Allahü Teâlâ, Ona Habibim dedi!

Mevlâ’mız (c.c) bütün insanların en üstün ve en şereflisi olarak yarattığı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v), hicretten 53 sene önce Rebi’ül-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke’de dünyaya teşrif etmişti. Bu müstesna gün “Mevlid-i Nebî”, ya da “Mevlid Kandili” olarak anılıyor ve dün gece ülkemizde olduğu gibi İslâm âleminde de coşku ile kutlanıyor. Mısır’da Fâtımîler döneminde başlatılan Resûl-i Ekrem’in doğumunu anma ve kutlama, Eyyûbîler tarafından da benimsenerek bütün dünyada yayılarak günümüze kadar devam ediyor. Ne yazık ki, yerli ve yabancı pop şarkıcılarının, Avrupa takımlarında oynayan futbolcuların bile isimlerini ezbere bilen, ancak en basit ilmihâl bilgilerinden ve namaz sûrelerinden bile bîhaber olan genç kuşağın önemli bir bölümünün Peygamberimiz’in hayatı hakkında bilgilenmesine yardımcı olmak amacıyla birkaç kesit vermenin faydalı olacağını ümit ediyorum:

Resûlullah’ın babası Abdullah, annesi Âmine Hatun’dur. Dünyaya gelmeden birkaç ay önce babası, altı yaşında da annesi vefat ettiği için Peygamber Efendimize Dürr-i Yetîm (yetimlerin incisi) lâkabı verilmişti. Ashab-ı kirâmdan Abdullah İbni Abbas bu konuda şunları söyledi: “Peygamberimizin (s.a.v) doğmadan babası Abdullah vefat edince melekler ‘Ey Rabbimiz, Resûlün yetim kaldı’ dedi. Allahü teâlâ da ‘Onun koruyucusu ve yardımcısı benim’ buyurdu”

Hz. Peygamber, sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldı, ancak onun vefatı üzerine amcası Ebû Talib tarafından büyütüldü. Kur’an-ı Kerim’de Şu’ârâ sûresi 219. âyetinde “Sen, yani senin nûrun, hep secde edenlerde dolaştırılıp, sana ulaşmıştır” deniliyor. Yirmibeş yaşında iken Hz. Hatice validemizle evlendi ve ilk eşinden ilk oğlu Kasım dünyaya geldi. Bunun için Peygamberimize Ebû’l Kasım (Kasım’ın babası) denildi. 40 yaşında Allah, O’nu insanlara ve cinlere peygamber olarak görevlendirince herkesi îmana davet etmeye başladı. 52 yaşında Mirac vuku bulduktan bir sene sonra miladî 622’de Medine’ye hicret etti. Peygamberlik verilmeden önce de doğru ve güvenilir kişiliğe sahip olduğundan “Muhammedü’l-emin” adıyla anılıyordu ve İslâmiyetten önceki câhiliye devrinde bile diğer insanların aksine hiçbir zaman putlara tapmadı.

Yaratılan ilk insan olan Âdem aleyhisselâmın, Hz. Muhammed’in zerresini taşıdığı için alnında onun nûrunun parladığı, bu zerrenin Hz. Havva validemize, ondan da Şît aleyhisselâma ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçtiği, meleklerin Hz. Âdem’in yüzüne baktıklarında alnında Muhammed aleyhisselâmın nûrunu görerek, O’na salevat okudukları kaydediliyor. Peygamberimiz, Kureyş kabilesinin “Haşim” oğulları kolundandır. Babası Abdullah ve dedesi Abdulmuttalib’in alnında da Muhammed aleyhisselâmın nûru parlardı. Babası, Hz. Âmine ile evlenince alnındaki nûr ona da intikal etti. Eserler; Âmine validemiz, Muhammed aleyhisselâma hamile olduğunda Kureyş kabilesinin büyük bir darlık ve kıtlık içinde olduğunu, ancak bu hamilelik sebebiyle Allah’ın bolluk ve bereket verdiğini, herkesin zengin olduğunu, Araplar’ın o seneye sevinç ve bolluk yılı dediklerini işaret ediyor.

Kâinatın serveri Muhammed aleyhisselâm sabaha karşı Safa Tepesi yakınında bir evde doğdu ve o gün güneş doğmadan her taraf nûr ile doldu. Mevlid, “Doğum, doğulan zaman” demek olduğu için Peygamberimizin doğduğu geceye “Mevlid Gecesi” adı verilmiştir. Bu gecenin “Kadir Gecesi” nden sonra en kıymetli gece olduğu, Peygamber Efendimizin doğdu sırada görülen fevkalâde halleri, mucizeleri okumak, dinlemek ve öğrenmenin sevap olduğu, Eshâb-ı Kirâmın da bu gecede bir yere toplanarak bunları okuyup anlattıkları belirtiliyor. Müslümanlar dünyanın her tarafında yüzyıllardan beri bu geceyi “Mevlid Kandili” olarak kutlamakta, Kur’an-ı Kerim, Mevlid-i şerif, kaside, ilâhî ve Resûlullah’ın ruhuna fatihalar okuyup, hatırlamaktadır.

Hz. Muhammed dünyaya teşrif ettiği sırada Abdurrahman bin Avf’ın annesi Şifa hatun ve Osman bin Ebûl As’ın annesi Fatıma hatun ile birlikte Hz. Âmine’nin yanında bulunan Peygamberimizin halası Safiye hatun şunları anlatıyor:

“Muhammet aleyhisselâm doğduğu sırada her tarafı nûr kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp, açık bir dil ile ‘Lâ ilâhe illallah, innî resûlullah’ dedi. O’nu yıkamak isteyince ‘Biz onu yıkanmış olarak gönderdik’ denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş olarak doğdu. O’nu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm, mühürün üzerinde ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah’ yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu, kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdığımda ‘Ümmetî, Ümmetî’ (Ümmetim, ümmetim) diyordu.

İnsanlık âlemine ilâhî rahmet olan şanlı bir Peygamberin ümmeti olmakla şereflenen biz müminlere ne mutlu.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi