Biraz Kendimden Bahsetmeme Müsaade Eder misiniz? (1)
Nasıl mı?
Arzedeyim efendim;
1960lı yıllar.. Aziz hocamı, efsunkâr havasına, lâtîf kokusuna hiçbir zaman doyamadığım, her zaman özlemini çektiğim İ.Ü. Tıp Fakültesi’ndeki Tıp Tarihi Enstitüsü’ndeyim. Müdavimlerinin hepsi de işiyle, çalışmasıyla meşgul. Derken içeriye oldukça toplu, yaşlıca bir zât girdi, selâm verdi. Hocamızla müsafaha etti ve gelip, yanımızdaki koltuğa oturdu. Ve hocamla sohbete başladılar. Ben bir taraftan çalışmama devam ederken, ara sıra da neyzen bakışlarla, gelen bu zâtı öğrenmeye çalışıyordum. O sırada hocam, beni yanına çağırarak onunla tanıştırdı: Hattat Mustafa Bekir Pekten. Bilseniz ne kadar memnun ve mütehassis oldum. Haftanın belli günleri gelir burada, meraklılarına hüsn-i hat dersleri verirmiş.. Baktım biraz sonra üç-dört genç gelip, hocalarından meşk almaya başladılar. Ben de onları büyük bir zevkle seyrediyordum. O SIRADA Süheyl bey, dedi ki: “İstersen sana da yazsın, hatıra defterini getir..”. yanımda ona elverişli defter yoktu. İzin alarak dışarıya çıktım Bayezit Meydanı’nı ve Aksaray’a inen asfaltı koşarak geçtiğimi hatırlıyorum. Karşı tarafta, Lâlelî’ye yakın bir kırtasiyeciden, liseli öğürencilerin şiir defteri olarak kullandıkları bir defteri uygun görerek alıp, aynı şekilde heyecan ve süratle, Enstitü’ye döndüm. Bir müddet sonra meşk fazlı sona ermişti. Mustafa Bekir Bey, mütebessim bir çehre ile elimdeki defteri aldı, sayfaları şöyle bir gözden geçirdi. Sonra uygun gördüğü bir sayfaya, celî sülüsle bir mihrabiye yazıp imzaladı ki, hayran oldum. Sonra sohbete başladık; hayatını anlatmasını istirham etim/anlattıklarını not ettim. Fotoğrafını çektim. Basılmış yazılarından örnekler verdi. Hepsini, hepsini, ona ayırdığım bir dosya içerisinde muhafaza altına aldım. Bir daha görüşemedik ama mektuplaşmalarımız yıllar boyunca devam etmişti. Mustafa Bekir Bey, vaktiyle şoförmüş dolmuşçuluk yaparmış. Ama nedense, hüsn-i hatta büyük bir hayranlığı, merakı ve öğrenme hevesi varmış. O kadar ki, bizzat anlattığına göre, namaz kılmak için, yazısı çok olan camileri tercih edermiş. “Ne saklıyayım, namaza durduğum zaman dilim kıraatte ama gözlerim karşımdaki yazılarda. Ruku’, secde, kıyam..ben yine yazıları seyrediyorum.” diye anlatmıştı. Sonunda, Hattat Mustafa Halim (Özyazıcı) Efendi’nin derslerine başlar. Necmeddin Okyay hocanın elini öper, sohbetlerinde bulunarak, feyiz alır. Yılla böyle geçer ve bir an gelir ki, yazmasına izin verilir. İşte o günden itibaren yazar yazar..Kendisine başvuran gençler dersler verir.
İşte o gün, o defterle başlayan alışkanlığım, yılar boyunca devam etti. Defterlerin biri doldu, biri açıldı. Böylece, sekiz tane hatıra defterim oluştu. İçinde kimlerin hatırları var birbilseniz; Nice hattatların, müzehhiplerin, şâirlerin, müverreh, muharrir ve müelliflerin… Kendilerine daima hayırlı ömür niyaz etmekte olduğum birkaçı müstesna, pek çoğu ebediyete intikal ettiler..ben şimdi bir taraftan bunları ara-sıra gözden geçirerek eski günlerimi tekrar yaşarken, sahiplerini de minnet ve şükranla anıyorum. Ve yine fırsat düştükçe ziyaretime gelen gençlere, kültür, edebiyat, sanat tarihinde okudukları, şan ve şöhretini duydukları ama, kendileriyle tanışma imkânını bulamadıkları nice büyük değerlerimizin dosyalarında muhafaza etmekte olduğum fotoğraflarını ve defterlerimdeki hatırlarını göstererek, tanıtmaya, yâd etmeye devam ediyorum. Dediğim gibi, hemen hepsi de bundan çok duygulanıyorlar, heyecanlanıyorlar ve kendilerinin de bu alışkanlığı edineceklerini ifade ediyorlar. Zaman zaman mükerreren gelenlerden hatırımda kalanlara, sözlerinde durup durmadıklarını sorduğumda, olumlu cevap alınca da bilseniz ne kadar mutlu oluyorum. Bu alışkanlık gençlerimizi, değerli şahsiyetlerimizle tanışmaya; onlarla yakından dostluk kurmaya; bilgi, birikim, tecrübe ve marifetlerinden dersler almaya yönlendirmektedir. Genç gönüllerde, onlar gibi olmaya, yetişmeye, millet ve memlekete hizmet etmeye dair arzu, heves ve azim duyguları oluşturmaktadır.
İnsan sûretli, melek sîretli aziz hocam Süheyl Ünver’in, kırk yıl önce gönlümüze ektiği fidelerin kökleri, dalları, yaprakları ve meyvaları işte böyle..
Peki, hocamın kazandırdığı ikinci güzel alışkanlık ne mi? Bize ayrılan yer dolduğu için müsaade ederseniz onu da yarınki yazımda sizlerle paylaşayım.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.