Sillede Bir Akşam Hasan Basri Sayıyı Dinlerken

Kültür Vadisi Silleli âşıklardan Eyup İnci ‘MANSUR’ mahlası ile şiirler yazmış, Türk Edebiyatına da ‘Âşık Mansur’ olarak geçmiştir.
Âşık Mansur’un Sille Destanı şu dörtlükle başlar:
“Nahiyeler içinde şöhret şanı var şu Sille’nin,
İki dağın eteğinde iskânı var şu Sille’nin,
Halkı gayrette, çalışkan hem tevazu ehlidir,
Ekmeğini taştan çıkarır insanı var şu Sille’nin”
Âşık Mansur Sille Destanı’nın sonunu şöyle bitirir:
“Sazlı sözlü halk şairi menbaıdır bu yerler,
Merdani, Figani, Fişani, Kemter’le Zehri’ler,
Devami ile Nigari, Mansur’la Sururi’ler,
Ağlatıcı mısralarla destanı var şu Sille’nin”
Silleliler sanatkâr kişilerdir. Genlerinden gelen alışkanlıklarla da güzel sanatla uğraşırlar. Hangi evin kapısını çalsanız güzel sanatlarla uğraşan bir Silleliyi görmeniz, konuşmanız mümkündür. İşte bunlardan birisi de Hasan Basri Sayı’dır. Araştırmacıdır, tarihçidir, güzel sanatların bir kolu olan edebiyatımızla uğraşır Hasan Basri Sayı.
Sille Derneği’nin her ayın son Cuma akşamı kültür evinde düzenlediği sohbet toplantılarının Şubat ayı toplantısının konusu Sille’de yaşayan Müslüman olmayan ailelerinin yaşayışları idi. Güzel hazırlanmış Hasan Basri Sayı. Bizlere doyurucu bilgiler verdi. Kültür dağarcığımızın bir bölümü Hasan Basri Sayı’nın verdiği bu kültür birikimi ile dolmaya çalıştı. Mart ayının son Cuma akşamı ise yine Hasan Basri Sayı konuşmacı idi. Bu kez Sille’de yaşayan Müslüman ailelerin kökenlerini, nereden geldiklerini, nereye gittiklerini çok uzun araştırmalar sayesinde bizlere bir kez daha aktardı. Çok geniş bir konuyu bizlere birkaç saat içinde anlatmaya çalışan Hasan Basri Sayı’nın anlattıklarını burada tekrar etmek istemiyorum. Şunu söyleyebilirim Hasan Basri Sayı anlatılamaz. Dinlenir, okunur ve çıkarmasını çok arzu ettiğim eseri kitaplıklarımızda nadide bir eser olarak saklanır.
Hasan Basri Sayı’yı Sille Kültür Evi’nde bir akşam dinlerken aynı zamanda bizleri Selçuklu ve Osmanlı iskân politikasını da gözler önüne serdiğini hafızalarımızda canlandırabildik. Sille’nin en eski ailelerinden birisinin ‘Atçeken’ ailesinin olduğunu söylemesi üzerine biz de Selçuklu ve Osmanlı döneminde en iyi atların Sille’de yetiştiği çağrısı da geldi. Atçeken ailesi olduğuna göre burada mutlaka at yetiştiriciliği meşhurdur. Selçuklu ve Osmanlı döneminin en iyi savaş atları Sille’de Ketenli Yaylası’nda Kestel’de yetiştiği izlenimi doğdu bizde. İbrada’dan Sille’ye aileler gelmiş. Coğrafi yapısı bakımından İbrada ile Sille aynı özelliği taşıdığı gözlerimizde canlandı. Bursa’dan da insanlar getirilip Sille’ye yerleştirilmiş. Aslında Bursa’ya da Kestel’den aileler götürülüp yerleştirildiği bir gerçek. Buralardan giden ailelerin bir kaçı tekrar Sille’ye dönmüştür. Bunlar devlet tarafından yerleştirilen aileler. Hasan Basri Sayı bizlere birde kendi istekleri doğrultusunda gelen aileleri ifade etti. Onlara da devletin 10 yıllık vergi aldıktan sonra gerekli izni verdiğini ifade edince Anadolu’dan neden İstanbul’a insanlarımızın gidip yerleşemediğini, Padişahların neden bu yerleşme işine sıcak bakmadıklarını da düşünmek zorunda kaldık.
Sözün özüne gelince, Hasan Basri Sayı her iki konuşmasına da çok iyi hazırlanmış doya doya dinledik. Fakat bu konuşmalarını mutlaka bir kitapta toplaması, dinlemeye fırsatı olmayanlar açısından son derece önemli olduğunu vurgulamak isterim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi