların sayısını ancak yalnız Allah bilir. Peygamberimiz (sav), O’nu gören sahabiler, sahabilerle görüşüp, hadis nakleden tabiînler ve verâ (Allah korkusu ile günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durmaya âzamî şekilde dikkat eden) sahibi, kerâmet ehli evliyâların örnek hayatı müslümanlar için rehber olmuştur. Konumuz olan evliyâların büyüklerinden Sırrî-yi Sekatî’nin, tasavvuf ve takvada eşsiz olduğunu bildiren kaynaklar, şunları kaydediyor:
İsmi Sırrî bin muglis es-Sekatî olup, künyesi Ebü’l-Hasen’dir. Bağdat’da doğdu, miladî 865 yılı Ramazan ayında orada vefat ederek, Şûnizî kabristanına defnedildi. Marûf-i Kerhî hazretlerinden feyz aldı. Cüneyd-i Bağdadî’nin dayısı ve hocası olan Sekatî; birçok âlimden ilim öğrenerek hadis-i şerif rivâyet etti. Ebû Abdurrahman Sülemî, Tabakât-us-sûfiyye isimli eserinde ‘Üçüncü asırda yaşamış evliyâların hemen hepsi, Sırrî-yi Sekatî’den feyz almıştır’ diyor. Zühd ve edepte harikulâde hâl ve hareketleri, tasavvufa dair sözleri meşhurdur. Bir yere gittiğinde, yolda olan şeyler ve havada uçan kuşlar, açık bir lisân ile kendisine selâm verirlerdi. Kırk defa yürüyerek hacca gidip geldi. Üzüntü ve dert deryası, hilm (Tabiat yumuşaklığı, yumuşak karakterlilik, sâkinlik, halim selimlik) ve sebat dağı, mürüvvet ve şefkat hazinesiydi.
Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin güzel ahlâkı, haramdan kaçınma ve helâl kazanç konusunda gösterdiği titizliğe şu örnekler verilebilir:
Bağdat’da dükkânında ticaretle meşgûldü. Sattığı mallardan yüzde beşten fazla kâr almazdı. Bir defasında altmış altına satın aldığı badem birden pahalılaştı. Dellâl, bademleri doksan altına satabileceğini bildirdi. Sırrî-yi Sekatî, “Ben âdetimi bozmam, ancak 63 altına satarım” dedi. Dellâl ise bunu kabul etmeyip malları satmadı.
Hazreti Sırrî-yi Sekatî, büyüklerin yoluna girmesini de şöyle anlatıyor: Bir gün Habîb-i Râî dükkânıma uğrayıp, ‘Allahü teâlâ mükâfatını versin’ diye dua etti. Ertesi gün hocam Ma’rûf-i Kerhî hazretlerini, hurma çekirdeği toplarken gördüm. Ona ‘Bunları ne yapacaksın’ diye sordum. Bana ‘Şu çocuğu ağlar vaziyette gördüm ve niçin ağlıyorsun?’ diye sordum. O zaman çocuk ‘Ben yetimim. Annem babam yok. Bütün arkadaşlarımın güzel elbiseleri var. Fakat benim ne elbisem var, ne de oyuncağım’ dedi. Ben de ‘Şimdi bunları toplayıp, satacağım ve onun ihtiyacını alacağım’ karşılığını verdi. Bunun üzerine hocam Ma’rûf-i Kerhî’den izin isteyip, çocuğa bir takım elbise ve oyuncak aldım. Yetim çocuk çok sevindi. Marûf-i Kerhî hazretleri bu durumu görünce buyurdu ki: ‘Senin bu çocuğu sevindirdiğin gibi, Allahü teâlâ da seni sevindirsin. Dünya sevgisini kalbinden çıkarsın, seni bu meşgûliyetten kurtarsın’ İşte bu dualar sebebi ile kurtuldum.
Cüneyd-i Bağdadî hazretleri anlatır: Sırrî-yi Sekatî hazretlerinden ziyade ibadet ehli kimse görmedim. Daima edepli bir hâlde otururdu. Allahü teâlâdan hiçbir zaman gâfil olmadı. Yetmiş yıl, hiç kimse onun ayaklarını uzatıp yattığını, edebe uymayan bir hareketi görmedi. Gece gündüz Allahü teâlânın huzurunda olduğunu düşünür ve her zaman edepli bir şekilde otururdu. Ancak ölüm hastalığında yatağa uzanabildi.
Sırrî’yi Sekatî, işlediğini bir hatanın ateşinin otuz yıldır içinde durduğunu, hatırladıkça kalbinin cayır cayır yandığını anlatır. Bir defasında da dükkânının bulunduğu semtte yangın çıktığı, bütün dükkânlar yandığı hâlde kendi dükkânının yanmadığı haberi gelince ‘Elhamdülillah’ diye Allaha şükrettiğini ifade ederek,   ‘Akabinde, başkalarının zarar ve ziyanını düşünmediğimi hatırlayıp, çok tövbe ve istiğfar ettim, keffaret olarak dükkânımdaki bütün mallarımı fakirlere dağıttım. Fakat otuz yıldır bunun acısını kalbimden silemedim’ dediği kaydediliyor.
Bir gün Lübnan’dan gelen birisi ‘Falan zatın size selâmı var’ dedi. Sırrî-yi Sekatî buyurdu ki; ‘O kişiye bizden selâm söyle. İnsanlardan uzaklaşıp dağ başında oturması, yalnız ibadetle meşgûl olması uygun değildir. Hak aşığı dediğin çarşıda, pazarda alışverişle de meşgûl olur ve bu esnada bir an olsun Allahü teâladan gâfil olmaz. İnsanlara hizmet etmesi de ibadettir. Kişinin zarûri ihtiyaçlarını karşılaması tevekkülüne mani değildir’
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, Sırrî-yi Sekatî’yi ömrünün son günlerinde ziyarete gettiğini, elindeki yelpaze ile yüzüne sallamaya başladığında gözlerini açarak, ‘Ey Cüneyd, yelpazeyi bırak, sallama. Çünkü ateş, yellenince daha çabuk ve çok yanar’ dediğini, kendisine ‘Bir emriniz var mı?’ diye sorduğunu, bunun üzerine ‘Daima Allahü teâlâyı hatırla, bundan gâfil olma. Âhireti unutturacak kadar dünya işlerine dalma’ dediğini naklediyor.
Allahü teâlâ, böyle büyük evliyaları kullarına şefaatçi kılsın. Amin.
---------------
Kaynak: İslâm âlimleri Ansiklopedisi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi