Yerel tarihçilik önem kazanmalı

Yerel tarihçilik önem kazanmalı

NEÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muammer Ulutürk, sıra dışı bir akademisyen. Doç. Dr. Ulutürk, akademisyenliğinin yanı sıra fotoğraf sanatçısı, koleksiyoncu ve iyi bir seyyah.

 

RÖPORTAJ:

İBRAHİM BÜYÜKEKEN

Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Eskiçağ Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muammer Ulutürk, sıra dışı bir akademisyen. Doç. Dr. Ulutürk, sıradışı bir akademisyen profili çiziyor. Doç. Dr. Ulutürk, akademisyenliğinin yanı sıra fotoğraf sanatçısı, koleksiyoncu ve iyi bir seyyah. Bugüne kadar 43 ülke 120 şehir gezen Doç.Dr. Ulutürk, bu gezilerini “Seyahatname” adlı bir eserde toplamak istiyor.

ÖĞRENCİLER GEZEREK ÖĞRENİYOR

Mahalle Mektebi isimli edebiyat dergisinde de fotoğraf yazıları yazan Doç. Dr. Ulutürk, bu alanda yazı yazan ender isimlerden biri. Doç. Dr. Ulutürk’ün dersleri klasik eğitimin oldukça dışında. Doç. Dr. Ulutürk ve öğrencileri hafta sonları Konya’nın tarihi ve kültürel yerlerini ziyaret ederek, hem geziyorlar hem öğreniyorlar. Muammer Ulutürk, yazarlığının ve seyyahlığının yanı sıra iyi bir koleksiyoncu. 

**Hocam öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

-1969 yılında Konya’da doğdum. Tabiri caizse Konya’nın yirlisiyim. Konya’nın Vadi Meramı’nda doğdum. Meram Dere’yi kullanmak istemiyorum. Dere ile başlayan bir sürü yerleşim merkezi var. Bu isim yaygınlaşsın diye uğraşıyorum. Blog da yazıyorum. Uzun yıllar öğretmenlik yaptım. 1990’lı yıllarda bazı zihniyetler sebebiyle üniversitede görev alamadım. Aslında üniversitede araştırma görevlisi olmayı çok istiyordum. Sınavlarda hep birinci olmama rağmen bir türlü olmadı. Hep öğretmen olarak kalacağım galiba diyordum. Uzun yıllar öğretmenlik yaptım. Güneydoğdu’da yeni üniversiteler kuruluyordu. Batman Üniversitesi’nde 5,5 yıl görev yaptım. Batman Üniversitesi’nin kurucu rektörü Konyalıydı. Beni Batman’a davet etti. Hocam burada yapılacak işler var gelir misin? Dedi. Ben de memnuniyetle kabul ettim. 2015 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde göreve başladım

KONYA’YA VEFA BORCUM VAR

**Konya hakkında neler söylemek istersiniz?

-Ben Konya’nın çoçuğuyum. Konya’nın yerlisiyim. Konya benim için özelliği olan bir şehir. Hep buna inandım. “İnsan doğup büyüdüğü yere bir vefa borcu var. Bu vefa borcunu ödemeli” İmkanı olan maddi olarak öder. Hayır işi yapar. Okul yaptırır, çeşme yaptırır. Bizim de hayrımız kitap yazılar yazarak olur. Konya’ya bir vefa borcum var.  Bu vefa borcunu ödemek istiyorum. Vadi Meram isimli bir kitap yazdım. 2016 yılında Vad-i Meram isimli bir kitap çıkardım. Çok samimiyetle çalıştım. Ben çok arşiv meraklısıyım. Bulduğum her şeyi çocukluğumdan bu yana biriktiren birisiyim. Mesela benim belediye otobüs koleksiyonum var. 1980 yılında otobüse attığım bir bileti dahi sakladım. Yıllar sonra işe yarar belge olacağını ve bunu konuşacağımızı düşünürdüm. Şehirler arası otobüs bileti, takvim yaprağı hep koleksiyon yaptım. Kağıt para, değer verdiğim evraklar olursu bunları koleksiyonuma eklerim. Evdeki kütüphanedeki kitaplarımın arasından mutlaka birşeyler çıkıyor. Bunların bakımı zor oluyor. İleride bunları ayrı ayrı kategorilere ayırmam gerekiyor. 

YEREL TARİHÇİLİĞE ÖNEM VERİLMELİ

** Konya’ya olan vefa borcunuzu kitap yazarak ödediğinizi söylediniz. Bugüne kadar Konya tarihi ile ilgili başka neler yaptınız?

-Yerel tarihçilik çalışmaları çok önemli. Maalesef; Türkiye’de yerel tarih çalışmalarına çok önem verilmiyor. Avrupa’da ve Amerika’da yerel tarih çalışmalarına çok önem veriliyor. Türkiye’deki tarihçiler yerel tarih çalışmalarını önemsiz görüyor. Dünyanın birçok yerinde sokağın tarihi çalışıyor. Mahalleler, insanlar, çalışılıyor. Şehrin hafızasına katkı sağlayacak kişiler ölmeden önce onlarla konuşup, bilgiler almak lazım. Bu insanların verdiği bilgileri kitap haline getirmek lazım. Seyit Küçükbezirci, Sefa Odabaşı gibi kültür adamlarının Konya tarihine büyük hizmetleri oldu. Şehir tarihini öğrenmek için bu tarz kişilere ihtiyaç var. Ben Konya tarihi ile ilgili çok sayıda kitap yazmak istiyorum. 15 yıl boyunca doğup büyüdüğüm mahalleye ilişkin ne bulursam onları topladım. Topladığım tüm malzemeleri koleksiyonuma ekledim. 13 yılı bulan bloglarım var. Yazdığım ve topladığım tüm malzemeler kitap hacmine ulaştı. 15 yıl boyunca mahalleye ilişkin biriktirdiğim belgeleri ve yazıları kitap haline getirdim. Vadi Meram kitabı da böyle ortaya çıktı. Derslerde öğrencilerimez şehir tarihi ile ilgili bir bilinç aşılamaya çalışıyorum. Öğrencilerime 

doğduğunuz, büyüdüğünüz şehirle ilgili, köy ve kasaba ile ilgili kitap yazın tavsiyesinde bulunuyorum. Bunu bir ödev olarak düşünmenize gerek yok. Bu size ve büyüdüğünüz yere büyük bir katkı olur. Yaşadığınız yere kalacak bir eser olacak. Böylece doğup büyüdüğü yerlere olan vefa borcunu öderler. İstanbul Hakkı Konyalı’nın tespit ettiği değirmenler ile ilgili çalışmalarım oldu. 23 yeni değirmen daha tespit ettim. Eski Buğday Pazarı’nın sakinleri ile ilgili de çalışmalar yaptım. Yöre bu özellikleriyle büyük sıkıntılar çekmemiş. Özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan sıkıntılar bölgemizde yaşanmadı. Bölge büyük bir yokluk çekmemiş. Bunu tarihi kayıtlara girerek öğrendik. Herkes kendi köyü ve kasabası ile ilgili çalışmalar yapmalı. Bu tür çalışmalar yerel tarihe büyük katkılar sağlar.

adsiz.jpg2424-002.jpgKİTAPLARIMIZ 50-100 YIL SONRA BÜYÜK DEĞER GÖRECEK

**Hocam siz sıradışı bir akademisyen profili çiziyorsunuz. Birçok akademisyen gibi kampüs akademisyeninin den ziyade hem yerel hem evrensel bir akademisyen profili çiziyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

-Çok şükür sıradışı bir akademisyenim. Yerel tarih çalışmalarını önemseyen birisiyim. Bu şehrin çocuğu isem bu şehre hizmet etmek zorundayım. Bunu severek yapıyorum. Başkaları nasıl yapıyor bilmiyorum. Şu anda bu eserler büyük bir boşluk doldurmayabilir. 50-100 sene birileri iyiki bu kitapları yazmış diyecekler. Öğrencilerle birlikte şehir içinde ve şehir dışında geziler yapıyoruz. Şehir ve Medeniyet dersi kapsamında birçok yeri gezme imkanı bulduk. Öğrencilerle birlikte Konya’nın farklı muhitlerini geziyoruz. Birçok öğrenci mahallesinde ne olduğunu bilmiyor. 3-4 farklı güzergaha gidiyoruz. Eserleri öğrencilere aktarıyoruz. Öğrencilerin farkındalıkla gezmelerini teşvik ediyoruz. İnsanlar kendi yaşadıkları şehirde bulunan eserlerle dikkatle baksınlar. Amacımız farkındalık oluşturmak. Herşeyi öğrenmek mümkün değil. Ama farkındalık olmalı mutlaka. Bursa, Şanlıurfa, Gaziantep gibi şehirlere gittik. Sık sık Beyşehir’e gidiyoruz. Eflatunpınar, Fasıllar anıtına gittik defalarca. Öğrencilerimiz hem okuyarak, hem gezerek öğreniyor. Araştırarak, gezenler daha çok şey öğreniyor. İnsanlar gideceği yere varmadan önce mutlaka okumalıdır. Kuru kuru gezme ile kuru kuru okumakla öğrenme olmuyor. İnsan gördüğü bir şeyi asla unutmaz. Bilgi unutulan bir şey. Ama oraya giderseniz, dokunursanız bir daha unutmazsınız. Gezen birisi araştırırsa daha iyi öğrenmiş olur.

ESKİ ŞEHİR BÖLGELERİNİ GEZİYORUM

**Hocam akademisyenliğiniz yanı sıra seyyahlık yönüz de var. Şimdiye kadar kaç ülkeye gittiniz? Sizi en çok etkileyen seyahatiniz nereye oldu?

-Şimdiye kadar 43 ülkeye gittim. Her yıl kendime bir rota çiziyorum. En az bir veya iki ülkeyi ziyaret ediyorum.  Buna göre seyahatimi planlıyorum. Bazen tek başıma, bazen iki kişi gidiyorum bu seyahatlere. Bazen uluslalarası sempozyumlara katılıyorum. Bakü’yü böyle gezdim mesela. Bakü’de girmediğim sokak kalmadı. Apşeron Yarım adasına gittim. Orada bir Zerduşt dedesi ile ilgili bir makale yazmayı planlıyorum. Kuru kuru bir yere gitmek istemiyorum. Bu yaz İran’a gittim mesela. 10 gün boyunca İran’da çok sayıda şehri görme imkanı buldum. Hayatımın en eğlenceli gezilerinden bir tanesi idi. İranla ilgili Türkiye’de ve dünya genelinde bir ön yargı var. Bu da yönetim şekli ilgili. İran’ın bize anlatıldığı gibi olmadığına şahit oldum. Bir yerin yönetim şekli ile halkın yönetim şekli çok farklı olabiliyor. Önemli örneklerinden biri İran. İran’da kime adres sorsanız herkes size yardımcı oluyor. Sizi misafir etmek istiyorlar, ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. İran’ın her şehrinde bu misafirperverlikle karşılaşıyorsunuz. İran bozulmamış bir coğrafya. Türkiye’nin 50 yıl önceki hali diyebilirim. Misafirperverlikte resmen tavan yapmışlar. Dünyanın hiçbir yerinde ben insanların bu kadar misafiri sevebileceği kaanatinde değilim. Keşke biz olsaydık. Türk misafirperverliği meşhur ama İran çok farklı. Mimari ve insan davranışları arasında çok ilişki var. Güvenlikli siteler var bizde. İnsanları nasıl bu tür evlerde misafir edeceğiz. Bir sürü telefon, randevu işleri var. İran’da bizdeki gibi güvenlikli siteler yok, AVM’ler yok. Bakkallar var. Sokaklar aynı dar sokaklar. Şehir kendi kültürünü yaşatırsa insanlar da kendi kültürünü yaşatıyor. Kentsel dönüşüm bizde biraz hatalı yapıldı. İran’da kentsel dönüşüm diye bir şey yok. Çekirdek bölgelerde şehir dokusu korunuyor. Avrupa’da da old town diye anılan yerlerde şehir dokusu korunuyor. Avrupa şehirlerinde sadece Old City (Eski Şehir) bölgelerini geziyorum. 

adsiz.jpg242454.jpgYEREL HALKLA MUTLAKA TANIŞIN

**Hocam bir seyyah olarak seyahate çıkacak insanlara neler tavsiye edersiniz?

-Gittiğim yerlerde pahalı hediyeler almıyorum. Magnet, kart postal, o şehri sembolize eden şeyler alıyorum. Bunları hediye ediyorum. Yayın olarak, gezi notları olarak bunları yayınladığımız oluyor. AVM’ye gidecek olsam bizde daha iyileri var. Gittiğim yerlerde yerel halkla da oturup sohbet ediyorum.İnternet üzerinden uygulamalar sayesinde farklı insanlarla tanışıyorum. Başka ülkeyi tanımanın en güzel yanı da bu. Şehrin yerlisi ile şehri gezmek çok faydalı oluyor. Ama tur rehberi ile bir şehri gezmek çok cazip gelmiyor. Bu çok formal bir şey. Ülkeyi ve şehri anlamanın yolu, insanların evini ziyaret etmek olabilir. Ahbaplık yapmak olabilir. Böylece çok sıcak ilişkiler kuruluyor. O şehrin kültürünü ve insanını yakından tanıyorsunuz. Gezilerin diğer handikapı ise fotoğraf çekmek. Fotoğrafı çok ciddiye alıyorsanız şehri görme ve hissetme sorunu yaşıyorsunuz. Kendinizi vizore hapsediyorsunuz. Bunun bir dengesini bulmak lazım. Ben bazen fotoğraf çekerken çok şeyi atlıyorum. Bazı şeyleri ihmal edebiliyoruz. 

**Hocam fotoğrafçılıkla ilgili neler yapıyorsunuz?

-Profesyonel bir fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçılıkla ilgili benim yaptığım iki şey var. Birincisi fotoğraf yorumlama, ikincisi ise anlamlandırma. Bazı öğrenci arkadaşlarımız beni bile şaşırtan yorumlar yapıyor. Bir fotoğrafçılık öğrencisi okuduğu bölüm ile ilgili bir anlamlandırma yapabiliyor. Bir fotoğraf üzerine edebiyat öğrencisi ile bir inşaat mühendisliği öğrencisi farklı bir yorum, farklı bir anlamlandırma yapabiliyor. Bir dil öğrencisi ile iktisat öğrencisi farklı yorumlandırmada bulunabiliyor. Bakış açıları çok farklı oluyor. Sıradışı bir iş yapıyoruz. İlham derslerinde konuşmalar yapıyorum. Mahalle Mektebi’nde köşem var. Fotoğraf üzerine yazılar yazıyorum. Bunu bir kitap olsun diye yazmıyorum. Türkiye’de fotoğraf çekenimiz çok ama yazanımız az. Bu alanda eser üreten çok az. Fotoğraf amatörleri tarafından yazılan çok az kitap var. Niyetim bir boşluk doldurmak filan değil. Böyle bir yazı serisine girişmiş olduk. Öğrencilerin de katkılarıyla birlikte Hece Yayınlarından “Fotoğrafname” diye bir kitap çıkardık. Bu kitaba çok emek verdik. İnsan bir şeyi çok severse üretimi de fazla oluyor. Akademik bildirileri bazen zorunluluktan yapıyoruz. Ama bu iki kitabı da gönüllü olarak çıkardık. Ne Vadi Meram ne de Fotoğrafname kitabı beni hiç yormadı. Severek çıkardığımız bir eser oldu. 

**Tarihçi İlber Ortaylı’nın gençlere “Okul bittikten sonra çeyiz biriktirmek yerine dünyayı gezin” diye bir tavsiyesi vardı. Siz bu konuda gençlere neler tavsiye edersiniz?

-İlber Ortaylı hocamıza sonuna kadar katılıyorum. Akademideki dertlerimden biri de bu zaten. Mesela; şehir içi ve şehir dışı geziler yapıyoruz. Tarih Bölümünde okuyan bir öğrencimiz bana “Hocam bu yaşıma kadar Konya’nın dışına hiç çıkmadım” diyor. Bu söz beni çok yaralıyor. Beni vuruyorlarmış gibi hissediyorum. Olabilir bir şey demiyorum. Bir öğrencinin üniversite son sınıfa kadar Konya’nın dışına çıkmamasını anlayabiliyorum. Ben bunu yıkmak için yapıyorum. Öğrenciler okuldan mezun olduktan sonra bir yerlere atanacak. Öğrencilerine bunları yaptırsınlar. Beni kopyalasınlar. Dersleri gezerek öğreniyoruz. Bu dersleri daha keyifli ve öğrenmeyi kolay hale getiriyor. Öğrenciler mutlu oldukça ben de mutlu oluyorum. Ben öğrenmenin gezerek ve görerek yapılmasının kalıcı sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Bu yüzden bu kadar aktiviteyi yapıyorum. 

**Hocam edebiyat alanında neler yapıyorsunuz? Biraz da bunlardan bahseder misiniz?

-Mahalle Mektebi isimli edebiyat dergisi sürekli yazıyorum. Bu dergi şu anda 50. Sayısına geldi. Yaklaşık 10 yıldır yayın yapıyoruz. Bu dergide fotoğraf yazıları yazdım. 8-9 öykü yazdım. İleride bir öykü kitabı yazdım. İleride bir öykü kitabı da yazabilirim. Arkadaşlar uygun görürse bu öykülerden bir kitap olur derlerse kitap çıkarabilirim. Bir de Avrupa ve Asya ülkelerindeki gezilerimi Seyahatname kitabında toplamak istiyorum. Çok fazla gezi var. 120 kadar farklı şehir var. Bunlar içinden elemeler yaparak, bir seyahatname çıkarmak istiyorum. Bir de hayalini kurduğum başka bir şey daha var. Konya’ya da Meram’a dair bir şehrengiz çıkarmak istiyorum. İnşallah bu eseri de çıkarmak istiyorum. Bu eserleri severek çıkarıyorum. Ben öğrenci odaklı bir akademisyenlik yapmak istiyorum. Odamın kapısı sürekli açık. Öğrencilerle birlikten kendimi daha mutlu ve genç hissediyorum. 

adsiz.jpg24245445.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum