Bizdeki Cevrî Çelebiler

Bilirsiniz, Osmanlı Edebiyatı’nın ünlü şâir ve hattatlarından Cevrî Çelebi, İstanbul’da doğmuş ve yaşamıştır. Ama bilmem bilir misiniz, İstanbullu olduğu halde Cevrî Çelebi, denizden çok korktuğu için bir kere bile kayığa binmemiş, deniz yolculuğu yapmamış, Boğaz sefası sürmemiştir. O kadar ki, onca yıl İstanbul’da yaşadığı halde, sırf bu deniz fobisinden dolayı, bir sefer olsun Üsküdar ve Kadıköy’(ü’n)e hiç geçmemiştir.
Geçen gün bir dergide ona dair bir yazıyı okuyunca, onun bu gayet hayret ve taaccüp edilecek meşhur deniz korkusunu bir sefer daha hatırladım.
Evet, Cevrî Çelebi’nin bu gerçekten hayret ve hattâ teessüf edilecek mizacını taaccüple karşılamamak mümkün değil; insan bir ömür boyu İstanbul’da, denizin kıyısında yaşar da, bir kere olsun deniz zevki almaz mı; yolculuğu, sefası yapmaz mı? Bunu düşünürken birden bire hatırıma geliverdi de, gönül dünyama sormaktan kendimi alamadım:
“İyi de, ya Konyalı, ”bizdeki Cevrî Çelebiler”e ne demeli?...”
Nasıl mı; Neden mi; Kimler mi?
Arzedeyim efendim;
Belgelerin ışığında bilindiği kadarıyla, onbin yıllık mâziye sahip ve dokuzyüz yıllık Türk-İslâm nefesiyle ihya, irşad, ma’mûr ve müreffeh olan “Belde-i Muhayyere” vasfını hâiz mübarek şehir Konya, bu engin tarihine paralel tarih, kültür, fikir, sanat, medeniyet alanlarında, başlı başına gayet engin ve derin bir deryadır, okyanustur. Şehrimiz ve yakın çevresindeki pek çok cami, mescid, medrese, mektep, han, hamam, kale, kışla, saray, köşk, köprü, hastane, kervansaray, imaret, tekke, türbe; Onbinlerce yazma ve matbu eserleri muhtevî kütüphaneler; tarihî mezarlılarındaki kabir ve türbelerinde ebedî uykularında olan gönlü uyanık büyüklerimizin, velilerimizin kabirleri; binlerce talebe yetiştirmiş, eserler yazmış âlimlerimiz ile meydana gelen bu muhteşem ve muazzam ilim, irfan, kültür ve sanat okyanusuna bu güne kadar bir defa olsun gir(e)meyenlerimizin durumu ne olacak? Hiç araştırıldı mı, acaba, bizdeki bu Cevrî Çelebi benzerlerinin sayısı ne kadardır? Ve bunlar, Konya’da yaşayanlarımızın sayısıyla mukayese ve muhasebe edilince, ne orandadırlar?
Belki ayıp olacak, bize mahcubiyet verecek ama bir hakikatı dile getirmek zorundayız; Konya dışındaki okurlarımız lütfen duymazlıktan, görmezlikten gelsinler; evi Topraklık da veya Sedirler’de, işi Aziziye veya Şerafeddin Camii civarında olup da; dolayısıyla evi ve işi icabı günde en az iki defa Hz. Mevlâna Dergâhı’nın önünden gelip-geçtiği halde; üstelik yaşı da, altmışın üzerinde olmasına rağmen, bir sefer olsun içeriye girip de, gayr-i Müslimlerin Japonya’lardan, Amerika’lardan bile yola çıkıp onbinlerce kilometre yolu katederek ziyarete koştukları bu okyanuslar kadar büyük, derin ve mücevherler kaynağı evrensel dâhimizi ziyaret edip, Huzur’unda Fatiha okuma nimetine, mutluluğuna, nasibine erişememiş Konyalılar’ın sayısı, çok, pek çok; hattâ maalesef ve maatteessüf, azımsanılamayacak, hoşgörülemiyecek ve bağışlanılamayacak kadar fazladır.
Şu güzelim günleri fırsat bilerek, hattâ ailecek el ele tutuşup da, şehrimizi süsleyen medar-ı iftiharımız mübarek camilerimizi, medreselerimizi, kütüphanelerimizi, müzelerimizi, mezarlıklarımızı; gönülgözü açık ehline “Konya yerin altından idare edilir.” dedirten ulu erenlerimizin, nebîlerimizin, velilerimizin kabir ve türbelerini gezdiren, onlar hakkında yanındakilere bilgi veren kaç Konyalı’ya rastladınız?
Bir zamanlar bir vesile ile Etnografya Müzesi’nde buluştuğumuz, hayatı, mesleği gayet aydın bir dostumun bir ara kulağıma eğilerek: “Hocam, doğma büyüme Konyalıyım. Yaşım yetmiş; ama,vallahi Konya’da böyle bir müzenin olduğundan haberdar olmadığım gibi, farkında da değilim.Bu güne kadar hiç görüp gezmediğime şimdi çok üzüldüm..” şeklindeki samimi ifade ve itirafını unutamam.
Geçen gün, bir ziyaret vesilesi ile Üçler Mezarlığı’nda bir araya geldiğimiz dostlardan birisi, yanıma yaklaşarak birdenbire, “Hocam; ne olur bize şu mezarlığı bir gezdirir misiniz?” maruzatında bulunmuştu. Bu ânî talep karşısında ben de o anda, “Ölenler bir yere gitmezler; Siz önce yaşayanları, dünyadakileri, ayaktakileri gezin, tanıyın da, sıra mezarlıklara gelsin; Kolay...” demekten kendimi alamadım. Baktım çok arzulular; kararlaştırdık, ilk fırsatta onlarla güzel bir “Konya Gezisi” yapacağız, inşallah.
Benim bütün bu tespit ve teşhisimin sağlık derecesine ışık tutması için, arzu ederlerse sayın ilgililerimizi ve yetkililerimizi bir anket yapmaya davet etmek isterim. Konya’nın tarihî ve turistik yerleri, meşhur yöreleri, ziyaret mahalleri; kültür, sanat ve medeniyet varlıkları; ünlü simaları hakkında gayet kısa sorular yöneltilsin. Çıkacak sonuca göre bakalım Konyalılar, Konya’yı ne kadar biliyor ve tanıyorlar? “Konya’da yaşayanlar”a oranla, “Konya’yı yaşayanlar”ın miktarı ne?.
Tabiidir ki, bu satırlardan amacımız, birilerini itham ve muhakeme etmek asla değil; Böyle bir düşünceden, haddini bilmezlikten, Allah’a sığınırım. Ama böyle bir araştırmaya gerçekten ihtiyaç var. Ulaşılacak sonuç, Konyalılar’ı değil, bu hizmetlerle memur ve mükellef olanları objektif ve mobese kameraların altına alacak; sayın ilgililerimizi biran önce yapılması gereken girişimlere yönlendirecektir. Neticede, bu işten hem onlar ve hem de bütün Konyalılar kârlı çıkacaklardır. Böylece, hepimiz görevimizi yapmanın hazzını, huzurunu duyacağız. Sonuç, yapacağımız faaliyet programlarına ışık tutacaktır. Aziz hemşerilerimiz de, ekmeğini yiyip, suyunu içtikleri mübarek beldemizi daha yakından tanıma, değerlerine, meselelerine sahip çıkma imkânını elde edeceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi