Şehrimizdeki Afrikalılar!

Yaz aylarında Hacı Hasan Camii’nin önünde asırlık ağaçların altında bulunan küçük havuzlu parkta siyah tenli insanlar dikkatinizi çekmiş olmalı. Bunlar açlık, iç savaş, işsizlik ve salgın hastalık gibi olumsuz hayat şartları sebebiyle ülkelerini terketmek zorunda kalan Afrika kökenli insanlar. Daha iyi hayat şartları ümidiyle kimisi yalnız başına, kimisi eşi ve çocuklarıyla akibeti belirsiz bir yolculuğa çıkıyor, ancak insan tacirlerinin ağına düşen birçoğu Avrupa’ya götürme vaadiyle oradan oraya sürüklenerek çeşitli ülkelerde sefalet içinde yaşıyor. İşte böylesine maceraya atılarak şehrimize gelebilen Sudanlı, Somalili, Nijeryalı, ya da ülkesi başka Afrikalılar, barınacak yer, karınlarını doyuracak bir tabak yemek ve ekmeği bile zorlukla bulabiliyor. Oturma ve çalışma izinleri olmadığı için dört gözle bir Avrupa ülkesinin kendilerini kabul etmesini bekleyen bu tanrı misafirlerine sosyal yardım fonu ve çeşitli vakıflar maddî ve mânevî yardımda bulunuyor. Hatırlanacağı gibi, Mehir Vakfı da yaz aylarında Afrikalı 2 genci evlendirmişti.
Tanıdığım birisi ziyarete gittiği bir işyerine gelen Afrikalı bir kadının öğrenebildiği yarım yamalak Türkçe ile karınlarını doyurmak için temizlik, çay, yemek gibi hizmetler karşılığı bir iş aradığını, işyeri sahibinin ne kadar ücret istediğini sorunca da “Deneyin, ondan sonra siz ne kadar ücret verirseniz razıyım” dediğini söyledi. Yiyecek ve giyecek bulmakta, ev kirası ödemekte zorlanan bu kadının işyeri sahibinin 500 liralık teklifi karşısında çocuklar gibi sevindiğini kaydeden tanıdığım, “Allah kimseyi yurtlarından, yakınları, eş ve dostlarından ayrı gurbet ellerde sefalet içinde hayatta kalmaya çalışan bu gariplerin durumuna düşürmesin. Kadının iş bulmanın mutluluğu içinde âdeta gözlerinin parlaması, yüzünü sevinç kaplaması karşısında gözlerim yaşardı. Hâlimize ne kadar şükretsek az” derken, halâ şahit olduğu olayın etkisinde gibiydi. Erkekleri buldukları inşaat ve çeşitli vasıfsız işlerde tâbiri câizse sudan ucuz ücretle çalışan Afrikalılardan iş bulamayanlar ise havalar iyi olduğunda günlerini Hacı Hasan Camii önündeki banklarda geçiriyorlar.
Postanenin önünden Çıkrıkçılar içine, ya da Saray Çarşısına gelip geçerken bu siyahi insanları görüyoruz da “Acaba ne hâldeler” diye düşündüğümüz oluyor mu? Sudan ve Somali gibi bazı Afrika ülkeleri büyük yoksulluk içinde. Açlık ve yetersiz beslenme sebebiyle yılda binlerce çocuğun öldüğü bildiriliyor. Su yok, kuraklık sebebiyle ekin ve sebze yetişmiyor. Yaşamlarını çeşitli kuruluşların gıda ve ilaç yardımı ile ancak sürdürebildiklerini öğreniyoruz. Hayır kurumlarımız kuyular açarak suya kavuşturuyor, Türkiye’den giden doktorlar gözleri katarakt olanları ameliyat ederek ışığa kavuşturuyorlar. Allah onlardan razı olsun. İnsanî Yardım Vakfı (İHH) hazırlanan rapora göre umut yolculuğuna çıkan her 100 kişiden 20’si kaybolurken, yüzde 12’si de ya çürük gemilerle çıktıkları sonu belirsiz yolculuk sırasında denizlerde, ya da balık istifi dolduruldukları araçlarda havasızlıktan hayatını kaybediyor. Bir kısmı da organ mafyasının tuzağına düşen göçmenlerin üçte ikisi Afrika ve Ortadoğu kökenli. Topraklarını terkedenlerin yüzde 70 artışla 42 milyona ulaştığı, Türkiye’de 18 bin kayıtlı mültecinin yaşadığı bildiriliyor. Öte yandan, 1948 yılında İsrail kurulduğunda Filistin’den göç edenlerin sayısının 914 bin olduğu, bugün 5 milyon 600 bin Filistinlinin kendine yeni bir yurt aradığı, Suriye, Lübnan ve Ürdün’de Filistin kökenli insanların üç kuşaktır yaşadığı mülteci şehirlerinin oluşmuş olduğu haber veriliyor.
ABD ve müttefiklerinin işgalinden bu yana 4.5 milyon Iraklının yurt dışına iltica ettiği, 2 milyon kişinin de ülke içinde yer değiştirdiği, işgâl altındaki Afganistan’dan da 4 milyonu aşkın kişinin başka ülkelerde muhacir konumunda olduğu ekleniyor. Siyasi baskılar ve ekonomik sebeplerle 1 milyon Özbek, Karabağ savaşı sebebiyle aynı sayıda Azerbaycanlı, Bosna savaşı yüzünden 400 bin Boşnak, Ruslarla savaş hâlinde olan bir o kadar Çeçen yurtlarından uzak bulunuyor. Çeçenlerden 427’si halen İstanbul’da Fenerbahçe, Ümraniye ve Beykoz’daki kamplarda zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. İsrail işgali yüzünden Irak’a sığınan Filistinliler, bu defa ABD Irak’ı işgal edince Suriye’ye geçerek, tampon bölgedeki Tenf kampında hiçbir şeyi olmadan yaşamak zorunda kaldılar. Tabii, dünyanın birçok ülkesinde zorunlu göçler yüzünden pekçok aile parçalanmış, çocuklar ana babalarından ayrı kalmış bulunuyor.
Allah, yurdundan ve yuvasından ayrı kalanların yardımcısı olsun. Milyonlarca insan mülteci kamplarında zor şartlarda hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor. Bilindiği gibi, Filistin konusu Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Resmi rakamlara göre Suriye’de 10 kampta 413 bin 827, Batı Şeria’da 19 kampta 665 bin 246, Ürdün’de 10 kampta 1 milyon 740, Lübnan’da 12 kampta 394 bin 532, Gazze’de 8 kampta 922 bin 674 mülteci barınıyor. Bunlardan bir kısmı İsrail’in bombalaması korkusu altında yaşıyor, ancak Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, hiçbir uluslar arası kuruluşun kılı kıpırdamıyor. ABD’nin ise ileri karakolu İsrail’i uyarması zaten beklenmiyor.
Hatırlanacağı gibi geçmişte Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı Todor Jivkov zamanında soykırım sebebiyle 300 bini aşkın Türk asıllı insan, Saddam Hüseyin dönemindeki zulüm sebebiyle 250 bin Iraklı, sınırımıza dayanınca Turgut Özal’ın emriyle aylarca iskân edilmişti. Bu sebeple yurt ve yuvasız kalmanın ne demek olduğunu en fazla, Marmara Depremi’nde can ve mallarını kaybeden binlerce insanını kanatları altında himaye eden Türkiye bilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi