Demirkırat Ayağa Kalkabilir mi?

Cismi 1960 darbesi ile ortadan kaldırıldığı için günümüzde sâdece ismi kalan “Demokrat Parti” yi birileri tekrar ayağa kaldırmaya çalışıyor, ancak ortada 60 yıl öncesinin şartları mevcut değil. Halkın “Demirkırat” adını verdiği bu partinin şahsında gerçekleştirilen siyasi hareket tek kelime ile devrim idi. CHP’nin tek parti döneminde yıllarca uyguladığı baskıcı sistem yüzünden âdeta canından bezen insanlar, çok partili hayata geçilmesi üzerine kurtuluşu 7 Ocak 1946’da kurulan Demokrat Parti’ye dört elle sarılmakta buldu. 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan seçimde oylar açık kullanıldığı hâlde, kapalı kapılar ardında gizli tasnif edildiği için uzun süre tartışıldı ve Konya’da 16 milletvekilliğinin tamamını CHP’li adayların kazandığı açıklandı. Demokrat Parti, o tarihte illerde valilerin CHP’nin il başkanları olmaları nedeniyle yargı güvencesi sağlanmadığı, bunun sonucu olarak CHP’nin baskı ve müdahalesi sebebiyle memurlar tarafsız kalmadıkları için seçimin şaibeli olduğunu sık sık gündeme getirdi. Bu yüzden siyasi gerginlik artınca Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün yayınladığı beyanname üzerine Şemsettin Günaltay’ın başbakan olduğu hükümet DP’nin eleştirilerini dikkate alarak yeni bir seçim kanunu hazırladı.

14 Mayıs 1950’de gizli oy, açık tasnif şeklinde yapılan seçimde ise halk, “Yeter Söz Milletin” sloganıyla meydanlara kitleleri toplayan Demokrat Parti’yi yüzde 53 gibi büyük bir oy çoğunluğuyla ve 487 üyeli Meclis’te 408 milletvekilliği kazandırarak iktidara getirdi, CHP ancak 69 milletvekilliği kazanabildi. Konya’da 17 milletvekilliğinden 16’sını Demokrat Parti aldı. Bu milletvekilleri şunlar: Abdurrahman Fahri Ağaoğlu, Rifat Alabay, Hidayet Aydıner, Kemal Ataman, Sıtkı Salim Burçak, Abdi Çilingir, Ömer Rıza Doğrul, Ziyad Ebuzziya, Ziya Barlas, A. Rıza Ercan, Saffet Gürol, Tarık Kozbek, Muammer Obuz, Himmet Ölçmen, Ümran Nafiz ve Murat Ali Ülgen. 1946’da CHP’den ayrılıp, DP’yi kuranlardan Adnan Menderes Başbakan, Celâl Bayar Cumhurbaşkanı, Refik Koraltan Meclis Başkanı, Fuat Köprülü Dışişleri Bakanı oldu. 1957 seçiminde seçmenler Demokrat Parti’yi yine 424 milletvekilliği ile iktidara getirirken, CHP 610 toplam üyeden 178’ini kazandı. CMP ve Hürriyet Partisi de 4’er üyelik aldı. Konya’da ise 21 milletvekilliğinin hepsini DP’li adaylar kazandı.

CHP ve bir kısım üniversite rektörleri ile bir kesim, Demokrat Parti’nin üst üste 2 seçim kazanmasını ve halkın teveccühünün devam etmesini içine sindirememiş olmalı ki, daha sonraki muhtıralar ve 1980 darbesi öncesinde olduğu gibi ülkenin huzurunu bozan tablonun bir benzeri sergilenerek, 27 Mayıs 1960’ta Silahlı Kuvvetler yönetime el koyarak, partileri kapattı.

Bayar, Koraltan, Menderes, bakanlar, DP milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar tutuklandı. İçişleri Bakanı Namık Gedik’in gözaltına alındığı Erkek Teknik Öğretmen Okulu’nun 3. katından kendini atarak intihar ettiği öne sürüldü. Tutuklu olanlar Yassıada’ya nakledilerek, burada kurulan Yüksek Adalet Divanı’nda yargılandı. Salim Başol’un başkan, Altay Ömer Egesel’in savcı olduğu mahkeme Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı idama mahkûm ederek, diğerlerine hapis cezaları verdi. Menderes, Zorlu ve Polatkan, 1961’de İmralı Adası’nda idam edildi. Böylece Demokrat Parti tarihe karışırken, siyasi hayatta bir sayfa kapandı. Aradan geçen yıllarda DP’nin siyasî mirasına birçok kişi ve parti sahip çıktı. 1960’tan sonra emekli Org. Ragıp Gümüşpala’nın başkanlığında Milli Birlik Komitesi’nin onayı ile kurulan Adalet Partisi, ilk mirasçı olarak ortaya çıktı. Gümüşpala’nın vefatı üzerine o tarihe kadar ismi cismi bilinmeyen DSİ Genel Müdürü Süleyman Demirel, AP’ye genel başkan oldu ve 12 Eylül’den sonra Turgut Özal ve Anavatan Partisi’ne halkın gösterdiği teveccühün benzeri gerçekleşerek, halk Adalet Partisi’ni iktidar, Demirel’i de başbakanlık koltuğuna oturttu. Bilindiği gibi Demirel, Özal’ın vefatı üzerine Çankaya’ya da çıktı ve emekli olduğu hâlde bugün bile siyasette yerini korumayı bildi.

Buraya kadar yazdıklarımız malûmun ilamından başka bir şey değil. Bizim üzerinde durduğumuz konu, AP’nin kuruluşunda adı geçmeyen ve Demirel’in icazet vermesinden sonra siyaset sahnesinde yerini alan Hüsamettin Cindoruk’un, yıllardan beri kamuoyunda “Menderes’in avukatı” olarak lanse edilmesi, koalisyonlar döneminde öne çıkarılarak, önce Meclis Başkanı yapılması, daha sonra da Şemsiye partisi DTP kurdurularak 20 milletvekili transfer edilip, başbakan yapılmak istenmesidir. Bütün bu taktikler tutmadığı için yıllardır kenara çekilmiş olan Cindoruk, Demirel tarafından tekrar sahneye sürülerek, Demokrat Parti’ye genel başkan oldu. Yeni bir deneme yapılıyor. Fakat ne o eski Demokrat Parti misyonu, ne de milyonlarca hayranı kaldı. Yaşlı seçmen kitlesi sizlere ömür! Tekrar açıldıktan sonra varlığı bile duyulmayan yaşlı “Demirkırat” ın ayağa kalkacak hâli yok. AKP’nin alaşağı edilmesi için Mehmet Ağar denendi, olmadı. Şimdi de 75’lik Cindoruk tekrar deneniyor. Hiç şüpheniz olmasın, perdenin arkasında Demirel var. 1950-60 arasındaki DP’nin mirası kime, hatta DYP ve Tansu Çiller’e bir yarar sağladı mı ki, adından başka eser kalmayan bu DP’ye sağlasın?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi