Bir Mektep Adam: LÜTFİ İKİZ

Osmanlı münevveri genellikle çok yönlü insanlardı. İlim ve irfan sahibi idiler. Seçkin hocalardan dersler almış, tasavvuf neş’esi ile yetişmiş ve bu terbiye ile de yaşamışlardır. En az iki yabancı dil bilirlerdi. Sanat tarafları da kuvvetli idi; geleneksel Türk sanatlarımıza âşina ve vâkıf olmayanları yok gibidir; hüsn-i hat, tezhip, tezyinat, resim, cilt, mûsıkî, ince marangozluk onların meşguliyet alanlarından bir kaçıdır. Rahmetli Erol Güngör’ün dediği gibi, başta Kur’ân-ı Kerîm Tefsirinin, bir Sahih-i Buharî takımının, sonra da Mesnevi-i Şerîf’in muhakkak yer aldığı gayet zengin bir kütüphaneleri vardı.

Onlar, böyle yetişmişler ve böyle de yetiştirmişlerdir.

Bu fazilet ve meziyetler tezgâhının dokuduğu nâdir kumaşlardan biri de, Lütfi İKİZ Beyefendi idi. Lütfi bey, hayli çileli hayatına rağmen, şanslı bir insandır. Çünkü, her birisi ender değer olan yüce şahsiyetleri tanıma, onlarla birlikte olma, sohbetlerinden feyiz alma bahtiyarlığına nâil olmuştur. Nitekim hatıralarında, “Cenâb-ı hakk’a şükürler ediyorum; pek çok insan-ı kâmilden feyz almamı nasip etti..” diyerek isimlerini sayar. O unutulmaz ve her birisi, bir ilim ve irfan mektebi olarak aziz milletimize, cennet vatanımıza ve maşerî vicdanımıza hizmet ederek, kültür tarihimizde yerlerini alan değerlerden, yurtiçinde ve yurtdışında tanıma şansına eriştiği muhterem zevattan bazıları, kendi satırlarına göre bakınız kimlerdir: “İstanbul’da: Hüseyin Hilmi Işık ve grubu, Münevver Ayaşlı Hanımefendi, Halit Turhan (Arıcan) Bey, Süleyman Bayramoviç (Uyanık), Halil Nihat Boztepe, Ayhan Songar, Ziya Nur Aksun, Cevat Rifat Atılhan, Rahmi Eray, Necip Fâzıl Kısakürek, Nezahet Nureddin Ege, Ali Haydar Efendi, Nuri Arlasez, Ahmet Yüksel Özemre, Mâhir İz, Ali Emîrî Efendi, Ermenekli Saffet Hoca, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Selâhaddin Kaptanağası, Prof. Dr. Mehmet Çavuşoğlu, Sabahaddin Volkan ve eşi, Vehbi Emre, Mustafa Ali Kişioğlu, Mehmet Satoğlu, İlhan Bingöl, Abdullah Hoca, Yusuf Erdil, Ahmet Uçar...” Bunları yazdıktan sonra da, “daha niceleri..” diye not düşer. Ve devam ederek, “Mânen istifade ettiğim insan-ı kâmil Ankara’lı muhterem dostlarım” başlığı altında: “Abdülhakîm Arvasî Hazretleri, Zekâi Sarsılmaz Hoca, Prof. Dr. Tayyip Okiç, Dr. Emin Acar, Ömer Faruk Ergin, Hüseyin Çelebican, Ahmet Baykurt, Osman Kirişçioğlu, Mehmet Şendal, İsa Yusuf Alptekin, Ömer Naci Bozkurt, Musa Türkistanî, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Osman Bölükbaşı, Muzaffer Erdem, Emine Satra Sultan, Prof. Osman Turan, Sırrı Erkuş, Atilâ Koç, Nureddin Höcük, Dr. Recep Şahin ve kardeşleri, Ahmet Hökelek, Mustafa Yazgan, Kemal Selçuk, Dr. Mehmet Sılay, Abdurrahman Keleşoğlu, İsmail Dayı, İsmail Hakkı Toran. Kıbrıs: Şeyh Nâzım-ı Kıbrısî Efendi, Demircioğlu Hüseyin Ziya Bey, Mustafa Orhan, H. Derviş Efendi, Terzi Evliya Mehmet Efendi, Hizber Hikmet Ağalar, Hüseyin Âteşîn, Rauf Denktaş, Harid Fedâî, Behzat Azizbeyli, Hakkı Şâmil-Hatice Şâmil, Kemal Müerrisoğlu, Naim Nazım. Bosna – Hersek: Âmina Jtijak.

Kırşehir, Nevşehir, Çorum, Konya bir tarafa sadece şu üç yerdeki dostlarının seviyesi ve kalitesi, tanışma imkânına nâil olamamışlara, Lürfi İkiz’in fikir ve gönül dünyasının boyutları ve buutları hakkında yeterli bilgi verecektir.. O, bunlardan istifade etmekle kalmamış, ebediyete intikal edinceye kadar, sağ olanlarla dostluğunu, haberleşmesini devam ettirmiş bir dost canlısıdır. Meselâ Paris’te tanıştığı Sultan Abdülhamid’in sürgündeki oğlu Âbid Efendi’ye, Saray’da iken çok sevdiğini öğrendiği için, sık sık Pervari balı ile, Kastamonu Üryanisi (ünlü bir çeşitli erik) gönderecek kadar hatıralara, dostluğa ve samimiyete bağlı insandır.

Bütün bu üstün vasıflarından dolayıdır ki, Lütfi İkiz için, “mektep (ekol) adam” tabirini kullanıyorum..

Lütfi Bey, gençliğinde Kırşehir’dedir. Hocası onu, bilgisini ilerletmesi için İstanbul’a, ilgilenmesi için de dostu Şâkirağazâde Şevki Bey’e gönderilerek, Ermenekli Saffet Hoca’ya ulaştırılır. Saray’da Huzur Hocalığı yapmış bu muhterem âlim, 95-96 yaşındadır. Buna rağmen talebe yetiştirmekten geri durmamaktadır. “Dar zaman”da yaşanılmakta olduğu için, Ermenî Mahallesi’nde kiraladığı bir evde talebe okutmaktadır. Lütfi bey de buraya devama başlar. Evin yolu, Notre Dame de Sion (Fransız Kız Lisesi)’un bahçesinden geçmektedir. Hoca Efendiye devam eden talebelerin edep, terbiye hayâ ve nezaketi, Lise müdüresinin ve rahibelerin dikkatini çeker. Bu gençleri denemek için, yollarına onların dikkatlerini çekecek şekilde fiziği güzel ve hareketli kız öğrencileri çıkarırlar. Ama, talebelerde hiçbir tavır değişikliği, yanılma ve ilgi göremeyince son derecede hayret edip, hayran kalırlar. Ve bir paskalya gününü bahane ederek müdüre hanım, rahibelerle birlikte Hoca Saffet Efendi’yi ziyarete gelirler. Konuşma sırasında, talebelerin haline hayran kaldıklarını söylerler. Onlar ayrıldıktan sonra hocaefendi, talebelerini çağırarak: “Kokanalar, sizi beğenmişler; ama mayanızı bozmayın!..” tenbihinde bulunur.

Lütfi İkiz Bey’in gençliğinde bile sahip olduğu üstün ahlâk ve faziletine dair hoş bir hatıra da şöyledir; Askerlik dönüşü Nevşehir Kütüphanesi müdürlüğüne atanır. Hemen ediniverdiği gönül dostlarından biri de, “Saatçi Hoca” diye anılan kıymetli bir insandır. Gün görmüş, devran sürmüş olan ve bir hafta önce kızının düğününü yapmış bulunan bu zat, Lütfi Bey’in sohbetlerinden büyük zevk alır ve onu çok beğenip, candan sever; O kadar ki bir gün ona, “Ah, Lütfi Bey; bir hafta önce gelseydin, emin ol düğünü bozar, kızı sana verirdim..” demekten kendini alamaz... Lütfi Bey, işte böyle bir insandır.

Sadece Konya’nın değil, bütün Türkiye’nin medar-ı iftiharı olan, barındırdığı nâdîde yazma eserleriyle şimdilerde, işinin ehli, makamının hakkını veren, çok çalışkan ve fedakâr müdürü Bekir Şahin’in ve çalışma arkadaşlarının sayesinde şöhreti, Dubai’den, Rodos’a kadar bütün ilim ve fikir çevrelerine yayılmış durumda olan “Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi”nin inşasını ve kurulmasını da Lütfi Bey, büyük emek ve mücadelelerle gerçekleştirmiştir. Bir zamanlar periyodikler deposu durumunda olan Nasuhbey Dâru’l-Huffâzı’nı, “mescid” haline getirilerek bu günkü huzûrlu ve huşûlu mâbetlik havasına kavuşturan da odur.

Böyle bir şahsiyet, mahdud bir makaleye sığar mı? Gönül ister ki, Lütfi İkiz, yakınlarının ve tanıyanlarının bilgi, belge ve hatıralarından oluşacak bir “Armağan Kitap” la, genç nesillerle buluşturulup, kavuşturulsun.

Bu ilim ve irfan âbidesi şahsiyet, 78 yaşında iken 25 Ağustos 2007 tarihinde Hakk’a yürüdü. Yaratılışının hikmetini kavramış olarak hem Rabbisi’ne, hem de millet ve memleketine olan görevlerini hakkıyla yerine getirdiğine şâhidiz. Vefatının ikinci yıldönümünde de kendisini, rahmet ve minnetle anıyoruz.

Makamı cennet, mükâfaatı da Cemalu’llah olmuştur, inşallah. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi