Türk olmak ne zormuş!

Türk'üm demek Balkanlar'da olduğu kadar Adalar'da, Orta Asya’da da meğer ne zormuş..

Değerli hocam Prof. Mustafa Kaymakçi'nın Rodos, İstanköy ve Onikiada Türklüğü'nün yakın tarihi üzerine yapmış olduğu ve henüz yayımladığı çalışmayı okuyunca, aynı ülke vatandaşı olarak bırakılan ancak birine Lozan'a göre 'Azınlık' özel statüsü verilen Batı Trakya Türkleri ile diğerleri 'eşit' (!) ülke vatandaşı olarak bırakılan Adalar Türkleri'nin, 'Türk' kimliklerinin Yunanistan tarafından ısrarla tanınmamasına karşı verdikleri mücadelede nasıl da aynı paydada yer aldıkları gözler önüne seriliyor..

Ortaya çıkan paradoks ise, hem resmi Azınlık olarak Batı Trakya Türkleri'ni hem de ülke vatandaşı olan Adalar Türklerini, 'Türk' kimlikleri ile değil de 'Yunan Müslümanlar' olarak tanıyan Yunanistan'ın, Rodos ve İstanköy Türkleri’nin Müslümanlıklarını da öğrenmelerini yasaklamasıdır..

Zaten 1972'den bu yana okullarda Türkçe eğitimin verilmediği Adalarda, Yunanistan, "Ada Türklerini 'Müslüman Yunan vatandaşı' tanımlamasına karşın din eğitimi, okul ders programlarında bulunmamaktadır. Yunan okullarında din derslerinde Ortodoks Hıristiyanlık öğretilmekte, dersleri de Yunan papazlar vermektedir. Türk çocukları kısa bir süre öncesine kadar din derslerinde sınıfta oturmak durumunda idiler." ne Türk'sün, ne Müslüman!!

Günümüzde, Rodos ve İstanköy ağırlıklı olmak üzere Onikiadalarda varlıklarını sürdürmeye çalışan 6000 dolayında Türk ve Müslüman, Lozan Barış Antlaşması'nda Batı Trakya'daki Türklerle birlikte 'Azınlık' statüsü ile Yunanistan'da bırakılmış olsaydı, durumları daha farklı olur muydu bilinmez ama Batı Trakya Türk Azınlığı olarak örneğin 'Türk' kimliğinin tanınması konusunda bizim durumumuzda da bir arpa boyu hak elde edilmiş / sahip olunan hakkın işletilmesi sağlanabilmiş değil..

‘Türk’ kimliğinin inkârını devlet eliyle maruz kaldığı büyük eziyetlerle Balkan coğrafyasında en şiddetli yaşayanlardan biri de Bulgaristan Türkleridir. Devlet zulmüne maruz kalarak, dinleri ve dilleri yasaklanarak ve hatta ‘soya dönüş süreci’ adı altında Türk ve Müslüman isimleri Bulgar ve Hristiyan isimleriyle zorla değiştirilerek, ‘Türk’ kimliklerini inkâr edip, etnik Bulgar oldukları kabul ettirilmeye çalışılan Bulgaristan Türkleri’nin Türkçe eğitim veren okulları, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteleri ve camileri devlet emriyle kapatılmıştır.. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklanmış, mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkılmıştır.. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri dahi yasaklanmıştır..

Bulgaristan Anayasasın’da hala Türk Azınlık olarak tanınmayan, “Anadili farklı olan etnik gruplar” içinde kendisini ‘Türk’ olarak adlandıran etnik topluluk olarak tanımlanan Bulgaristan Türkleri’ne, ülke içinde çoğu zaman da kasıtlı olarak ‘Bulgar Türkleri’ (dil bilimsel olarak hem Bulgar hem Türk nasıl olunabiliyorsa!) yada son dönemlerde ise ‘İslâm dinine mensup olanlar’ şeklinde kimlik ataması yapılmaktadır..

Etnik kimliğin tanımlanmasında en önemli bileşenlerden biri olan dil açısından ise anadilde eğitimi Türkçe göremeyen Bulgaristan Türkleri, Türkçe’yi sadece yabancı dil statüsündeki diller arasında seçmeli ders olarak isterlerse alabilmektedirler..

'Türk' kimliğinin inkârı denilince bizim dışımızda Orta Asya'da Gürcistan topraklarından sürülen Ahıska Türkleri'nin vermiş olduğu mücadeliyi de zikretmek gerekir.. Ata yurtlarına dönebilmeleri için Gürcistan tarafından çıkarılan 'vatana dönüş yasası'nda Ahıska Türkleri'nin 'Türk' kimlikleriyle değil de 'Mesket' yani 'sürgün olan' şeklinde tanımlanması, Ahıska Türkleri tarafından kabul edilmez görülmekte ve 'biz Gürcü değil Türküz' diye haykırışlarını yükseltmektedir.

Gürcistan'daki vatana dönüş yasasında "Türk" ifadesine bilinçli olarak yer verilmediğini savunan Ahıska Türkleri, "Bunun yerine 'sürgün olanlar' ifadesini kullanıyorlar. Gürcistan bizleri Mesketler olarak kabul etmek istiyor. Hiçbir resmi evrakta Türk kelimesi geçmiyor. Oysa Biz Türk'üz. Ata topraklarımızdan Türk olarak sürüldük ve şimdi oraya Türk olarak kabul edilmek bizim hakkımızdır" diye haykırmaktadırlar..

Öte yandan yıl 2015 ve varoluş mücadelesi veren Kırım Tatar Türkleri.. Stalin tarafından 1944’te son ferdine kadar Kırım’dan sürülme emri verilen Tatar Türkleri, Kızıl Ordu askerleri tarafından vagonlara doldurularak yurtlarından sürülmüş, ancak 80’lerin ikinci yarısında dalga dalga Kırım’a dönmeye başlayabilmişlerdir..

Geçen 40 yıllık süre zarfında Kırım Tatar Türkleri’nden kalan tüm izler adeta yok edilmiş, Türkçe isim taşıyan yüzlerce şehir, kasaba ve köyün adı tamamen Rusça olanlarla değiştirilmiş, bütün mallar yağmalanıp pek az istisna ile Kırım’ın Türk-İslâm geçmişine ait hemen bütün tarihî binalar, abideler ve eserler yerle bir edilmiş, Kırım Tatarcasında yazılmış her türlü kitap ve yayın Kırım’daki ve Sovyetler Birliği’ndeki diğer kütüphanelerden toplanarak imha edilmiştir.

Tüm bu yaşanılanlar ve şüphesiz daha da fazlası, dil ve kimlik ekseninde, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar Türk azınlıkların ve Türk topluluklarının varolduğu ve Türklüğün yaşatılmaya çalışıldığı her coğrafyada, günümüzde dahi bu gruplar üzerinde sürdürülen kültürel kırım ve etnik kırımı gözler önüne sermektedir.. Hâsılı görülmektedir ki; hangi coğrafyada olursan ol, zor iş 'Türk'üm' diyebilmek..

O halde; ne mutlu ... ... !!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi