Benî İsrail Filistine nasıl döndü? (1)
Filistin halkının şahsında Müslümanlara karşı olan bitip tükenmek bilmeyen kinlerini yıllardan beri her fırsatta ortaya koyan Yahudilerin geçmişini iyi tahlil etmek gerekiyor. Çanakkale harbine katılan, Halep, Kudüs, Filistin ve Mekke’de görev yapan Osmanlı birliklerinde yer alan emekli süvari Albayı Şerif Güralp’ın, 1957 yılında kaleme aldığı ve İstanbul Dizerkonca matbaasında basılmış olan “Benî İsrail Filistin’e nasıl döndü?” adlı kitap bu konuda önemli bir bilgi kaynağı özelliği taşıyor. Bir süvari takımıyla bağlı olduğu 3. Piyade tümen karargâhının Uzunköprü’den hareketle, 1915 senesi Aralık ayının son günlerinde Kudüs’ü şerife vâsıl olduklarını belirten Güralp, şöyle devam ediyor:
“Birlikler Bakırköy’e gelerek karargâha intikâl ediyorlardı. Nihayet Haydarpaşa’dan trenle yola çıkarak Konya Ereğlisi’ne geldik. O devirde tüneller yeni açıldığından burada trenden inip, yürüyüşle Pozantı, Tarsus ve Adana üzerinden Halep’e vardık. Gülek boğazını geçerken Halep civarında toplanmış olan yeni erlerin üst baş perişan, ayakları çıplak, kar ve buzlara basarak berbat bir hâlde daha soğuk memleketlere doğru yürümeleri içimizi titretti. Allah yardımcıları olsun diyerek uzaklaştık. Halep’te 48 saat kaldıktan sonra trenle Kudüs’ün yolunu tuttuk. Tarsus’ta tümen komutanı Albay Nikola ayrıldı, yerine Yarbay Refet Bey (General Refet Bele) tayin edildi. Suriye’yi geçip, Filistin’de Vadî-i Sarar istasyonunda inerek, bir günlük yürüyüşle Kudüs’e geldik ve Osmanlı Rahibeler Manastırı’na yerleştik.
Kudüs, o tarihte mutasarrıflıktı. Asıl Kudüs, Ehli Salip muharebelerine göğüs geren kalenin içindedir. Kudüs’ün nüfusu; kale içinde yaşayan yirmi bin Müslüman Arap, kale dışında şehrin batı ve güney kısmında meskûn elli bin Hıristiyan ve Arap Hıristiyan, ekserisi garp kısmında meskûn altmış bin Yahudi olarak cem’an yüz otuz bin idi. Kale içinde müminlerin ilk kıblesi Hacer-i Ebyaz’ı (Muallak taşı) içinde muhafaza eden Mescid-i Aksa vardır. İki cihan serveri Fahri Kâinat Peygamber Efendimiz (sav) Hazretleri bu taşın üzerinden Cenabı Allah ile müşerref olmak için göğe uruc etmişlerdir.”
Osmanlı idaresi altındaki 94 yıl önceki Filistinle ilgili bilgiler verip, bir milyondan fazla Müslüman Arap, çok sayıda Hıristiyan ve bir miktar Hıristiyan Arap olduğunu, Kudüs’te Yahudiler çoğunlukta iken diğer şehir ve kasabalara çok az dağıldıklarını, sayılı miktarda köy ve çiftlik kurduklarını ifade eden Şerif Güralp, 1916 senesi Haziran ayında Filistin’de Yahudi devleti kurmayı hedef alan Yahudi ideolojisine sahip siyonistlere ilk defa Filistin ile Sina çölünün arasında Şelâle mevkiinde rastladığını kaydederek, şunları anlatıyor:
“Askerî mülâhazalarla Cemmame denilen bir yere geldik. Köye yakın büyük bir çiftlik mevcut ve badem ağaçlarıyla dolu. Çiftlik halkı Musevi (Hz. Musa’nın dinine mensup Yahudiler). Çoluk çocuklarıyla beraber çalışıyorlar. Çiftlik, Siyon cemiyeti’nin (Yahudileri birleştirerek, Filistin’e yerleştirmeye çalışan cemiyet) malı. Çiftlikte çalışmak isteyenlerin bu cemiyete dahil olmaları gerekiyor ve ailesiyle beraber çiftliğe yerleşen Siyonistlere 50 dönüm fidanlık arazi veriliyor. Siyonistler, Yafa ile Gazze arasında ‘Rişon’ adında 400 hanelik bir de köy meydana getirmiş.
Bir bölgeye yerleşmek için gelen Yahudiler, evvelâ Arap köylüleriyle iyi geçinerek, kendilerini sevdiriyorlardı. Hatta tek tük hırsızlık için gelen fakir Araplardan yakaladıklarını hükümete teslim etmeyip, onları güzel sözlerle utandırdıklarını, sonra para veya ihtiyaçları olan şeyleri vererek, dostluklarını kazandıklarını bile anlatmışlardı. İyi komşular kazandıklarını zanneden Araplar memnun, Yahudiler ise daha da memnundu. Çünkü Siyonistler sezdirmeden sistemli ve programlı bir şekilde asırlardır hasretini çektikleri ‘Arzı Kenan’a sızmış oluyorlardı. Bunlar Filistin’e yerleşmek isteyen ‘Benî İsrail kavmi’ nin öncüleri idi.
(Konuya Pazartesi günü devam edeceğiz)




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.