Ata-Beyitte acı, salonda umut

Ata-Beyitte acı, salonda umut

Stalin'in emriyle katledilen 138 Kırgız aydınının anıt mezarının bulunduğu Ata-Beyit'te tarihin büyük acılarından birinin izlerini görüyoruz. Türkçe Olimpiyatları ise bizi umutlandırıyor.

GÜNEŞİN DOĞDUĞU ATAYURT ÜLKESİ: KIRGIZİSTAN-2
Çetin ORANLI
cetinoranli@merhabagazetesi.com.tr
 
 
Ata-Beyit’te acı, salonda umut
Zalim Stalin’in emriyle katledilen 138 Kırgız aydınının anıt mezarının bulunduğu Ata-Beyit’te tarihin büyük acılarından birine tanık oluyoruz. Türkçe Olimpiyatları Kırgızistan Finali’nin yapıldığı salon ise bizi sevindiriyor, umut aşılıyor
Üniversite ve okul ziyaretlerimiz sonrasında küçük dükkânların olduğu çarşıdan geçerek Bişkek Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Şehir meydanında dikkatimizi çeken şeylerden birisi, mağazaların vitrinlerinin bulunmaması… Tüm mağazaların vitrinleri duvarlarla kapalı. Bunun nedeni ülkenin yakın geçmişte yaşadıklarında gizli. Sık sık yaşanan iç karışıklıklar, halk ayaklanmasına dönüşünce araya art niyetli kişiler de sızmış ve yağmalama olayları meydana gelmiş. Bu nedenle gösteri yapanların gözünde ‘düşman’ gibi algılanan kapitalizmin sembolü mağazalar, alışveriş merkezleri vitrin düzenini terk edip işyerlerini duvarların arkasına saklamış. Hele şükür ki günümüzde Kırgızistan huzur içerisinde…
Kırgızistan’ın tarihine tanıklık eden Bişkek Meydanı’ndan biz görüntüler alırken, elinde fotoğraf makinesi ile ekmek parasını çıkarmaya çalışan çok sayıda fotoğrafçı ile karşılaşıyoruz. Meydanda dev direkte asılı bulunan büyük bayrak için bulunan askerlerin nöbet değişimi de bize denk geliyor. Askerlerin üniformasında da, nöbet değişim töreni için atılan her adımda da ‘Rus kültürünün izleri’ni gözlemliyor ve Türkiye’nin yapması gereken ne kadar çok iş olduğunu ister istemez düşünüyoruz.
Büyük ağaçların bulunduğu devasa parklar, bize Konya başta olmak üzere kendi şehirlerimizin yeşil alan açısından almamız gereken mesafeyi hatırlatıyor. Elbette Kırgızistan şehirleri su kaynakları açısından şanslı. 1 milyonu aşkın nüfusa sahip Bişkek’in parklarındaki ağaçlar, yaz mevsiminde köklerine kadar uzanan kanallar sayesinde sulanıyor.
 

KIRGIZ AİLENİN KONUKSEVERLİĞİ…
Bişkek’teki ilk akşamımızda (Konya ekibinin bir bölümü olarak) okul öğretmenlerinden Şakir Bey nezaretinde Cengiz Aytmatov Lisesi öğrenci velilerinden işadamı Edilbek Kıbrayev’in evine konuk oluyoruz. Kademçay Lisesi Müdürü Şeref Sarıhan da bize eşlik ediyor. Oğlu ile bizi okuldan aldıran Edilbek Kıbrayev, kardeşi Beşekeev Nurgazi ile birlikte bizi evinin kapısında karşılıyor. Türkiye’deki örneklerini de aşan bir konukseverlikle karşı karşıya kalıyoruz. Edilbek Kıbrayev, çeşit çeşit yiyeceklerin yer aldığı masaya bizi davet ediyor. Evin hanımı Gülayim Kıbrayeva, hemen hemen her şeyi hazırlamış. Sofrada borsak gibi hamur işleri de var, çeşit çeşit salatalarda… Önce Issık Gölü’nün alabalığı ikram ediliyor, sonra tavuk ve geleneksel Kırgız çorbası. Ardı ardına gelen yemeklere dayanmak zor, o nedenle çoğuna teşekkür ediyoruz. Bir çeşit erişteli et yemeği olan Kırgızların ünlü ‘beşparmak’ını koyun eti kebabı takip ediyor. Öğreniyoruz ki misafirperver Edilbek Kıbrayev, ‘Türkiye’den misafirlerim gelecek’ diye dualar eşliğinde koyun kestirip, hazırlatmış… Bu sıcakkanlı ortamda Kırgız kültürü, tarihsel ilişkilerimiz, kardeşliğimiz odaklı sohbet eşliğinde unutulmaz bir akşam yemeğini kişisel hatıralarımıza nakşediyoruz.
 

EN FAZLA ETİ KIRGIZLAR TÜKETİR, KARIŞKIRLAR İKİNCİ SIRADA
Her birimize dörder kişilik yemek ikram edildiğini hatırlattığımızda Kıbrayev şu espriyi yapıyor: “Kırgızlar dünyada et tüketiminde ilk sırada yer alır. İkinci sırada ise karışkırlar (kurtlar) gelir!” Bişkek’e indiğimizde Kırgız Öğretmen Elmir Tabaldiyev, bu ünlü deyişi biraz daha farklı bir şekilde aktarmıştı: “Kırgızlar et tüketiminde ikinci sıradadır. İlk sırada ise kurtlar gelir. Kazaklar ise üçüncü sırada yer alır.” Gıda ticaretiyle uğraşan işadamı Edilbek Kıbrayev, bu esprinin ardından geleneklerine bağlı olduklarını, her yaz mevsiminde yaylaya çıktıklarını, böylece sağlıklı yaşadıklarını vurguluyor.
Ev sahibimizin tarih ve genel kültüre ilgisi dikkatimizi çekerken, kendisinin sık sık Türkiye’ye geldiğini de öğreniyoruz. Oğlunu Türk kolejine vermesinin nedenini de, “Çocuklarımın iyi bir geleceğe sahip olmasını, siyaset veya kültür dünyasında yer almasını ve ahlaken iyi yetişmesini istiyorum. Bu nedenle oğlumu sizin okulunuza verdim. Başka okullarda gençler kötü alışkanlıklar edinebiliyor” diyerek açıklıyor.
Ne kadar Rus kültürünün tesiri olursa olsun, Kırgızlar aile değerleri ve büyüklere saygı başta olmak üzere geleneklerine son derece bağlı insanlar. Bu nedenle ailenin büyüğü konuşurken hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Yine bu nedenle, koyunun kellesi ‘aksakal’a yani misafirlerin en yaşlısına ikram ediliyor. Bizim ‘aksakal’ olarak soframızın başköşesine kurulan Zeynel Özey ve Ferit Özdemir ağabeylerin kolay kolay kurtuluşları yok. Kelle Zeynel ağabeyin tabağına konulduktan sonra ev sahiplerimiz kuzunun kulağını kesip evin küçük oğluna ‘laf dinlesin’ diye veriyor. Kellenin parçalarını da konuklara ikram ediyor. 3 saati aşan akşam yemekli muhabbet ortamıyla geride kalan bu sıra dışı akşamın ardından Kıbrayev ailesine ‘tekrar görüşmek dileğiyle’ veda ediyoruz…
 

ELMİR HOCA’DA MUHABBET DE BOL, İKRAM DA..
Bişkek’teki ikinci sabahımızda bize rehberlik eden Kırgız Dili Öğretmeni Elmir Tabaldiyev’in evine konuk olarak, mükellef bir kahvaltı yapıyoruz. Hem Türk, hem de Kırgız yiyecekleri ile süslenen kahvaltı sofrasını kasede çay ikramı ve meşhur sütlü-ballı kahvaltı tatlısı ‘moloko’ tamamlıyor. Elmir Hoca’da espri de bol. Türkler ve Kırgızlar arasındaki muhabbete ve et tüketimine ilişkin mevzuya Bişkek’te yaşayan bir Türk espriyle karışık şu yaklaşımla cevap vermiş: “Atını yiyen Orta Asya’da kalmış, atını yemeyen Önasya’ya (Anadolu’ya) gitmiş.”
Bu unutulmaz muhabbet ortamının ardından evden ayrılıp kısa bir süre Bişkek sokaklarında yürüyoruz. Bişkek’teki eski apartmanlar, tam anlamıyla Sovyet mimarisinin ürünü. Küçük dairelerden oluşan apartmanlar, soğuk bir beton cephe görüntüsüyle sıralanıyor. Ancak iyi bir tarafı var; Bişkek’teki termik santral sayesinde bütün apartman dairelerine sıcak su veriliyor. Servis aracımıza binmeden önce küçük dükkanlarda ekmek parasını çıkartmaya çalışan bir teyze ile sohbet ediyoruz. Teyzenin sattığı turplar Kırgızistan’a özgü bir şekilde yeşil renkli. Bişkek’te kadınların iş hayatında oldukça aktif olduğunu, işyerlerinin çoğunda kadın esnafların veya çalışanların bulunduğunu hatırlatalım.
 

KIRGIZ TARİHİNİN BÜYÜK DRAMI: ATA-BEYİT KATLİAMI
Şehrin ilginç manzaralarının ardından Kırgızistan tarihi açısından çok önemli bir yeri bulunan Ata-Beyit Müzesi ve Ata Mezarlığı’nı ziyarete gidiyoruz. Önemini şöyle anlatalım; 1937 yılında zalim Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri arasında yer alan Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yüksek büroktarlarının da aralarında bulunduğu 138 aydın, zalim Stalin’in emriyle ansızın tutuklanıyor. 138 kişinin tutuklanma nedeni; Müslüman ve milliyetçi olmaları, ateizme karşı çıkmaları, kendi kültürlerini, dillerini, dinlerini yaşamak istemeleri. Bu 138 isim gizlice kurşuna dizilip o dönemde tuğla fabrikası olarak kullanılan alana gömülüyor. Cengiz Aytmatov’un babası Törekul Aytmatov,  (dönemin önemli bürokratlarından; Bişkek’e havaalanı ve demiryolu yapılmasını sağlamış) ve Kırgız milli alfabesinin mimarı Kasım Tınıstanov katledilenler arasında. ‘Halk düşmanı’ ilan edilen insanların akıbeti, Kırgız halkı tarafından bilinmiyor. Ne var ki, Hıdır Aliyev isimli vatandaş tesadüfen bu ‘kurşuna dizme’ hadisesine tanıklık ediyor, ancak olayı ölüm korkusu nedeniyle hiç kimseye anlatamıyor. 1952 yılında ölümüne yakın olayı kızına anlatarak, “Bu olayı ülkemizde özgürlükler geliştiği zaman devlet büyüklerine ilet” vasiyetinde bulunuyor. Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Kırgızistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Asker Akayev’e konu iletilince, saklanan gerçek gün yüzüne çıkıyor. Akayev’in talimatıyla, 138 şehidin kemikleri gömüldükleri yerden çıkartılıyor ve o bölgeye Ata-Beyit Mezarlığı ve Müzesi inşa ediliyor. Bu acı olay Kırgızistan tarihine, ‘Ata-Beyit (Ata Mezarı) Katliamı’ olarak geçiyor. Katledilenler arasında 1 kadınla birlikte farklı etnik kökene mensup (bir de Türk var) insanlar da bulunuyor. Müze sorumlusu bize bu acı olayı anlatırken gözyaşlarını tutmakta zorlanıyor…
Türk dünyasının en büyük Yazarı Cengiz Aytmatov da ölümünün ardından vasiyeti üzerine, Ata-Beyit şehitlerinin karşısındaki alana defnediliyor. Müzeyi ziyaret edip Ata-Beyit şehitlerine ve Cengiz Aytmatov için dua ediyoruz. Daha sonra da 138 aydının kemiklerinin bulunduğu tuğla fabrikasının kalıntısını görüyoruz.
Stalin usulü barbarlığın izleri, hepimizin tüylerini ürpertiyor. Allah Kırgız kardeşlerimize bir daha böyle acılar yaşatmasın…
 

TÜRKÇE OLİMPİLATLARI KIRGIZİSTAN FİNALİ’NDE UNUTULMAZ ANLAR…
Ata-Beyit şehitlerine dua ettikten sonra ziyaretimizin ana programı Türkçe olimpiyatları Kırgızistan finalini izlemek üzere Bişkek Devlet Filarmonisi’ne gidiyoruz. Olimpiyatların yapıldığı kapalı salon, Kırgız öğrenci velileri ve Türk vatandaşları tarafından tıklım tıklım doldurulmuş. Her iki ülkenin milli marşı ile başlayan programı izleyenler arasında Kırgızistan Başbakan Yardımcısı İbrahim Cunusov ve Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Nejat Akçal da yer alıyor. Ödül töreninden önce Başbakan Yardımcısı İbrahim Cunusov, ‘esselamünaleyküm’ diyerek başladığı konuşmasında Sebat Eğitim Kurumları'ndan övgüyle bahsediyor ve eğitimin önemini vurguluyor. Başbakan Yardımcısı Cunusov konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Dil bir milletin özelliğidir. Dil ile halkın kültürünü, adetlerini öğreniyoruz. Ana dili her geçen gün geliştirmek zorundayız. Dilini kaybetmek, vatanını, milletini kaybetmektir. Bu öğrencilerimizin Kırgızcayı daha da geliştireceğine inanıyoruz. Türkçenin ne kadar güzel bir dil olduğunu Türkçe Olimpiyatları gösteriyor. Türkçe Olimpiyatları sayesinde Birleşmiş Milletlerin 7. Çalışma dili Türkçe olabilir, Türkçe dünya dilleri arasına girebilir. Kırgız öğrencileri muhteşem bir şekilde Türkçe öğreniyor, öyle ki gün gelecek, Türkiye vatandaşlarına Türkçe dersi vereceğiz. Unutulmamalı ki; şakirt (öğrenci) ne kadar başarılı olursa, usta o kadar büyüktür! Türkçe Olimpiyatları’na Kırgızistan adına giden öğrencilerin bu yıl birinciliği elde edeceklerine inanıyorum ve kendim de izleyici olarak katılmayı düşünüyorum.”
Törende Sebat Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Orhan İnandı, Başbakan Yardımcısı İbrahim Cunsov’a plaket takdim ediyor. İnandı, her yıl düzenlenen Türkçe Olimpiyatları’nın önceki yıllarda olduğu gibi yine ülke ve kardeşlik için üstün başarıları elde edeceklerini vurguluyor.
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Nejat Akçal ise, Türkçenin günümüzde en çok ihtiyaç duyulan barışa, hoşgörü ve sevgiye büyük katkı sağlayacağını belirtiyor. Diyalog Avrasya Platformu (DAP) Eşbaşkanı Harun Tokak da duygusal bir konuşma yaparak şunları söylüyor: “İki kişi sever kavuşursa mutluluk doğar, biri kaçar öteki kovalarsa aşk doğar, iki kişi sever lakin kavuşamazsa efsane doğar. Bizim kavuşmamız artık efsane oldu diye düşünürken, aşk ateşimiz durdurmadı, biz sizlere yeniden kavuştuk ve çok mutluyuz.”
 

KENDİ MEMLEKETİMİZDEYMİŞ GİBİ…
Öğrencilerin Türkçe yetenekleri ‘kendi memleketimizdeymiş’ hissini yaşatıyor bize. Yanık bir sesle ve Kırgız aksanıyla söylenen şarkılar, okunan şiirler hepimize duygu seli yaşatıyor. İzleyicilerin çoğu gözyaşlarını tutmakta güçlük çekiyor…
Konser programında bir sürpriz de Kırgız ve Türk öğretmenlerden geliyor. Türk öğretmenler koro halinde Kırgızca, Kırgız öğretmenler ise Türkçe şarkılar söylüyor. Bu durum, kültürler arasındaki yakınlığın ve kardeşlik bağlarının öğretmenler arasında da ne denli geliştiğini ortaya koyuyor. Program konukların öğrencilerle birlikte sahnede hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona eriyor. Kırgızistan’ı temsil edecek öğrencilere gönülden başarı dileklerimizi iletiyoruz.
Türkçe Olimpiyatları Kırgızistan Finali’nin ardından Issık Göl’ün kenarındaki liseye gitmek üzere yola koyuluyoruz. Bu arada Bişkek’teki ilginç mimarili camiler dikkatimizi çekiyor. Son yıllarda cami sayısında talepler doğrultusunda artış yaşanmış ama ezan sesi yine de pek fazla duyulmuyor. Bişkek’ten daha doğuya doğru yol alırken Konya Ovası’nı hatırlatan geniş ve verimli topraklar gözümüze çarpıyor. Böyle verimli arazilerin bir kısmının boş olduğunu görünce tarımsal alandaki potansiyelin harekete geçirilmediği ve bu alanda tecrübeli Türk girişimcilere çok iş düştüğünü düşünüyoruz ister istemez.
Bu arada heyetimizde bulunan Selim Çorum, iletişim yeteneği sayesinde yolculuk yaptığımız minibüsün şoförü ile muhabbeti epey ilerletiyor. Yılların dostu gibi anlaşan ikilinin muhabbeti görmeye değer doğrusu…
Yarın: Issık Göl ve ‘Yetim Kız’…
 
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.