Ağacın Değerini, Ağaç Yetiştirenler Bilir: II

Birkaç gösterişli ve kalabalık yayladan geçtikten sonra Gezlevli Kasabasına vardık. Kiraz bahçelerinden geçerek içerisinden su çıkan bir mağaranın önüne yerleştik. Siz bu mağaraya, tabii su tüneli de diyebilirsiniz. Dağın altından mağaranın ağzıyla çıkan su, yemyeşil vadiye akıyor. Daha doğrusu o su olduğu için vadi, yemyeşil oluyor. Mağaranın önündeki kamelyalara her yerde bulunmayan vadiyi, doya doya seyretmek için oturduk. Yeşilin her tonunu sergileyen, bölgede yetişen meyvenin her çeşidini veren nimet vadisi, iki dağın arasında sıkışıp kalmış ve buna rağmen onları yok olup gitmekten kurtarmış.

Mağaranın ismini bilmiyorum. Sormak da aklıma gelmemiş. Soğuk suyunun verdiği serinlikte ve çevreye kazandırdığı canlılıkta ismini hiç merak bile etmedim. Vadinin ismini de bilmiyordum, ama ona nimet vadisi ismi çok yakıştı. Vadide yetiştirilen kirazlar dünyanın her yerine, mağaranın cömertliğiyle ve bölge insanının çalışkanlığıyla ulaşabiliyor. Mağarayı ve vadiyi alıp getiremezdik. Yalnız hayalimizdeki resmi epey bizi idare eder.

O güzel manzaradan istemeyerek ayrıldık ve Hadim'e doğru yola koyulduk. İkindi vaktinin serinliğinde ve yumuşak ışınlarında Hadimî Hazretlerinin türbesinde idik. Önce ikindi namazını kılmak için camiye yöneldik. Hemen ifade edeyim ki Hadimî Hazretlerinin manevî atmosferine inşa edilen cami, son yıllarda inşa edilen camiler arasında en çok beğendiklerimden. Bilmiyorum artık Hadimî Hazretlerinin feyiz ve bereketinin tesiri mi var?

Ziyaretimizi yaptıktan sonra Hazretin huzurundan ayrılınca ikinci bir güzellik bizi karşıladı. O da; Hadimî Hazretlerinin türbesinin bulunduğu yamaçtan başlayıp çarşı merkezine doğru uzanan yeşil örtülü cadde. Aynı güzelliği ve düzgünlüğü şehrin bir başka yerinde görmek mümkün değil.

Çarşıda yurt dışına göndermek için toplanan kiraz alışverişine rastladık. Birkaç kilo kiraz almak istedik, bize vermek istemediler. Ne ise rica minnet aldık. Oradan Taşkent'e geçtik.

Hadimle Taşkent arasındaki yol güzel olduğu için geçiş zor olmuyor ve zaman almıyor. Taşkent'te; bir başka güzelliğin bizi beklemekte olduğunu Mihrabın önüne varınca fark ettik. Taşkent, iki dağın arasına ve yeşil vadinin başladığı yamaçlara arsızlıkla yayılarak kurulmuş.

Taşkent, büyük şehirlere olan göç nedeniyle fazla gelişmemiş ve kalkınmamış gibi görünüyor, ama böyle değerlendirmek bence Taşkent'te haksızlık olur. Göç edenlerin pek çoğunun Taşkent'ten ayrıldıklarına pişman oldukları ve Taşkent'i özledikleri inancındayım. Taşkent'teki tabiî güzellik, kayalarla kucak kucağa yeşilliğin göç edenlerin yaşadıkları yerlerde olacağını zannetmiyorum. Taşkent'i, iki kayanın arasında üç beş evden ibâret şeklinde tarif etmek ne büyük haksızlık ve duygusuzluk olur. Kayaların sevinç göz yaşları buz gibi suların şırıl şırıl aktığı mihraptaki çay bahçesine oturup da batmak üzere olan güneşin yeşilliği sarılaştıran altın rengini seyretmek ve bu şansı her gün kullanmak insanı kat'iyen usandırmaz.        

Mihraptaki lokantada yenen saç kavurmanın tadına, havadan mı, sudan mı her nedense doyum olmuyor. Madem ki buraya mihrap demişler, biz de buranın hakkını verelim düşüncesiyle akşam namazını burada kılalım dedik ve kıldık. Gece yine Eğitse Deresindeki meşhur virajları aşarak Konya'ya döndük. Eğitse Deresinden kurtulduktan sonraki yol çok güzel ve güvenli. Eğitse Deresindeki yol çalışmaları tamamlansa orada da aynı rahatlık mutlaka olacak. Bu yol tamamlanırsa Taşkent'in güzelliğini ve çevresinin yeşil zenginliğini herkes göreceği için uzun uzun anlatmaya ihtiyaç kalmayacak. Biz, zaman zaman gider, o güzellikleri seyreder ve çevredeki temiz havayı teneffüs ederiz.

Şimdi, bu yazıyı kaleme almama ve esas söylemek istediğimi ifade edebilmek için böyle uzun bir giriş yapmama sebep olan noktaya gelelim:

Bu bölgede; Anadolu topraklarının yeşile kavuşmak ve ormanlaşmak için verdiği mücadeleyi yakından gözlemek mümkün. Şu anda bu çıplak tepelerdeki gür ağaçlar, yıllarca verilen bir uğraşla yok edildi ve arazi bu hale getirildi. Ben, bu bölgede tekrar eski haline gelebilmek için insanın değil de toprağın mücadelesini hissediyorum. Bu sene, geçen yıllardan farklı olarak ağaçların biraz daha büyüdüğünü ve yapraklarının neşesini fark etmenin sevincini yaşadık. Yazımın başına dönecek olursak, ağaç için lâzım olan unsurlar arasında zikrettiğim toprak, gayret ediyor. Su, bu gelişmeye ve uyanışa destek oluyor ve çevreye hayat veriyor. Maalesef insan, aynı gayret ve çabayı göstermiyor. Güvenlik ve koruma derseniz yetersiz kalıyor. Yetersiz kaldığı için ormanlarımız acımasızca yakılıyor ve yok ediliyor.

Bizde orman, yetim ve öksüz çocuklara benziyor. Gelen hırpalıyor, giden hırpalıyor. Bir türlü ayağa kalkamıyor ve boyları uzamıyor. Ormanları yeşertmek ve toprağı ağaçsız bırakmamak için tabiatın verdiği mücadeleyi anlamak ve ona yardımcı olmak gerekir.

Peygamber Efendimiz: “Kıyametin kopacağını bilsen bile vakit kaybetmeden elindeki ağacı toprağa dik.” buyuruyor. Yine Peygamber Efendimiz: “Ağaç dikmek, sadakadır.” buyuruyor. Fakirlere sadaka olarak verecek parası olmayanlar durmadan ağaç diksinler ve dikilen ağaçlara zarar vermesinler aynı sevabı fazlasıyla kazansınlar ve kazanırlar.

İnşallah her sene; yağış bol olur da ormanlarımız kısa zamanda gelişir, toprağımızın yüzü güler ve insanımızın bahtı açılır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi