Milletini Konuşturan Şair, Mehmet Akif Ersoy
Yayınlanma:
Anadolu coğrafyasında, yaklaşık bin yıldır bağımsız olarak yaşıyoruz. Bunun altı yüz yıllık dönemini Osmanlı Devleti oluşturmaktadır. Osmanlı döneminin son iki yüzyılında yaşanan yenilgiler, maalesef coğrafyamızı daralttı, siyasal, ekonomik ve kültürel çalkantılara sebebiyet verdi.
Viyana önlerinde 1683 yılında yaşadığımız yenilgi ve 1699 Karlofça Antlaşması, bu coğrafyadaki daralma sürecimizi başlatan olaylardır. 18 nci ve 19 ncu yüzyıllarda yaşadığımız daralma sürecimizin temel rakibi, Çarlık Rusya’sı olmuştur. Karlofça, Prut, Küçük Kaynarca, Yaş, Bükreş, Edirne, Paris ve Ayestefanos Antlaşmaları, hep Ruslarla yapılan uzun savaşların sonucunda imzalanmıştır. Bu savaşların ekseriyeti Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ve toprak kaybı ile sonuçlanmıştır.
20 nci yüzyıl başında, Milli Mücadele’den hemen önceki durum da bundan farklı değildir. 1911-1918 arasındaki yedi yıla üç savaş sıkıştırmışız. 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan ve 1914-1918 arasındaki Birinci Dünya Savaşı.
Bu savaşların bize nelere mal olduğunu, bu Milletin hafızasından silmek mümkün mü? Hele Çanakkale unutulur mu? Bütün öğrencileri şehit olduğu ya da cephede olduğu için mezun veremeyen; İstanbul Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi (Darülfünun), İzmir Erkek Lisesi, Konya Lisesi unutulur mu?
Fransız İhtilalının başladığı 1789 yılında, Osmanlı Devleti 4 milyon kilometrekare idi. Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce ise 2 milyon kilometrekare oldu. 10 Ağustos 1920’de Sevr antlaşması imzalandığında, Türklere İç Anadolu’da denizlerden ve ticaret yollarından mahrum daracık bir alan bırakıldı yani hapsedildi.
Bu manada Milli Mücadele; Türk Milleti’nin varlığını ve bağımsızlığını koruma mücadelesidir.
Milletimizin varlığını ve bağımsızlığını koruma savaşının en önemli manevi kaynağı, hiç şüphesiz Mehmet Akif ERSOY’dur. O bu milletin coşku ve ümit kaynağı olmuştur.
Milli Mücadele döneminde, Balıkesir’de hutbeler vererek halkı bağımsızlığı için savaşa davet eden Mehmet Akif ERSOY, daha sonra İnebolu üzerinden Ankara’ya gelmiş, Konya ve Kastamonu’da halkı Milli Mücadele konusunda teşvik eden hutbeler vermiş, birçok faaliyette bulunmuştur.
Milli Mücadele sırasında, Büyük Millet Meclisi’ne Burdur Milletvekili olarak giren Akif, 17 Şubat 1921’de İstiklal Marşı’nı yazmıştır. Bu eserinin Milli Marş olarak kabul edilmesi ile birlikte, beşyüz lira ile ödüllendirilmiştir. Akif bu ödülü almamış, fakir İslam ve çocuklarına iş öğretmek amacıyla kurulmuş olan Dar-ul Mesai adlı kuruluşa bağışlamıştır. Bu bağışı yaparken de cebinde sadece iki lira bulunması, onun manevi dünyasını tarif etmeye yeter.
Ankara’da ne zaman Tacettin Dergâhı’na gitsem, manevi dünyamda ayrı bir iklim yaşarım. Onun İstiklal Marşı’nı yazdığı ve yıllarda yaşadığı evi izlerken içim burkulur. Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU gibi insanları, mıknatıs gibi oraya çeken duyguyu, acaba yüzde kaçımız anlayabiliyoruz?
Mehmet Akif, ömrü boyunca içinde yaşadığı topluma yabancı kalmamış, onun dertleri ile hemdert olmuştur. Fakat hiçbir şiirinde, İstiklal Marşına olduğu kadar mistik bir ruhla milletiyle beraber, milletiyle bir aynileşme, özdeşleşme içinde olmamıştır. Akif, İstiklal Marşı’nda milletini konuşturmuş bir şairdir. İstiklal Marşı, Milletin ruhundan çıkmış bir şiirdir.
Mehmet Akif’in 1926 yılından sonra Mısır’a yerleşip, orada yıllarca yalnızlık içinde yaşamasını, Müslüman bir Türk evladı olarak kabullenemem. 1936’da yurda dönmesi beni teselli eder. Yurda döndükten sonra 5 ay yaşayıp, 27 Aralık 1936’da 63 yaşında Hakkın rahmetine kavuşması ile birlikte, çok sevdiği bu Anadolu toprakları Ona kucağını açmıştır.
