Arap Dünyası Uykusundan Uyanıyor (23 Temmuz 2009, The Economist)

Arap dünyasında sessiz devrim başladı; burada en son başarı sadece, diktatörlüğün görevden uzaklaştırıldığı zamanda tamamlanacaktır.

Arapları rahatsız eden nedir? Bu hafta Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Arap dünyası hakkında ciddi bir beşinci rapor yayınladı. Okuyanın moralini bozuyor: Araplar sanat, kültür, bilim ve tabii ki dini konulara inanılmaz katkıları olan uzun ve köklü bir tarihe sahip, dinamik ve yaratıcı bir halktır. Diğer yandan Arap devletlerinin durumu, sürekli başarısız kayıtlarından dolayı temelde duyguları etkilemektedir.
Başlangıçta bunlar halklarını serbest bırakmakta başarısız olmuştur: Altı Arap ülkesi siyasi partilere açıkça yasak koymuştur. Kalanı da gizlice partileri sınırlamaktadır. Halklarını zengin yapmakta başarısız olmuştur: Birleşmiş Milletler raporlarına göre petrole rağmen, Arap dünyasında beş kişiden ikisi günlük iki veya daha az dolarla geçinmektedir. Halkının güvenliğini sağlamakta başarısız olmuştur: Rapora göre zor kullanan iç güvenlik güçleri sıklıkla kendi halkını tehdit eden organa dönüştürmektedir. Rapor, Arap dünyasının 2020 yılına kadar genç işgücüne uygun 50 milyon iş yaratması gerektiğini belirtmekte, bu ise mevcut gelişmelerle neredeyse imkânsızdır.
Arap hükümetleri eleştirilere kulak vermemektedir. G. Bush başkanken Amerikalı yeni muhafazakarlar, el-Kaide’nin yükselişini Arap demokrasisinin eksikliğine suçu yüklerken, bunlar eleştirilerin çoğuna tahammül etmek zorunda kaldılar. Uzun tecrübe Arap liderlerinin kendi eksikliklerini açıklamakta uzman olduğunu göstermektedir. Kültürlerini bahane ederek Batı tipi bir demokrasiye uygun olmadıklarını iddia ediyorlar. Veya tarihlerini sorumlu göstererek emperyalistlerin, siyonistlerin ve soğuk savaş dönemi müdahalelerinin olduğu dönemlere göre şimdi daha iyi durumda olduklarını söylüyorlar.
Bunların bazısı inkâr edilemez. İslam’ın demokrasiyi güçleştirdiği söylenebilir. Evet, ama petrol, İsrail ve Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet, koloni dönemi sona erdikten sonra kendi yollarını bulmalarına imkân sağlamamıştır. Irak işgaliyle Araplar örselenmiştir. Şimdi bölgesel üstünlük için Amerika ve İran itişmesi arasında kendilerini sıkışmış buldular.
Ekselansları, sürpriz olarak, oy vermeyi seviyorlar
Özür dilemelerle geçen yıllar hala sıska bir halde devam ediyor. Asya’nın Müslüman ülkelerinde kök salan İslam, demokrasiye engel olmamaktadır. Hatta son sıkıntılı seçimden sonra bir teokrasi sanılan İran, pek çok Arap ülkesinden daha fazla dirilik gösteriyor. Geçtiğimiz yıllarda dışarının zorlamasıyla yapılan seçimden birkaçı; İsrail işgali altındaki Filistin’de, Amerikan işgali altındaki Irak’ta yapıldı. Gerçek seçimlere katılma şansı bulanlar, son olarak Lübnanlı Araplar bu işten ne kazanırız? Ne kaybederiz? Sorularını anlamakta hiçbir zorluk çekmemişlerdir ve oy vermek için büyük sayılarda katılım olmuştur.
Bu sebeple eğer rejimler kendi yollarını seçerlerse, Arapların şansı olmayacağı bahsine girebilirsiniz. Arap iktidarlar seçimlere hile karıştırabilmekte veya bunu hiçe saymaktalar. Çoğunun da, yaramaz olanları atmak için oylama olacağı varsayımıyla korkulmaktadır. Arap yöneticiler baskı ile sindirme ve ortak tercihle güç kullanabilmekte, arada sırada muvazaalı partilerin sahte seçimlere girmelerine izin verilmekte, dolayısıyla onlara tekrar iktidar yolu hazırlanmaktadır. Gerçek muhalefetin olduğu yerde bir yanda İslami partiler, diğer yanda ise seküler partiler arasında kıyasıya ayrım oluşmakta; seküler partiler bizzat rejimlerin kendisinden korkmaktan ziyade İslamcılardan çekinmektedir. Bush, “özgürlük gündemini” isteksiz müttefiklere doğru, sakince doğrultunca küçücük reformlarla pekçok lider harekete geçti. Söylemesi zor ama, pek çok Arap, Irak’ın işgaline karşı küçümsediğinden dolayı demokrasi davası, bir başkanın birliğince lekelenmiştir.
KALICILIK HAYALİ
Halklarını açıkça böyle ihmal eden rejimler, gerçekten 350 milyon civarındaki halka egemen olabiliyor mu? Hüsnü Mübarek Mısır’ı 28 yıldır, Muammer Kaddafi Libya’yı 1969’dan beri yönetiyor. Otuz yıllık bir hakimiyetten sonra Hafız Esed ölünce yerine Suriye’de oğlu Beşşar hüküm sürmeye başlamıştır. Bush’un demokrasiyi geliştirme çabaları başarısız olduktan sonra ve Irak’taki yıkımla beraber Barack Obama, Amerika’nın Müslüman dünyayla ilgili söyleminin merkezine “özgürlükten” ziyade “saygı”yı koymuştur. Obama’nın gelişiyle Amerika’nın konumu Araplar nazarında büyüdüğünden ve Bush’un diğer ülkelerdeki reform gayretleri herhangi bir şekilde yanlış anlaşıldığından Amerika’nın tavrı anlamlı görülmelidir. Ancak, eğer Araplar demokrasi istiyorlarsa buna kendilerinin sahip olmaları gerektiğini bilmeliler.
Bazı Batılılar, İslamcıların “bir adam, bir oy, bir zaman” prensibi üzerindeki güçlerini kullanma şanslarını yakalayabileceklerinden, Arap seçimlerine ihtiyatlı yaklaşırlar. Bugüne kadar İslamcılar, desteklerinde seçmenlerin % 20’sinin üzerinde oy alma mücadelesine girdiler. Türkiye ve Endonezya gibi Arap olmayan Müslüman ülkeler, aşırı uçlara karşı en etkili yolun demokrasi olduğunu izleme fırsatı verdiler. Çünkü baskı altında tutma, daha büyük tehlikeler doğurur.
Demokrasi sadece seçim anlamına gelmez. Eğitim, hoşgörü ve yargı ile hür basın gibi bağımsız kuruluşları oluşturabilmek gerekir. Zor soru şudur; Bunları kaç Arap ister? Kahire sokaklarında Tahran’dakinin azı olabilir. Çok Arap, değişimin bedelini ödeyecek gibi görünmemektedir. Veya belki de, Irak’ta olanlara bakarak değişimin getireceği kaosu tahmin ederek, durgunluğu tercih ediyorlar. Ancak rejimlerin sürekli olarak pasifliğe dayanması akla yatkın değildir. Bu konuda, tartıştığımız raporda Arap dünyasının politik durgunluğunun arkasında büyük bir sosyal kargaşanın yattığını görmek mümkündür.
Hemen hemen her Arap ülkesinde üretim düşük, pek çok insan özellikle kadınlar eğitimli hale geliyor, işadamları devletin belirlediği ekonomilerde daha fazla söz istiyor. Her şeyden öte uydu sistemindeki devrim, devlet güdümlü medyanın büyüsünü bozmuş ve daha önce olmayan bir durumu, yöneticilerden açıklama bekleyen bir kamuoyu meydana getirmiştir. Bu değişimlerin hiçbirisinin bir devrime götürmek için yeterliliği gözükmüyor. Fakat birliktelikleri halinde, dışarıdan bakışta büyük bir çalkantı oluşturacaktır. Eski, suiistimalli, saydam olmayan ve otoriter idare yapısı her düzeyde başarısız olmuş yönetimlerin uzun süre kalması mümkün gözükmüyor. Bazı açılardan neredeyse bir şey kalmayacak. Ama büyük bilinmeyenin ne zaman olduğu sorusu önümüzde durmaktadır.

Çeviri: Adem Esen
(Çevirenin notu: Bu rapor hakkında bak. http://www.arab-hdr.org)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi