Ormanlar Kimin Malı?
Yayınlanma:
Bu sorunun cevabı kolay: Arazinin mülkiyeti kimde ise üzerindeki orman veya ağaçlarda onun malı. Bizde öyle olmuyor veya en azından öyle olmadığı görülüyor.
Sanki ormanlarımız, milletin malı değil de devletin malıymış gibi geliyor bana. Çünkü; ormanlarımıza devlet sahip çıkmaya çalışıyor da millet sahip çıkmıyor.
Ben çocukluğumdan beri biliyorum ve görüyorum ki millet, fırsat buldukça acımadan ormanlarımızı yok etmeye çalışıyor. Yine köyde geçen çocukluk yıllarımızdan hatırlarız ki; önceleri kağnılarla, at arabalarıyla, katırlarla ve eşeklerle, sonraları kamyonlarla ve traktör arabalarıyla ormandan yüklerle izinsiz odun taşınırdı. Kışlık yakacak ihtiyacı ormandan giderilir, evin ve çardağın damına atılacak ağaçlar ormandan temin edilirdi. İnsanların verdikleri zarar yetmiyormuş gibi bir de kıl keçiler ve büyük baş hayvanlar ormanı talan ederlerdi.
Sonunda el birliğiyle ve gönül hoyratlığıyla ülkemizi ormansız hale getirdik. Gür ormanlar ve yemyeşil bayırlar masallarda kaldı. Ağaç dikmenin, yetiştirmenin ve büyütmenin önemini ve ne kadar zor bir iş olduğunu, uzun zaman aldığını, topraklarımızı ağaçlandırmanın millî bir görev olduğunu halâ anlayabilmiş değiliz.
Devletimiz bütün kurumlarıyla topraklarımızı ağaçlandırmak, yok edilen ormanlarımızı yeniden yeşertmek için büyük gayret gösteriyor ve çaba sarf ediyor. Aynı ilgiyi ve heyecanı halkımız her nedense göstermiyor. Halbuki ülkemiz ormansızlıktan çok büyük zarar görüyor; kıtlık, yokluk ve susuzluk yaşıyor; topraklarımız çatlıyor ve hayvanlarımız yeşil otlaklar olmadığı için telef oluyor. Erezyon yamaçları ve vadileri topraksız bırakıyor. Ormansız bölgelerden engelsiz ovaya inen sel suları köylerimizi, evlerimizi, hayvanlarımızı, arabalarımızı ve bazen de insanlarımızı sürükleyip götürüyor. Dağları, tepeleri, vadileri ağaçsız bırakanlar, sel yataklarına ev yaptırmayı ve fabrika kurmayı çok iyi beceriyorlar.
Her nedense varlığımız, topraklarımıza maalesef zarar vermeye başladı.
Anadolu toprakları ağaçlandırılmaya ve orman kümeleriyle yeşillendirilmeye o kadar müsait ki. Alabildiğine düz olan Avrupa toprakları ormanlarla kaplı ama insanlara huzur ve canlılara rahat vermiyor. Asya, özellikle Sibirya arazisi öylesine ormanlık ki ruhu okşayan ve canlıları bağrına basan bir merhameti yok. Hal bu ki bizim topraklarımız öyle mi? Anadolu toprakları dağlarıyla, tepeleriyle, ve ovalarıyla bir ağaçlandırılsa dünyanın en güzel manzaralarından ve parklarından birisine de biz sahip oluruz. Öyle değil mi?
Evet, tekrar soruyorum: Ormanlarımız kimin malı? Devletin malıysa devlet sahip çıksın. Milletin malıysa millet sahip çıksın. Yok her ikisinin de malı ise yani milli servetse her ikisi de sahip çıksın. Aksi takdirde bu sahipsizlik ormanlarımızı tamamen bitirecek. Sahip çıkılmayarak;:”Ormanlarımız milî hazinemiz, can damarlarımız, kalbimiz, ve oksijen kaynağımız.” diye de boşuna nutuk çekilmesin. Devletin sahip çıkması yetmiyorsa, milletin de sahip çıkması sağlansın. Millet sahiplenirse ormanlarımız yakılmaz, işkal edilmez ve otel yerleri olarak düzlük haline getirilmez.
Siz hiç ağaçları yanmış, zemin külle kaplanmış, dallar yeşil yapraksız kalmış ve ağaç kökleri kararmış arazi, dağ tepe gördünüz mü? Orman yangınlarından sonra ortaya çıkan korkunç manzarayı, ormanlarımıza sahip çıkmayan bu millete ibret için göstermek lâzım. Yanıp kül olan ağaçların, asırlık çınarların, bir asırda yetiştirilmesinin mümkün olmadığını bilmek ve düşünmek lâzım. Çobanların, avcıların, yolcuların, tatilcilerin ve sarhoşların ormanlarımızı yakmaya ne hakları var. Böylelerine hadlerini bildirecek ve ormanlarımızı yaktıklarına pişman edecek bir güç yok mu? Hainler, bölücüler, ajanlar ormanlarımızı neye yakıyorlar? Hiç düşürdük mü? Ormanlarımızın ülkemizin kalkınmasında , milletimizin sağlık ve huzurlu yaşamasında nasıl bir moral deposu olduğunu bildikleri için.
Gelin bir de konunun millî ve dinî yönüne bakalım:
Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Görmez misin ki göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor, birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.” (Hac Suresi,ayet;18)
Allah'a secde eden ağaçları, ormanları secde edemeyecek hale getirenler bunun hesabı Ahırette nasıl verecekler?
Eski Türklerde bir insanın doğumu onun adına bir ağaç dikilerek kutlanırmış.
Sevgili Peygamberimiz savaş sırasında veya sefer esnasında ağaç kesilmesini yasaklarmış.
Aşağıdaki hadîs-i şerifler, İslâm’da ağaç dikmenin ve tepeleri ormanlık hale getirmenin önemini, lüzumunu ve faydasını anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır: Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da onu kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse muhakkak onu diksin, bırakmasın.”(Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, cilt: VII, sayfa;124.)
“Ağaç diken hiçbir kimse yoktur, ancak Cenâb-ı Hak o kimseye diktiği ağaçtan çıkan meyve kadar ecr-u sevap takdir ve ihsan buyurur.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, cilt; VII, sayfa;122.)
“Hiçbir Müslüman yoktur ki, o, ağaç diksin, yahut mahsulünden insan, kuş, kurt yesin de kendisi müstefit olmasın. Elbette o Müslüman da diktiğiyle, ektiğiyle sevap alır, dedi.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VII. Cilt, sayfa; 121.)
Sanki ormanlarımız, milletin malı değil de devletin malıymış gibi geliyor bana. Çünkü; ormanlarımıza devlet sahip çıkmaya çalışıyor da millet sahip çıkmıyor.
Ben çocukluğumdan beri biliyorum ve görüyorum ki millet, fırsat buldukça acımadan ormanlarımızı yok etmeye çalışıyor. Yine köyde geçen çocukluk yıllarımızdan hatırlarız ki; önceleri kağnılarla, at arabalarıyla, katırlarla ve eşeklerle, sonraları kamyonlarla ve traktör arabalarıyla ormandan yüklerle izinsiz odun taşınırdı. Kışlık yakacak ihtiyacı ormandan giderilir, evin ve çardağın damına atılacak ağaçlar ormandan temin edilirdi. İnsanların verdikleri zarar yetmiyormuş gibi bir de kıl keçiler ve büyük baş hayvanlar ormanı talan ederlerdi.
Sonunda el birliğiyle ve gönül hoyratlığıyla ülkemizi ormansız hale getirdik. Gür ormanlar ve yemyeşil bayırlar masallarda kaldı. Ağaç dikmenin, yetiştirmenin ve büyütmenin önemini ve ne kadar zor bir iş olduğunu, uzun zaman aldığını, topraklarımızı ağaçlandırmanın millî bir görev olduğunu halâ anlayabilmiş değiliz.
Devletimiz bütün kurumlarıyla topraklarımızı ağaçlandırmak, yok edilen ormanlarımızı yeniden yeşertmek için büyük gayret gösteriyor ve çaba sarf ediyor. Aynı ilgiyi ve heyecanı halkımız her nedense göstermiyor. Halbuki ülkemiz ormansızlıktan çok büyük zarar görüyor; kıtlık, yokluk ve susuzluk yaşıyor; topraklarımız çatlıyor ve hayvanlarımız yeşil otlaklar olmadığı için telef oluyor. Erezyon yamaçları ve vadileri topraksız bırakıyor. Ormansız bölgelerden engelsiz ovaya inen sel suları köylerimizi, evlerimizi, hayvanlarımızı, arabalarımızı ve bazen de insanlarımızı sürükleyip götürüyor. Dağları, tepeleri, vadileri ağaçsız bırakanlar, sel yataklarına ev yaptırmayı ve fabrika kurmayı çok iyi beceriyorlar.
Her nedense varlığımız, topraklarımıza maalesef zarar vermeye başladı.
Anadolu toprakları ağaçlandırılmaya ve orman kümeleriyle yeşillendirilmeye o kadar müsait ki. Alabildiğine düz olan Avrupa toprakları ormanlarla kaplı ama insanlara huzur ve canlılara rahat vermiyor. Asya, özellikle Sibirya arazisi öylesine ormanlık ki ruhu okşayan ve canlıları bağrına basan bir merhameti yok. Hal bu ki bizim topraklarımız öyle mi? Anadolu toprakları dağlarıyla, tepeleriyle, ve ovalarıyla bir ağaçlandırılsa dünyanın en güzel manzaralarından ve parklarından birisine de biz sahip oluruz. Öyle değil mi?
Evet, tekrar soruyorum: Ormanlarımız kimin malı? Devletin malıysa devlet sahip çıksın. Milletin malıysa millet sahip çıksın. Yok her ikisinin de malı ise yani milli servetse her ikisi de sahip çıksın. Aksi takdirde bu sahipsizlik ormanlarımızı tamamen bitirecek. Sahip çıkılmayarak;:”Ormanlarımız milî hazinemiz, can damarlarımız, kalbimiz, ve oksijen kaynağımız.” diye de boşuna nutuk çekilmesin. Devletin sahip çıkması yetmiyorsa, milletin de sahip çıkması sağlansın. Millet sahiplenirse ormanlarımız yakılmaz, işkal edilmez ve otel yerleri olarak düzlük haline getirilmez.
Siz hiç ağaçları yanmış, zemin külle kaplanmış, dallar yeşil yapraksız kalmış ve ağaç kökleri kararmış arazi, dağ tepe gördünüz mü? Orman yangınlarından sonra ortaya çıkan korkunç manzarayı, ormanlarımıza sahip çıkmayan bu millete ibret için göstermek lâzım. Yanıp kül olan ağaçların, asırlık çınarların, bir asırda yetiştirilmesinin mümkün olmadığını bilmek ve düşünmek lâzım. Çobanların, avcıların, yolcuların, tatilcilerin ve sarhoşların ormanlarımızı yakmaya ne hakları var. Böylelerine hadlerini bildirecek ve ormanlarımızı yaktıklarına pişman edecek bir güç yok mu? Hainler, bölücüler, ajanlar ormanlarımızı neye yakıyorlar? Hiç düşürdük mü? Ormanlarımızın ülkemizin kalkınmasında , milletimizin sağlık ve huzurlu yaşamasında nasıl bir moral deposu olduğunu bildikleri için.
Gelin bir de konunun millî ve dinî yönüne bakalım:
Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Görmez misin ki göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor, birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.” (Hac Suresi,ayet;18)
Allah'a secde eden ağaçları, ormanları secde edemeyecek hale getirenler bunun hesabı Ahırette nasıl verecekler?
Eski Türklerde bir insanın doğumu onun adına bir ağaç dikilerek kutlanırmış.
Sevgili Peygamberimiz savaş sırasında veya sefer esnasında ağaç kesilmesini yasaklarmış.
Aşağıdaki hadîs-i şerifler, İslâm’da ağaç dikmenin ve tepeleri ormanlık hale getirmenin önemini, lüzumunu ve faydasını anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır: Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da onu kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse muhakkak onu diksin, bırakmasın.”(Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, cilt: VII, sayfa;124.)
“Ağaç diken hiçbir kimse yoktur, ancak Cenâb-ı Hak o kimseye diktiği ağaçtan çıkan meyve kadar ecr-u sevap takdir ve ihsan buyurur.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, cilt; VII, sayfa;122.)
“Hiçbir Müslüman yoktur ki, o, ağaç diksin, yahut mahsulünden insan, kuş, kurt yesin de kendisi müstefit olmasın. Elbette o Müslüman da diktiğiyle, ektiğiyle sevap alır, dedi.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VII. Cilt, sayfa; 121.)





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.