Bugün Sevgililer Günü(ymüş)

Bugün özel, çok özel bir gün. Bugün sevgilimize sürpriz yapacağız. Bugünü sabırsızlıkla bekledik. Sevgilimize en güzel ifadelerle sevgimize ifade etme günü. Bugüne ayırdığımız romantiklikler… Sevgililer günü alacağım dediğimiz hediyeler…

Şükür ki geldi. Ya gelmeseydi, ya göremeseydik; ömrümüz yetişmeseydi bugüne?! O zaman tüm söylenmemiş sözler bizimle gidecekti. Duyulmaya hasret sözler, anılmaya, hatırlanmaya değer bulunmayacaktı. Yoklardı ki hatırlansınlar…

Erteliyoruz erteliyoruz… ertelediklerimize yetişemiyoruz.

Anlamı; darlık bugünlerin. Sevgiyi çoğalttığını zanneden tuhaflık. Kapitalist sistemin pembe soygunu. Kapitalizmin ürettiği, kendini tanımlayamayanların tükettiği sorgusuz ürünler; sevgililer günü, anneler günü, babalar günü…

Biz neye harcandığımızı çoğu kez fark edemiyoruz. Neyi, nerede, ne zaman harcayacağımızı çoğu kez düşünemiyoruz. Hayatı birlikte yaşamamız gereken duyguları, hayatın kıyı bir köşesinde yılda bir kez dokunmak üzere saklı tutuyoruz.

Öyle bir şey ki alışılan bir durum oldu. Adının olmadığı bir günde sevgilinize bir gül alsanız o da şaşıracak; nerden çıktı şimdi? Onun için modern dünya birkaç özel gün belirlemiş; doğum günü, sevgililer günü ve evlilik yıldönümü. Başka günlerde hediye şaşırtabiliyor.

O kadar bağlıyız ki bu günlere, o gün hediye almasanız evliliğiniz kopabilir. “Demek ki beni sevmiyorsun; evet evet böyle bir günde bile hediye almadığına göre beni hiç umursamıyorsun.”

İşten gelmiştir eşi. Yorgun ve takatsizdir kendini koltuğa bırakıverir. Hanfendi bir sürpriz bekler, ilk şoku yemiştir; beyefendi tın! İçinden sinir krizi geçiriyor; “giydiklerime bile bakmadı, o kadar süslenip-püslendim, sinir olcam ya..!”

Geçer karşısına oturur eşinin, ama gıcık olmuştur bir kere;

“Bugün bir şey yapmayacak mıyız?”

“Ne gibi, niçin bir şey yapacakmışız?”

İkinci şoku yer; “Ne demek ne gibi? Bugün günlerden ne biliyor musun?”

“Bugün günlerden…14 Şubat. Evet, 14 Şubat ne var bunda?”

“Ay Allah’ım kafayı yiyecem, bana sabır ver.”

“Bitanem ”

“Ne var!”

“Yemek yiyelim mi?”

“Zıkkımın kökünü ye!”

“Ya ne oldu sana, neden böyle davranıyorsun? Anlamadım?”

“Duyarsızlığın yüzünden, demek bu kadar hatırlanmaya değer değilim.”

“Nerden çıkardın bunu, niye böyle söylüyorsun?”

“Yeter! Bugün sevgililer günü. Unuttun yine. Ruhsuz, duygusuz şey.”

“Ama…”

“Kes sesini! Hiç bir şey duymak istemiyorum…”

Ve film kopar, gerisini siz oynatın. Bir gün aşk olacaktı o da unutuldu. Beyefendi beklesin bir sene. Ki bu şuursuzluğunun telafisini yapsın. Bir yıl cezalı; aşkım bitanem… demek yok. Bir yıl bunun bedelini haddini bilerek ödeyecek.

Tabi bu biraz abartı bir anlatım oldu. Ama en müntesip yaşayanından en sosyetik yaşayanına kadar, çoğumuz bu sistemin ağına takılmışız.

Sevgi, aşk, muhabbet bir güne sıkıştırılacak kadar ucuz olmamalı. Sevgiden, sevgili sözünden nasipsiz kalmamalı kalpler. Kalbimizden dilimize gelen sevgilimize değer sözler, dudağımızdan başka bir zaman söylenmek üzere geri gönderilmemeli.

Başka bir zaman gelmeyebilir. Elinde “şimdi” var çünkü. Şimdi söyle bildiğin tüm güzel sözleri. Şimdi sev sevdiklerini. Tam şimdi varsın işte; biraz sonra olmayabilirsin.

Biraz sonra tüm sözlerinle beraber hatırlanmaya değer bir söz bırakmadan gidebilirsin.

Muhabbetle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi