Ufuk Uras: Cohen’ciyim Bieber’ı da seviyorum

Ufuk Uras: Cohen’ciyim Bieber’ı da seviyorum
Türkiye’nin güncellenmesi lazım... Sosyal medyayı en etkili kullanan siyasiler listesinde ilk 5’te gösterilen Ufuk Uras, yeni medyayla gençlere ulaşmaya, onları anlamaya çalışıyor.

Ancak Twitter’da Justin Bieber ve One Direction videoları paylaştığında hesabının şer odaklarınca ‘ele geçirildiği’ sanıldı. Öyle olmadığı anlaşılınca da veryansın eleştirildi. Bieber tişörtlerimizle gittik, o eleştirileri, sosyal medya ‘potlarını’ konuştuk.

Başlıktan başlamak gerekirse, Ufuk Uras bu tespiti yaparken, ‘güncellemek’ kelimesini tam teknolojik anlamıyla kullanıyor. Yani ‘yeni sürüm’ bir ülkeye ihtiyaç var. Kolay mı? Bilmiyoruz; ama öncelikle, “Gençleri siyasete ısıtmak, toplumsal konulara bakış açılarını öğrenerek onların anladığı dilden konuşmak gerek” diye açıklıyor durumu Ufuk Uras. Kendi de bu noktada diğer siyasilerden farklı olarak gençlere dokunabileceği mecra olarak sosyal medyayı seçmiş. 

Twitter’da 100 binden fazla takipçisi var. Sürekli tweetliyor. Kimi zaman banka sırasında yaşadığı gariplikleri, kimi zaman HDK’ya yönelik saldırıları eleştiriyor. Son üç kitabını ana başlıklarıyla tweetleyerek, kitaplarını okumayanlara ulaşıp, fikirlerini 140 karakterlik özetle de olsa anlatıyor. Arada müzik videoları, yazılar paylaşıyor.

SIKIYSA PAYLAŞ!
Tweet’daşlarından birinin “Sıkıysa bunları da paylaş” diyerek ona gönderdiği Justin Bieber ve One Direction şarkılarını dinlemiş ve bu ‘ergen’ idollerin şarkılarını takipçileriyle paylaşmış. Paylaştığı saatlerde ben de takipteydim, gördüğümde şaşırdım ama infiale de kapılmadım. Ancak herkes benim kadar serinkanlı değildi; arka arkaya ‘ne olur Ufuk Uras’ın klon hesabı olsun bu’ndan tutun, oy veren ellerin kırılması temennilerine uzadı mevzu! İşin aslını öğrenmek için röportaj talep ettim; gündemi de konuşacağımızı ama özellikle bunları da soracağımı söyledim ve buluştuk. Eli boş gidemezdik tabii. Hemen organize olduk ve tüm ekip, ‘karizmamızı tehlikeye atma’ pahasına Justin Bieber tişörtü aradık. Beyoğlu’nda girmediğimiz dükkân kalmadı ve hep müstehzi bir gülüşle karşılaştık. Ne de olsa Justin Bieber ‘ergen’ idoldü ve ergenler dinlerdi, koskoca kadınların-adamların ne işi olurdu…

Uzatmayalım… Bulduk. Uras’a fotoğraf çekimi öncesi, “Size bir hediyemiz var” derken doğrusu çekiniyordum biraz ama korktuğum olmadı; sanırım kilit cümle şu oldu: “En çetrefilli konulara bile olumlu yaklaşma ve hayatı biraz da sarakaya alma gücünüze güvenerek bunu teklif ediyoruz; giyelim ve fotoğrafları öyle çektirelim.”

Tişörtlerimizi giydik, Cihangir sokaklarına çıktık. Poz verirken eğlencemize ortak oldu; muhitinde olmanın hafif çekingenliğini muhafaza ederek. Tanıdık çöpçü, “Hocam nasılsınız?” derken yüzüne değil, tişörtüne bakıyordu. “Olur o kadar” deyip bitirdik fotoğraf işini. Poz verirken o şarkıları gerçekten beğendiğini söyledi; ama aslında Leonard Cohen’ciymiş kendisi: “Favorilerim klasik, caz ve 70’li yılların popüler müzikleri. Güncel olana kapalı değilim. Bieber, ilginç geldi bana. Üstelik ‘Niye sana ilginç geldi?’ diye sorgulanmam da ilginç geldi. Demek ki ‘solun mutaassıp’ olduğuna ilişkin ön yargı bu. Gençken özellikle rock müziğine meylim vardı” derken aslında gençliğinde bir rock davulcusu olmayı arzu ettiğini de öğrendik.

NE VARSA GENÇLERDE VAR
Kardeşi operada arpist olmuş, kendisi de klarnet çalışmalarını yarım bırakmak zorunda kalmış. “Şimdi sadece Youtube’tan dinleyip özeniyoruz” diye anlatıyor müzikle ilişkisini. Justin’in, One Direction’ın idol olmasını değerlendirirken “Öyleymiş, ben de genç kuşaktan fark ediyorum ama tabii Polat Alemdar gibi tetikçilere özeneceğine gençlik, musikişinas olsun” diyor.

Kendini aktif siyasetin dışında görse de Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi içinde yeni siyasetin şekillenmesine çalışıyor:

“Ne olacaksa gençlik üzerinden olacak. Türkiye’de toplam seçmen içinde gençlerin oranı yükseldikçe solun oranı düştüğüne göre gençlikle iletişim kurmakta bir problemimiz var demek ki. Onların bize benzemesini istiyoruz; halbuki ne biz onlara, ne onlar bize benzesin! Yeni bir biz tarif edelim. Zaten yeni anayasadaki süreç de o. ‘Herkes senin gibi, benim gibi olsun’ diyor ama ‘biz’den bahseden yok. ‘Biz’de buluşmak ve anlaşmak için belki gençlerin, kadınların çok daha fazla siyasetle ilgilenmesi lazım. Siyaset, aylakların ve parası çok olanların işi” diyor.

IRKÇILAR BLOKTA BİRLEŞİN
Peki, sosyal medyada yüz binden fazla kişinin takip ettiği Uras, bu mecrada böyle rahatça konuşurken ne yapmaya çalışıyor? Çıkış noktası dijital devrim!
“Takipçi sayım yüz bini geçince fark ettim ki aralarında mütedeyyin de var, ateist de, rock’çı ya da popçu da. Kendi aralarında çapraz tartışmalara giriyorlar, bu çok zenginleştirici bir şey. Kimse başkalarının kendisi gibi olmasını istemiyor; böyle bir kabullenme ve renklilik. Yeni demokrasi de bence bu. Afrika’da bile seçim çalışmalarında sosyal medya, cep telefonlarına yollanan politik mesajlar çok önemli. AB yurttaşlığı diye bir kavram varken, biz hâlâ anayasal yurttaşlıkta etnik sıfat olacak mı, olmayacak mı, bunu tartışıyoruz. Peki, AB üyesi olduğumuzda ne olacak? ‘AB yurttaşıyla beni eşdeğer göremezsin!’ mi diyeceğiz? Bunlar naftalin kokan şeyler. Sosyal medya önyargı tanımıyor. Önyargılarını yansıtanlar da var ama neyse ki bloklama diye bir şey var. Onları, ‘Bütün ırkçılar blokta birleşin’ diyerek, başka tarafa yollayıp nefes alma imkânınız var; o nedenle aynı zamanda çok da demokratik bir ortam.”
Demokratik ortamın tadını kaçıranları bloklayarak kurtulsa da bir de ‘takma isim’ kullananlar sorunu var, onu da bu tür müstear isimlerle polemiklere girmemekte bulmuş. Peki, hiç mi zararı yok bu sosyal medyanın, dijital devrimin? Ufuk Uras “Var” diyor; “Hem asosyalleştiren hem de sosyalleştiren yanı var. Tek başına bu dijital ortamın mahkûmu olmak anlamlı değil ama daha demokratik, daha eşitlikçi bir toplum için kullanmak da mümkün.”

KENDİNİZLE YETİNMEYİN
Ufuk Uras ütopik bir dünyadan bahsediyor gibi… İtirazımı dillendirince o da katılsa da umutlu: “Yeşiller ve Sol Gelecek’i kurarken aklıma gelen sloganlardan biri de ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun demeyenlerin partisi’ cümlesiydi. Türkiye’nin temel sıkışıklığı bu. İttihat Terakki’ye dayanan bir CHP geleneği var; bir de AKP’nin ‘hürriyet ve itilaf geleneği’ ama 21. yüzyılda bunlar ihtiyacı tam karşılamıyor. Özel sektör de değişiyor, kamusal alan da ve maalesef siyaset bir adım geriden geliyor. Yani ayak uyduran, kendini yenileyenler bir tarafta olacak, kendisiyle yetinenler diğer tarafta. Kendinizle yetinmek, gelişmenin önünde en büyük engel. Cep telefonunuzu, bilgisayarınızı güncelliyorsunuz ama kendinizi güncellemiyorsunuz. Türkiye kendini güncellemeli. En büyük engel, seçim sistemi, Siyasi Partiler Yasası. O sistemden beslenenler, o sistemi değiştirirken yavaş hareket ediyor.”

BENİ HALA VEKİL SANIYORLAR
l “Meclis’teki çalışmalarımı üç kitapta topladım, bunu yapan tek milletvekiliyim. 23. dönemde en çok kürsü alan parti genel başkanıydım. Kişisel meselelerden sosyal meselelere birçok konu hakkında hâlâ bana dertlerini yazan, çözüm isteyenler var. Elimden geleni yapıyorum. Sosyal medyada beni hâlâ vekil sanmalarının nedeni de bu. ”

TWITTER’DA OTO SANSÜR YAPMAM
l “Mümkün olduğunca oto sansür yapmamaya çalışıyorum. Bu iyi mi, kötü mü bilemiyorum ama önemli olan karşınızdakini kızdırmak, tepkisini almak değil, ‘evet böyle de düşünülebilirmiş’ dedirtebilmek. Ben ‘tepki çekmeye’ alışkınım. 28 Şubat sürecinde bunu yaşadık. Meclis’te siyaset yapılmasını önemsediğimiz için BDP’nin grubunu 19 artı 1’e tamamlayınca şoven kesimlerden tepki geldi. Halbuki bugün herkes Kürt sorunu için Meclis’i işaret ediyor.”

İNSAN NE KADAR ÇAMURLAŞABİLİR?
l “Öğrenilmiş önyargılarla mücadele zor, bunu ancak insanlara temas etiğinizde değiştirebiliyorsunuz. Twitter ortamı, bazen insanın hakikaten topraktan geldiğini kanıtlıyor; başka türlü bu kadar çamurlaşmayı izah etmek mümkün değil! Bu kadar gerginliğin olduğu ortamda aslında biz bu gerginlikleri yumuşatmaya çalışıyoruz. Farklı bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Elektronik ortam bence buna son derece uygun.”

BARIŞ, NEZAKETLE GELİR
l “Biz eskiden birine sevgimizi, ‘Sana meylim var’ diye ifade ederdik, şimdi gençler e-mailim var diye ifade ediyor’. Dil bile değişti ama nasıl bir dil tutturacaksınız; asıl önemli olan bu. Türkiye’de barışı tesis edeceksek, Twitter gibi ortamlarda dilin nezaketi ve kıvraklığının çok büyük etkisi olacaktır.”

AKP’YE YAKINLAŞMAK GİBİ BİR NİYETİM YOK
“Aksiyon Dergisi’ne ve Zaman Gazetesi’ne verdiğim röportajlarda ailemin dindar olduğunu durup dururken anlatmadım. Bir soru üzerine, kendimi ve mütedeyyin bir aileden gelen insanın solculaşma sürecini anlattım. Aydınlanmacı bir yerden baktığınızda bunu eleştirebilirsiniz ama zaten o yüzden dikiş tutturamıyorsunuz. Yani yurttaşın sosyolojik ve kültürel arka planını anlamalısınız. Kendi tarihimde bu durumu yaşadığım için paylaştım. 40 yıl öncesini, bugüne gelme maceramı anlatıyorum. Bence çok öğretici. ‘AKP’ye yakınlaşmak istediğim’ konuşuluyor. Zaten bu da dedikodu siyasetinden, hakiki siyasete geçemememizden kaynaklanıyor. Üniversitede başörtüsü yasağına karşı çıktığımda da çok eleştirildim. Ama bu Kenan Evren ve Doğramacı yasaklarına karşı çıkmaktı. Farklı yorumlandım. ”

ÖZKÖK’ÜN ‘ÜLKENİN ADINI DA DEĞİŞTİRELİM’ DEMESİ ANLAMLI DEĞİL
l “Türkiye’de barış olacaksa tek başına İmralı süreciyle, yani devlet eksenli değil, topluma mal ederek yapılmalı. Edebiyattan sinemaya tüm zeminlerde iletişim kurulmalı. HDK’nın Karadeniz gezisinin de böyle bir yanı vardı. Tirübün şiddetini örgütleyenler, sosyal medyada hemen örgütlendi; bu, barış sürecinin ne kadar zor olduğunu da gösteriyor. Algıları değiştirmek zaman alacak tabii, araya kan girmiş. Vandalizmi örgütlemek çok kolay, barışı tesis etmek zor. Samsun ve Sinop’ta yaşananlar Karadeniz halkının örgütlenmesi değil, bazı spor kulüplerinin gayri resmi sitelerinden başlayan, yerel medyadan tetiklenen bir süreç. AKP’nin valilerinin, emniyetinin çok büyük sorumluluğu var.

l Ertuğrul Özkök’ün ‘Ülkenin adını da değiştirecek misiniz?’ çıkışını anlamlı bulmuyorum. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” diyorsunuz ama “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı” diyemiyorsunuz. Demek ki devlet merkezli bakıyorsunuz meseleye. Yurttaşa niye etnik sıfat verelim ki? Yugoslavya’da Miloşeviç politikalarına karşı çıkıp Türkiye’de bu politikaları savunmaya itiraz ediyorum. Çok kültürlülüğe karşı çıkanlar Yugoslavya örneğini veriyor. Halbuki Yugoslavya o çok kimliği tektipleştirdiği için parçalandı. Ben kendimi Türk olarak tanımlıyorum; ben niye bir sorun yaşamıyorumm? Yugoslavya ve Bulgaristan’da öyle davranıp burada böyle davranırsanız, buradan ‘barış’ çıkmaz. Bir Kürt vatandaşı Anayasa’da anadilde eğitimi savununca niye milliyetçi olsun ki? Tam tersi hakim milliyetçiliğe karşı bir itirazın adı o. Türkiyelilik ortak paydası, bizim sigortamız.”

‘CUMHURİYET ÇOCUKLARI' BÜYÜYÜN!

- Sizin için “Yüzer kişilik partileri kurup kurup dağıtıyor” diyorlar…
Öyle değil. Sistemden beslenenler, sistemi değiştiremezler biz kendi yapılanmamızı oluşturduğumuzda kendi benzemezlerimize ulaşmak için çalışıyoruz. Yani bir şeyi dağıtmıyoruz, büyütüyor ve genişletiyoruz. Mesela yeni kurduğumuz parti, Yeşiller Partisi ile özgürlükçü solu yan yana getirdi; ilk defa birey merkezli bir siyaset yapılıyor. Daha önceki deneyimlerimiz hep grup merkezliydi.

- Başkanlık sistemine inanıyor musunuz?
Çok sıcak bakmıyorum ama tartışılabilir. Tuhaf olan, Chavez’e, Venezüella’daki başkanlık sistemine hayranlık duyanlar Türkiye’de istemiyor. Gerçi bizde yapılsa Latin Amerika’daki gibi olur. Eleştirenler padişahlık sistemine gönderme yapıyor ama şu anki rejimin adı zaten 12 Eylül rejimi. CHP’nin “Ben bu rejimi değiştirmem” üzerinden siyaset yapması da tuhaf. 12 Eylül rejimini,cumhuriyet rejimi gibi takdim etmek doğru değil. Hani diyorlar ya “Biz cumhuriyet çocuğuyuz” 90 yaşına geldik artık çocuk olmaktan çıkın! Ergenleşin, büyüyün, büyümeme ve çocuk kalma hali bence iktidarı çok daha güçlendiriyor. İktidar bildiğini yapıyor.

Muhalefet ne biliyor? Bildiği bir şey yok!

- Sizin için “Hep CHP’ye vuruyor” diyenleri haklı çıkarıyor bu söyledikleriniz…

Ama muhalefetin AKP’ye verdiği hayat öpücüğü nedeniyle muhalefeti eleştiriyoruz. Muhalefeti eleştirmemiz, muhalefet olamadığı için.

- İktidarı da eleştiriyor musunuz?

Daha dün Taksim Projesi’ne karşı eylemdeydik. İnsanlar onu görmüyor. Liberal politikaları zaten kategorik olarak eleştiriyoruz.

Akşam

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.