Can alıcı sorular
Yayınlanma:
Öfkemiz, heyecanımız, dualarımız bir arada.
Gazze ve Gazze yolundakilere dualarımız, Siyonistlerle uşaklarına nefret ve kinimiz hat safhada.
Hepimiz her şeyi verilenler kadar takip ediyoruz. Birimiz diğerimizden daha özel bilgiye sahip değil.
Ferasetli olmalıyız. Tüm karmaşanın içinde zihin duruluğunu da sağlamak zorundayız. Bu çerçevede sorular sormak, cevaplar istemek ve cevaplar aramak zorundayız.
Hükümet’ten gelen açıklamaları dikkatle takip ediyoruz. Diploması yolunun seçildiğini görüyoruz.
Çok ciddi bir durumla karşı karşıya olduğumuz, yarınımızı da bağlayacak günler yaşadığımız da ortada.
Türkiye, vatandaşının arkasında durabilen, şerefini koruyabilen, büyük ve bağımsız bir ülke mi olacak, yoksa İsrail-ABD-PKK’ya teslim mi olacaktır?
Süreç, bu sorunun cevabını belirleyecektir.
Cevaplarının son derece hayati olduğunu düşündüğümüz soruları soralım ve öncelikle gemi saldırısı öncesinde yaşananlarla ilgili olanları sıralayalım;
Alçak koltuk hakaretine rağmen,
Türkiye neden İsrail’in OECD üyeliğine geçit vermiştir?
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın sözünü ettiği askeri tatbikatlar hiçbir şey olmamış gibi neden devam etmiştir?
Gemiler yola çıktıktan sonra neden koruma altına alınmamıştır? Aden Körfezi’nde Türkiye, falanca filanca ülke gemisini korurken, kendi vatandaşlarının yer aldığı gemiyi neden korumamıştır?
İsrail uluslararası hukuku hiçe sayan bir oluşum olmakla beraber seçilen diplomatik yol nereye kadar etkili olabilecektir?
Gemi saldırısı ile saldırıya Türkiye’nin müdahalede bulunabileceği en yakın yer olan İskenderun’daki askeri misyona yapılan saldırı nasıl okunmalıdır? Bu saldırılar PKK’nın Dağlıca’da ABD, İskenderun’da İsrail bağlantısı için kanaat vermeye yetmez mi?
İsrail’den dost olmayacağı asker-sivil erkân tarafından ne zaman anlaşılacaktır?
Saldırı sonrası İsrail'in katil uçaklarının Konya semalarında uçuşunu sağlayan anlaşmada da dahil olmak üzere neden Askeri İşbirliği Anlaşmaları iptal edilmemiştir? Zira İsrail’in Türkiye’ye yaptığı apaçık savaş ilanı değil midir?
Saldırı Türkiye’nin tarihi misyonu ve gücüne dönüşüne vesile olacak mıdır?
Arap liderleri ile kamuoyları arasındaki makası olabildiğince açan son olaylar, ümmetin beklentileri noktasında hükümetleri arzu edilen noktaya getirebilecek midir?
Son olarak PKK’nın Kürt kardeşlerimizin haklarını arayan bir yapılanma olmadığı, son saldırı ve saldırılarda şehitlerimizin önemli sayıda Kürt kökenli asker olması bile tek başına PKK’nın taşeron bir fitne hareketi olduğunu göstermeye yetmez mi?
Elbette ki bu soruları sormak, cevaplarını istemek durumundayız.
Kimileri Türkiye’nin, milletin neden Bosna ve Filistin konusunda bu kadar hassas olduğunu soruyor, sorguluyor. Bunun bir cevabı var elbet. Bu cevap son derece de basit aslında. Millet düştüğü yerden kalkmak istiyor. Millet Filistin’in mazlumluğu ile birlikte Abdülhamit Han’ın misyonunu arıyor o topraklarda. Siyonizme karşı, emperyalizme karşı yenilginin ortadan kaldırılmasının izini sürüyor. Bosna’da Avrupa’da İslam’ın varlığı, sürdürülebilirliği ve ilerleyişini görüyor, istiyor. Her iki zulümden aynı yola çıkan iki dayanışma destanı yazmak istiyor millet. Kimsenin bundan gocunmaması gerekir.
Ümmetin şerefi için canlarını ortaya koyan, şahadeti göze alan tüm kardeşlerimizi yürekten kucaklıyoruz. Gazaları mübarek olsun. Konya’dan bu seferde yer alan kardeşlerimizi ayrı ayrı kucaklıyor, iki cihan saadetleri için dua ediyoruz. Tarihe önemli bir nokta koydular. Belki de önemli bir kavşağa imza attılar. Cenab-ı Hakk nezdinde karşılığını bulacağından emin olduğumuz temiz gayretleri umuyor ve diliyoruz ki Filistin’in özgürlüğü, Yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluşu için vesile olur.
Siirt’te bir pankart vardı. ‘İbrahim Abi şahadet sana çok yakıştı’ diyordu o pankartta.
Hükümete düşen, anlamı mağşeri vicdana yazılan bu şahadetlerin arkasında durmaktır. Sözler güzel. İcraatı beklemek hakkımız olmakla beraber, sizin de boynunuzun borcudur.
Kalın sağlıcakla…
Gazze ve Gazze yolundakilere dualarımız, Siyonistlerle uşaklarına nefret ve kinimiz hat safhada.
Hepimiz her şeyi verilenler kadar takip ediyoruz. Birimiz diğerimizden daha özel bilgiye sahip değil.
Ferasetli olmalıyız. Tüm karmaşanın içinde zihin duruluğunu da sağlamak zorundayız. Bu çerçevede sorular sormak, cevaplar istemek ve cevaplar aramak zorundayız.
Hükümet’ten gelen açıklamaları dikkatle takip ediyoruz. Diploması yolunun seçildiğini görüyoruz.
Çok ciddi bir durumla karşı karşıya olduğumuz, yarınımızı da bağlayacak günler yaşadığımız da ortada.
Türkiye, vatandaşının arkasında durabilen, şerefini koruyabilen, büyük ve bağımsız bir ülke mi olacak, yoksa İsrail-ABD-PKK’ya teslim mi olacaktır?
Süreç, bu sorunun cevabını belirleyecektir.
Cevaplarının son derece hayati olduğunu düşündüğümüz soruları soralım ve öncelikle gemi saldırısı öncesinde yaşananlarla ilgili olanları sıralayalım;
Alçak koltuk hakaretine rağmen,
Türkiye neden İsrail’in OECD üyeliğine geçit vermiştir?
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın sözünü ettiği askeri tatbikatlar hiçbir şey olmamış gibi neden devam etmiştir?
Gemiler yola çıktıktan sonra neden koruma altına alınmamıştır? Aden Körfezi’nde Türkiye, falanca filanca ülke gemisini korurken, kendi vatandaşlarının yer aldığı gemiyi neden korumamıştır?
İsrail uluslararası hukuku hiçe sayan bir oluşum olmakla beraber seçilen diplomatik yol nereye kadar etkili olabilecektir?
Gemi saldırısı ile saldırıya Türkiye’nin müdahalede bulunabileceği en yakın yer olan İskenderun’daki askeri misyona yapılan saldırı nasıl okunmalıdır? Bu saldırılar PKK’nın Dağlıca’da ABD, İskenderun’da İsrail bağlantısı için kanaat vermeye yetmez mi?
İsrail’den dost olmayacağı asker-sivil erkân tarafından ne zaman anlaşılacaktır?
Saldırı sonrası İsrail'in katil uçaklarının Konya semalarında uçuşunu sağlayan anlaşmada da dahil olmak üzere neden Askeri İşbirliği Anlaşmaları iptal edilmemiştir? Zira İsrail’in Türkiye’ye yaptığı apaçık savaş ilanı değil midir?
Saldırı Türkiye’nin tarihi misyonu ve gücüne dönüşüne vesile olacak mıdır?
Arap liderleri ile kamuoyları arasındaki makası olabildiğince açan son olaylar, ümmetin beklentileri noktasında hükümetleri arzu edilen noktaya getirebilecek midir?
Son olarak PKK’nın Kürt kardeşlerimizin haklarını arayan bir yapılanma olmadığı, son saldırı ve saldırılarda şehitlerimizin önemli sayıda Kürt kökenli asker olması bile tek başına PKK’nın taşeron bir fitne hareketi olduğunu göstermeye yetmez mi?
Elbette ki bu soruları sormak, cevaplarını istemek durumundayız.
Kimileri Türkiye’nin, milletin neden Bosna ve Filistin konusunda bu kadar hassas olduğunu soruyor, sorguluyor. Bunun bir cevabı var elbet. Bu cevap son derece de basit aslında. Millet düştüğü yerden kalkmak istiyor. Millet Filistin’in mazlumluğu ile birlikte Abdülhamit Han’ın misyonunu arıyor o topraklarda. Siyonizme karşı, emperyalizme karşı yenilginin ortadan kaldırılmasının izini sürüyor. Bosna’da Avrupa’da İslam’ın varlığı, sürdürülebilirliği ve ilerleyişini görüyor, istiyor. Her iki zulümden aynı yola çıkan iki dayanışma destanı yazmak istiyor millet. Kimsenin bundan gocunmaması gerekir.
Ümmetin şerefi için canlarını ortaya koyan, şahadeti göze alan tüm kardeşlerimizi yürekten kucaklıyoruz. Gazaları mübarek olsun. Konya’dan bu seferde yer alan kardeşlerimizi ayrı ayrı kucaklıyor, iki cihan saadetleri için dua ediyoruz. Tarihe önemli bir nokta koydular. Belki de önemli bir kavşağa imza attılar. Cenab-ı Hakk nezdinde karşılığını bulacağından emin olduğumuz temiz gayretleri umuyor ve diliyoruz ki Filistin’in özgürlüğü, Yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluşu için vesile olur.
Siirt’te bir pankart vardı. ‘İbrahim Abi şahadet sana çok yakıştı’ diyordu o pankartta.
Hükümete düşen, anlamı mağşeri vicdana yazılan bu şahadetlerin arkasında durmaktır. Sözler güzel. İcraatı beklemek hakkımız olmakla beraber, sizin de boynunuzun borcudur.
Kalın sağlıcakla…





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.