Büyük Hadîs Âlimi İmam-ı Buhârî
İmam-ı Buhâri, tahsiline doğduğu Buhâra’da başladı. Buhâra o zaman önemli ilim merkezlerinden birisi idi. Hadîs ilminde âlim ve dördüncü tabaka râvilerinden olan babası, o küçük yaşta iken vefat edince yetim kaldığı için annesi tarafından yetiştirildi. Babalarından kalan büyük serveti kardeşi ve onu yetiştirmek için harcadı. İmam-ı Buhârî’nin gözleri küçük yaşta hastalık sebebiyle görmez oldu. Tedavisi uzun müddet mümkün olmazken, annesinin bir gece rüyasında görerek dua istediği İbrahim aleyhisselâm “Üzülme, Allahü teâlâ oğlunun gözlerini geri verecek” diye müjdeledi ve sabahleyin İmam-ı Buhârî’nin gözleri görmeye başladı. Bunun üzerine küçük yaşından itibaren Buhârâ’daki âlimlerden ilim öğrenmeye başladı ve zekâsının üstünlüğü ile dikkati çekti. Tahsilinin ilk yıllarından itibaren hadîs ilmine karşı büyük ilgi duydu. Hadîs ilmini öğrenmeye nasıl başladığı sorulduğunda “Bu ilmi öğrenmeye kâtipler arasında kâtiplik yaparak, on yaşıma kadar böyle devam ettim, on yaşından itibaren de hadîs âlimlerinden dersler aldım” diye cevap vermiştir.
Onbeş yaşına girmeden yetmiş bin hadîsi ezberlemişti. Bunu duyanlar “Hakikaten bu kadar hadîsi ezberledin mi?” diye sorulduğunda “Evet. Hatta yetmiş binden fazladır. Ayrıca bu hadîslerin kimler tarafından rivayet edildiğini, doğum ve ölüm tarihlerini de biliyorum” demiştir. İlimde o kadar yükselmişti ki, hocalarıyla ilmî münazaralarda bulunur, hatta bazı hocaları hadîs rivayetindeki eksiklerini onun yardımıyla tamamlamışlardı. Zekâsı ve hafızasının kuvvetiyle takdir kazanıp, onaltı yaşında Abdullah ibni Mübârek ve Veki bin Cerrah’ın yazdıkları hadîs kitaplarını ezberlediği gibi, bu yaşta din âlimlerinin yazılarını okuyup anlar olmuştu. Hadîs ilmini öğrenmek için meşhur hadîs âlimlerinin bulunduğu ilim meclislerine giderek öğrenmek gerektiğinden kırk yaşına kadar pekçok yere seyahatler yapmıştı.
Bir seferinde şöyle demişti: “Fıkıh ilminde müctehidlerin, rey ehlinin bildirdiklerini öğrenerek, annem ve kardeşimle beraber hacca gittik. Hac farizasını yaptıktan sonra annemle kardeşim Buhârâ’ya döndü, ben Mekke’de kalarak hadîs toplamaya başladım ve 18 yaşımda Sahâbe ve Tâbiînin fetvalarını topladım. Daha sonra Medine’ye giderek, Resûlullah’ın (s.a.v) kabr-i şerîfi başında geceleri ay ışığında ‘Tarih-ül-kebîr” kitabımı yazdım.
İmam-ı Buhârî Mekke’de bulunduğu sırada Abdullah bin Zübeyr el Hamidî’den Şâfiî fıkhını, ayrıca Tarih-i kebîr yazarken istifade ettiği Sahâbe ve Tâbiînin rivayet ve fetvâlarını da öğrendi. Haşid bin İsmail, onun için “Küçük yaşına rağmen işittiklerini yazmıyor, kuvvetli zekâsı sayesinde hadîsi bir defa okuyup, yahut işitince hemen ezberliyordu. Bunun sebebini sorduğumuzda ‘Artık bana sataşmakta çok oldunuz, yazdıklarınızı getirin bakalım’ dedi. Yazdığımız hadîsleri getirdik, o da onbeşbinden fazla hadîsi ezbere okuyuverdi. Sonra da ‘Görüyorsunuz ki boşuna gelip, günlerimi heder etmemişim’diye devam etti. O zaman anladık ki hadîs ilminde hiç kimse O’nu geçemez.”
Hadîs öğrenmek için iki defa Mısır’a ve Şam’a, dört defa Basra’ya, hadîs âlimleri ile defalarca Kûfe ve Bağdad’a gitti, Hicaz’da altı sene kaldı. Seyahatlerinde binden fazla âlimden hadîs ve diğer ilimleri öğrenerek, nakletti. İmam-ı Buhârî, hocalarının ve akranlarının sonsuz iltifatlarına mazhar oldu. Horasan’ın onun gibi birisini yetiştirmediğini söyleyen Ahmed ibni Hanbel, İmam-ı Müslim’in İmam-ı Buhârî’ye gelip, ilimdeki üstünlüğünü görerek alnından öperek, “Müsaade et de, ayaklarını da öpeyim, ey üstadların üstadı, muhaddislerin efendisi” dediğini, sonra da sorduğu bir hadîsin cevabını aldıktan sonra sözlerini, “Sana, yalnız hased edenler düşman olur. Şehâdet ederim ki, dünyada senin bir eşin daha yoktur” şeklinde tamamladığını bildiriyor.
Yüce Mevlâmız; cümlemizi sevgili Peygamberimiz, Sahâbe efendilerimiz, İmam-ı Buhârî ve diğer sevdikleriyle cennetinde cem eylesin. Âmin.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.