Milletini konuşturan şair Mehmet Akif ERSOY gibi değerlere sahip çıktıkça, bu Millet ilelebet yaşayacak, bağımsız olarak kalacaktır. Aksi halinde ne yaşamaktan, ne de bağımsızlıktan bahsedilebilir. Tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.
Viyana önlerinde 1683 yılında yaşadığımız yenilgi ve 1699 Karlofça Antlaşması, bu coğrafyadaki daralma sürecimizi başlatan olaylardır. 18 nci ve 19 ncu yüzyıllarda yaşadığımız daralma sürecimizin temel rakibi, Çarlık Rusya’sı olmuştur. Karlofça, Prut, Küçük Kaynarca, Yaş, Bükreş, Edirne, Paris ve Ayestefanos Antlaşmaları, hep Ruslarla yapılan uzun savaşların sonucunda imzalanmıştır. Bu savaşların ekseriyeti Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ve toprak kaybı ile sonuçlanmıştır.
20 nci yüzyıl başında, Milli Mücadele’den hemen önceki durum da bundan farklı değildir. 1911-1918 arasındaki yedi yıla üç savaş sıkıştırmışız. 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan ve 1914-1918 arasındaki Birinci Dünya Savaşı.
Bu savaşların bize nelere mal olduğunu, bu Milletin hafızasından silmek mümkün mü? Hele Çanakkale unutulur mu? Bütün öğrencileri şehit olduğu ya da cephede olduğu için mezun veremeyen; İstanbul Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi (Darülfünun), İzmir Erkek Lisesi, Konya Lisesi unutulur mu?
Fransız İhtilalının başladığı 1789 yılında, Osmanlı Devleti 4 milyon kilometrekare idi. Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce ise 2 milyon kilometrekare oldu. 10 Ağustos 1920’de Sevr antlaşması imzalandığında, Türklere İç Anadolu’da denizlerden ve ticaret yollarından mahrum daracık bir alan bırakıldı yani hapsedildi.
Bu manada Milli Mücadele; Türk Milleti’nin varlığını ve bağımsızlığını koruma mücadelesidir.
Milletimizin varlığını ve bağımsızlığını koruma savaşının en önemli manevi kaynağı, hiç şüphesiz Mehmet Akif ERSOY’dur. O bu milletin coşku ve ümit kaynağı olmuştur.
Milli Mücadele döneminde, Balıkesir’de hutbeler vererek halkı bağımsızlığı için savaşa davet eden Mehmet Akif ERSOY, daha sonra İnebolu üzerinden Ankara’ya gelmiş, Konya ve Kastamonu’da halkı Milli Mücadele konusunda teşvik eden hutbeler vermiş, birçok faaliyette bulunmuştur.
Milli Mücadele sırasında, Büyük Millet Meclisi’ne Burdur Milletvekili olarak giren Akif, 17 Şubat 1921’de İstiklal Marşı’nı yazmıştır. Bu eserinin Milli Marş olarak kabul edilmesi ile birlikte, beşyüz lira ile ödüllendirilmiştir. Akif bu ödülü almamış, fakir İslam ve çocuklarına iş öğretmek amacıyla kurulmuş olan Dar-ul Mesai adlı kuruluşa bağışlamıştır. Bu bağışı yaparken de cebinde sadece iki lira bulunması, onun manevi dünyasını tarif etmeye yeter.
Ankara’da ne zaman Tacettin Dergâhı’na gitsem, manevi dünyamda ayrı bir iklim yaşarım. Onun İstiklal Marşı’nı yazdığı ve yıllarda yaşadığı evi izlerken içim burkulur. Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU gibi insanları, mıknatıs gibi oraya çeken duyguyu, acaba yüzde kaçımız anlayabiliyoruz?
Mehmet Akif, ömrü boyunca içinde yaşadığı topluma yabancı kalmamış, onun dertleri ile hemdert olmuştur. Fakat hiçbir şiirinde, İstiklal Marşına olduğu kadar mistik bir ruhla milletiyle beraber, milletiyle bir aynileşme, özdeşleşme içinde olmamıştır. Akif, İstiklal Marşı’nda milletini konuşturmuş bir şairdir. İstiklal Marşı, Milletin ruhundan çıkmış bir şiirdir.
Mehmet Akif’in 1926 yılından sonra Mısır’a yerleşip, orada yıllarca yalnızlık içinde yaşamasını, Müslüman bir Türk evladı olarak kabullenemem. 1936’da yurda dönmesi beni teselli eder. Yurda döndükten sonra 5 ay yaşayıp, 27 Aralık 1936’da 63 yaşında Hakkın rahmetine kavuşması ile birlikte, çok sevdiği bu Anadolu toprakları Ona kucağını açmıştır.
Milletini konuşturan şair Mehmet Akif ERSOY gibi değerlere sahip çıktıkça, bu Millet ilelebet yaşayacak, bağımsız olarak kalacaktır. Aksi halinde ne yaşamaktan, ne de bağımsızlıktan bahsedilebilir. Tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.