Balkanları Unutmamak Lâzım

Bilindiği üzere Balkanlar, 500 seneye yakın Osmanlı hâkimiyeti altında kaldı. Bu bereketli geçen zaman içerisinde Osmanlılar, Balkanlara her zaman takdirle anılacak ve şükranla hatırlanacak derecede hizmet ettiler.

Osmanlılar, bu topraklarda o zaman da, bu zaman da insanlığın işine yarayacak, iyi niyet ve hizmet örnekleri sergileyecek, medeniyet ufuklarında yıldızlar gibi parlayacak ölmez şaheserler bıraktılar.

O günün şartları ve imkânları içerisinde bir toplumun sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek zenginlikte vücuda getirilen bu eserlerden şu anda mevcut olanlar, insan sevgisini şiar edinen ve insana hizmeti ön plânda tutan Osmanlı anlayışının, sanat aşk ve zevkinin canlı örnekleri ve eşsiz ürünleridir.

Balkanlardaki Osmanlı sanat eserlerinin eğer tamamı muhafaza edilebilmiş olsaydı bugün sayısı, Anadolu'dakinden çok fazla olurdu. Evliye Çelebi'nin bu bereketli topraklardaki medeniyet ve kültür merkezlerini gezerek rakamlarla kaydettiği eserlerin, bu gün ancak belki yüzde beş veya onu mevcuttur. Bunlar da maalesef tabiat olaylarına, ihmale, ihanete ve düşmanca saldırılara yenik düşerek ömürlerini tamamlamak üzeredirler.

Balkanlardaki Türk-İslâm sanat eserlerinin zamanımıza ulaşmasında önce Osmanlı sanat geleneğinin tesiri, sonra da bu eserlerle o bölgede yaşayan ve Osmanlı ruhunu canlı tutmak isteyen kahraman soydaşlarımızın gayreti büyük olmuştur. Halen de bu cesaret ve gayreti gösteren soydaşlarımız mevcuttur ve sayıları azımsanmayacak kadar çoktur.

Mübalağa etmiyorum, şu anda yiyecek ekmeğe ve içecek suya muhtaç olduğu halde bir caminin, bir medresenin veya bir türbenin anahtarını cebine koymuş, hiç kimse ilgilenmese de günde birkaç defa cesaretle kapısını açıp kapayan; “Bu eser acaba ne olacak?” sevdasına kendini kaptırmış, davasının delisi soydaşlarımıza her şeye rağmen halen rastlanmaktadır.

Bu soydaşlarımız, Balkanlardaki bir Osmanlı eserine sahip çıkmanın neye mal olacağını da çok iyi bilmektedirler. Çünkü; kendilerinden önce bu eserlere sahip çıkanların (Yapanların değil) veya anahtarı getirip bu eserleri yok etmek isteyenlerin önlerine atıvermek zorunda kalanların başlarına ne gibi felâketler geldiğini görmüşler veya duymuşlardır. Buna rağmen tarihi eserlerin kubbelerine bakarak ağlama ve yere düşen bir taşını alıp yerine koyma sadakatini ve cesaretini hep göstermişlerdir.

Komünizmin kızıl pençesinden ve korkunç baskısından kurtulan dinî idareler, dinî amaçlı vakıflar ve dernekler, tabîi ki başta soydaşlarımız, önce var olduklarının farkına vararak kendilerini görmeye,, sonra da inançla başlarını kaldırma fırsatı bularak çevrelerini tanımaya başlamışlardır. Tepelerindeki orak çekiçli kızıl yumruğun kalktığını hissedince, noksanlarını giderme ve organize olma çabası içerisine girmişlerdir. Bu arada Osmanlının emaneti vakıf mallarına sahip olma ve bunlardan elde edilen gelirlerle mali durumlarını düzeltme gayretini göstermeye başlamışlardır.. Bu gerçekleştiği takdirde kısa sürede bir şanssızlık olmazsa müftülükler dinî hizmet verebilme, dinî eğitim ve öğretimde bulunabilme imkânına ve malî kaynağına kavuşmuş olacaklardır.

Yeter ki Osmanlı eserlerinin manevî havasında İslâm’a hizmet düşüncelerini projelendiren soydaşlarımız, birbirlerine düşmesinler, problemlerin üzerine birlik ve beraberlik içerisinde olgunlukla gitme cesaretini gösterebilsinler. Yeter ki sen Arnavutsun ben Boşnak'ım, sen Tatarsın ben Türküm, sen Çerkezsin ben Pomak'ım davasına düşüp soy sop kavgasına başlamasınlar. O zaman Komünizm zamanından daha kötü durumlara düşebileceklerini şimdiden söyleyebiliriz. Bosna-Hersek'te ki acı gerçekler bunun göstergesidir. Bu ve benzeri olaylar, soydaşlarımıza ve hepimize ders olmalı.

Arnavutluk, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Makedonya, Romanya, Kosova ve Batı Trakya'da yaşayan soydaşlarımızın ortak değerleri, ilham kaynakları, birlik ve beraberlik dayanakları Müslümanlık olmalıdır. Aksi takdirde kendilerini çember içerisine almak niyetinde olan Ortodoks ittifakı karşısında ayakta durmaları ve bu oluşumdan gelecek saldırılara direnmeleri güçleşir.

Osmanlı Devletinin Balkanlardaki 500 yıllık idaresinden, tebaasına uyguladığı muameleden ibret almak ve ders çıkartmak gerekir. Demek ki Osmanlı rejimi denenmiş ve hayırlı neticeler alınmış başarılı bir idare tarzıdır.

Kanaatimce; Balkanlardaki soydaşlarımızın dinî düşünce ve yaşayışlarının manevî rehberi ve temsilcisi durumunda olan dini idarelere bu hassas noktada önemli görevler düşmektedir. Balkanlardaki soydaş toplulukları canlı tutacak, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamalarını sağlayacak, iş güç sahibi olmalarını temin edecek, kötü alışkanlıklardan ve zararlı akımlardan koruyacak güç, dini idarelerdir. Durum böyle olmakla beraber Türkiye de Balkanları ve Balkanlardaki soydaşlarımızı unutmamalıdır.

NOT: Bu yazı, “Tuna Nehri Konuşsaydı” isimli kitabımın ön sözünden alınmıştır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi